Naz
09.04.2006, 02:23
KADIN VE IKTIDAR
21.yy girdiğimiz halde,kadınlar hala "azınlık" olarak karşılanmaktalar.Erkeklerle eşit düzeyde olmak yasal muhtevalar kazandığı halde,pratikte bu eşitlik olayı tanınmamaktadır.Bir bütün olarak karar alma merkezlerinin ,ulusal düzeylerde temsil etmeleri kadınlara kapatılmıştır.Ayrıca kadınlara yönelik çalışma hayatında ve meşguliyet alanlarında bir çok ayrımcılık saptanmıştır.Kadınların politik programların saptanmasında yer almayışı bir skandaldir.Bu tür anti-demokratik distalanma nin sadece kadına yönelik bir hakaret değil daha çok demokrasiye bir hakarettir.
İktidar,zoru kullanma yeteneğinin oluşumu ve diğerlerini ikna ederek sana uymalarını sağlayan ataerkil dönemin ilk değerlerindendir.Günümüzdeki sözüm ona politikanın uygulaması hala bu iktidar anlayışı ile özdeşleştirilmektedir.Kadınlar tarafından uygulandığı zaman bile erkek anlayışı ile uygulanmakta ve çok az bir azınlık istisnadır.Bu istisna olan kadınlardan biride Meri Rabinsondur.
Uygulanan bu politika ile ilgili bir kaç söz daha:Bilindiği gibi bu politikanın alanında kamusal yasam özelden daha önemli ve ilgi çekici.Kamusal alanın özelden ayrılısında ,kamusal hükümlerin erkekler tarafından temsiline izin verirken(özgür erkeklerce)
ve onlarda çok hızlı bir şekilde iktidarın profesyonelleri oldular.Kadınlar ise ,ocakların "korunması"için çağrıldılar.Ve sonuçta pratik hakların kullanılması yeteneğinden yoksun kişiler olarak değiştiler,bütünleşmemiş kişilikler oldular ve öyleci şehrin adaleti onlarla meşgul olmadı.Bu yöntemle"kadın"kategorisi doğdu.Onlara verilen bu özel rolün sonucu politik,ekonomik,sosyal hakların tadılması kadınlara yasak edildi.
Kadın hareketine katıldığım zaman,bu hareket devrimci ve değiştirici ilan edilmişti.Dünyayı değiştirecek amacı olduğu için değiştirici olarak adlandırılmıştı.Kadın hareketinin talepleri ,toplumun problemlerine değinmesi,politikanın uygulamasının yeniden şekillendirilmesine neden oldu.
Kadınlar, sadece devlet düzeyinden değil,toplumsal yapılanmanın tümünden distalanmislardi.Toplumun yeniden biçimlendirilmesinde ,çift ilişkisinde,baba-çocuk ilişki biçiminden,çocukların yetiştirilmesi ve daha başka üretim biçimlerinden kadın distalanmistir.
Kadın hareketinin önerileri özel çıkarlar konusuna dokunmuş ve radikal değişiklikleri değerlendirmiştir.
Bu yıl ülkemizdeki kadınlara seçme ve seçilme hakki tanınması 50 yılını dolduruyor.Sunu belirtelim ki hala toplumsal bakış acıları kadının bu hakiyle bütünleşmemiştir.Bu gün bile kadının toplumsal ,ortak olan çalışmalara katılması konusunda kadının yeteneğinden şüphelenilmektedir. Birleşmiş Milletlerin insan haklarına saygı ve korunması kararı üstünden 54 yıl geçmiş olsa bile.
Kadın haklarının insan hakları kapsamına alınması için büyük bir mücadeleye ve bir zirve konferansına (Viyana 1993) ihtiyaç oldu.Dünya İnsan Hakları Beyyanamesinin temellerine 11 Eylül olaylarından sonra bomba konulmuştur.Hava alanlarındaki tırnağa kadar kontroller,sivillerin kontrolü için polislere tanınan geniş yetki,askeri mahkemeler,işkencenin yükselişi,halkların artan yoksulluğu bunlardan bazıları. Bu şartlarda insan haklarının varlığından ve onun korunmasından bahsedile bilinir mi? Bu sefil görüntülerin önünde acaba kadınların iktidarda olmalarının önemli olup olmadığını kendi kendime düşünüyorum.Ama önemli.Hiç olmazsa su görüşte olanların dediği gibi,"kadınlar yönetimde yer alırlarsa savaşlardan ve diktatörlüklerden kurtulmuş oluru ".Tartışmak için bir konu daha önümüze çıkıyor.Buda bazıları kadınlar iktidardayken erkeklerden daha çok sert olduklarını gösterdiler.Örneğin Taecher,Olbreit gibileri.Bu noktada sunu belirteyim ki cins olarak erkekler problem değil ancak toplumsal sistemin onları şekillendirdiği düzey problemdir.Erkek egemenliğinin olduğu dünyada bütün kadınlarda barışsever değil ama erkekler içinden bir çok barış yanlıları var.Batili görüşlerimiz,yani sosyal adalet (demokrasi ve özgürlük fikirleri) yunanlı filozoflar olan Sokrates ve Pitagorastan gelmektedir.
İnsan Hakları Temeli doğuştan kişinin hakki olan,kişiye değer vermeyi ,saygıyı ve korumayı oluşturur.Alman filozof Kantin dediği gibi ,insan sağduyu verileri ve mantıktır.Daha değişik anlamda, bu olgular doğanın isleyiş mantığı içinde kullanılmazlar,ama saygı özneleri olarak. Fakat kadınlar üretim rollerinden dolayı yüzyıllar boyunca doğanın bir isleyişi olarak görülüp kullanıldılar ve kendilerini erkekle eşit kılacak eşit vatandaş haklarından yoksun bırakıldılar. Belcide tarihin sayfalarını çevirme ihtiyacı gerekecektir.Ve orada göreceksiniz ki kadınlardan bahsedilmesinden özenle kaçınılmaktadır.Ama büyük politik çalkantıların olduğu dönemlerde kadınların belirgin olan varlığını tarihte göreceğiz.Onların aniden "doğal" yerlerini ,yani mutfaklarını ve ev hanımlıklarını terlettiklerini göreceğiz.Ve tek erkeklere ait olan alanlara nasıl girdiklerini ve özelliklede silah yapılan fabrikalara kadar girişlerini tarihte göreceğiz.Çoğu zaman önemli yönetim yerleri onlara güvenilerek verilmiştir.Kadınlar bu tür yerlerde basarili olmuşlardır.Peki nasıl olurda artık ihtiyaç olmadığı zaman tekrar eski "görevlerine" dönmelerinde ikna edilebilmekteler?Çünkü bu "görevin" asil yerleri olduğuna kendilerine inandıkları için.Bazı kadınların değişik bir
Feminizm,kadının sosyal restorasyonundaki en büyük engeli teşkil eden ,aile içindeki rolü ve şiddeti gün ışığına pratik içinde olmaları ise,"doğal isleyişini kendi kişisel hırslarına kurban ediyor" diye kadın suçlanıyor.Ve daha önemlisi de,"saygın kadınlar,varoluşlarını hissettirmeme konusunda özen göstermeli"dirler. çıkardı. Feminizm insan ilişkilerindeki protipi olan "erkek-yönetici,kadın -yönetilen" cepheye ve paralel olarak şiddetin dayandığı hiyerarşi temelde karsı çıkan ilk ideolojidir.Sadece Feminizm temel sosyal hükümlerde ailenin tekrar düzenlenmesini önermektedir.Ve bir tek Feminizm kesin olarak tecavüzün erkeksel şiddetini,kadının dayak yiyişini,savasın erkeksel şiddetiyle bağlamaktadır. Ve tabii kı sadece Feminizm kuralların uygulanmasını değerlendirmekte,örneğin eşitliğin ve özgürlüğün sadece toplumun yarısı olan erkekler için değil bütün insanlık için olduğunu vurgulaması gibi.
Özellikle şiddet için bir kaç söz söylemek istiyorum.Günümüzde , dünya kadın düşmanı mezheplerin hem İslam hem de Hıristiyan fundementalizmine dönüş yapıyor.Dünya çapında kadına karsı şiddette bir artış gözlemleniyor.Bu sadece hikayelerde değil hayatin bizzat kendi gerçekliğinde.Edebiyatta,sinemada kursun yağmuru gibi kadına karsı şiddet islenmekte ve tecavüze uğrayan ,öldürülen resimler gösterilmekte.Eski filolojik şiddet (Don Juan) filmleri bu yenilerin yanında anlamsız kalmakta.Milyonlarca dolarlık porno endüstrisi evlerden geçerken bıraktığı mesaj su:seksüel tatmin şiddette,kötü kullanmada,köleleştirmede,işkencede.Bu da kadın cinsinin aşağılanmasını veren bir olgu.Yapılan araştırmalara ve araştırmacılara göre,kadına karsı uygulanan şiddetli baskı somut olarak bir şiddetin ve savasın önceden habercisidir.
Günümüzdeki toplumsal yapıda sadece kadın uyumlu ve temel insan ihtiyaçlarına cevap veren ve diğer insanlarla olan ilişkilerini kendi kişisel yapısına zararlıda olsa öncelik tanımalı.Böylece kadınlar sosyal olarak başkalarının mutluluğu için kendi refahlarına karsıda olsa harekete geçmekte.Erkekler ise, toplumda yer alırken,görevleri kendi amaçlarının peşinden koşmak ve onları başkalarının zararına da olsa elde etmektir.Psikanalist Cin Biker Müllere göre,böyle iki gruba bölünmek iki cins üzerinde psikolojik çarpıklıklar oluşturmaktadır. Mullere göre,kadınlar başkalarıyla o kadar çok özdeş oluyorlar ki ,bir kayıp tehdidi veya sıkı bir ilişkinin bozulmasını kendi benliklerindendi kesin bir kayıp olarak yaşıyorlar.Ama erkekler çok sık bir şekilde insani ihtiyaç olan bu siki ilişkiyi "engel"veya "tehlike" olarak görmekteler.Böylece onlar için başkalarına hizmet önemli olmamakta ve hayatlarında ikincil bir yer almaktadır.
Bütün bunlara rağmen kadınlar ulusal meclislere seçildiler.Az bir azınlıkta olsa kadınların meclislere girişleri erkek toplumunu iki şekilde rahatsız etti.Bir taraftan erkekler mecliste temsilin tekelini kaybettiler,öte yandan yeni gelen antagonistler sayısal olarak onları geçmekteydiler.(Dünya nüfusunun %51 ni kadınlar oluşturmaktadır.) Bu isin gidisine rahatsız olanlar karsılarında ne çok korkunç bir hasmın ve nede politikanın yeni bir protipi olduğunu saptadılar.Yeni gelenler alternatif bir politik öneri getiremedikleri gibi kendi aralarında da bir dayanışma oluşturamadılar. Pratik daha çok onların ikinci sınıf olmalarını ve suçlu hissetme (kocaya ve çocuğa karsı suçlu) karmaşasını karakterize etti.Partilerinin ve erkeklerin kendilerine biçtikleri rollerle kendilerini oluşturmaya çalıştılar.Bütün bunlar tartışıldı ve cevapları verildi.Tekrar tartışmaya gerek yok sanıyorum.
Tespit edilen su ki,erkek egemenliği yerinde kalmakta ve adaletli bir politik,ekonomik sistem mümkün olmamakta.Ne yazık ki var olan bu sistem bir çok kadın tarafından beslenmektedir.Eğer bu yetiştirmenin,diğerlerine yardımın ve sevginin yaşamsal yani ekonomik programlarla bütünleştirildi mi sağlıklı ve dengeli ekonomik,politik bir sistem olabilir.
Kısa bir süre önce bir erkek,belli kı feminist bir anlayıştan yoksun,şunları yazmıştı:toplumsal değişim zorunlu.Bize özel olarak çok gelişmiş bir toplumsal sistem gerek.Bu sistem ,insanin özgürleştirilmesini ve her tür kullanılmasını ,baskıdan korunmasını sağlamalıdır. Bu Apostolos Lazaridisin kitabi <YENI başlangıcı cağın>dan.20y.yılın bize bıraktığı problemlerin basında insanin kendine yabancılaşmasını ve iktidarın toplumsal değerler,insani düşüncelerden uzaklaşmasını anlatan bir kitap.Yazar eski Yunanistan da olan bir anlayışa sahip. Bu eski anlayışta politika <SORUMLULUK duygusu>anlamındadır.İste bir konu daha tartışmak için.
Keti Papariga-Kostavara
Sosyolog
Atina-2002
ceviri:G.C.b
21.yy girdiğimiz halde,kadınlar hala "azınlık" olarak karşılanmaktalar.Erkeklerle eşit düzeyde olmak yasal muhtevalar kazandığı halde,pratikte bu eşitlik olayı tanınmamaktadır.Bir bütün olarak karar alma merkezlerinin ,ulusal düzeylerde temsil etmeleri kadınlara kapatılmıştır.Ayrıca kadınlara yönelik çalışma hayatında ve meşguliyet alanlarında bir çok ayrımcılık saptanmıştır.Kadınların politik programların saptanmasında yer almayışı bir skandaldir.Bu tür anti-demokratik distalanma nin sadece kadına yönelik bir hakaret değil daha çok demokrasiye bir hakarettir.
İktidar,zoru kullanma yeteneğinin oluşumu ve diğerlerini ikna ederek sana uymalarını sağlayan ataerkil dönemin ilk değerlerindendir.Günümüzdeki sözüm ona politikanın uygulaması hala bu iktidar anlayışı ile özdeşleştirilmektedir.Kadınlar tarafından uygulandığı zaman bile erkek anlayışı ile uygulanmakta ve çok az bir azınlık istisnadır.Bu istisna olan kadınlardan biride Meri Rabinsondur.
Uygulanan bu politika ile ilgili bir kaç söz daha:Bilindiği gibi bu politikanın alanında kamusal yasam özelden daha önemli ve ilgi çekici.Kamusal alanın özelden ayrılısında ,kamusal hükümlerin erkekler tarafından temsiline izin verirken(özgür erkeklerce)
ve onlarda çok hızlı bir şekilde iktidarın profesyonelleri oldular.Kadınlar ise ,ocakların "korunması"için çağrıldılar.Ve sonuçta pratik hakların kullanılması yeteneğinden yoksun kişiler olarak değiştiler,bütünleşmemiş kişilikler oldular ve öyleci şehrin adaleti onlarla meşgul olmadı.Bu yöntemle"kadın"kategorisi doğdu.Onlara verilen bu özel rolün sonucu politik,ekonomik,sosyal hakların tadılması kadınlara yasak edildi.
Kadın hareketine katıldığım zaman,bu hareket devrimci ve değiştirici ilan edilmişti.Dünyayı değiştirecek amacı olduğu için değiştirici olarak adlandırılmıştı.Kadın hareketinin talepleri ,toplumun problemlerine değinmesi,politikanın uygulamasının yeniden şekillendirilmesine neden oldu.
Kadınlar, sadece devlet düzeyinden değil,toplumsal yapılanmanın tümünden distalanmislardi.Toplumun yeniden biçimlendirilmesinde ,çift ilişkisinde,baba-çocuk ilişki biçiminden,çocukların yetiştirilmesi ve daha başka üretim biçimlerinden kadın distalanmistir.
Kadın hareketinin önerileri özel çıkarlar konusuna dokunmuş ve radikal değişiklikleri değerlendirmiştir.
Bu yıl ülkemizdeki kadınlara seçme ve seçilme hakki tanınması 50 yılını dolduruyor.Sunu belirtelim ki hala toplumsal bakış acıları kadının bu hakiyle bütünleşmemiştir.Bu gün bile kadının toplumsal ,ortak olan çalışmalara katılması konusunda kadının yeteneğinden şüphelenilmektedir. Birleşmiş Milletlerin insan haklarına saygı ve korunması kararı üstünden 54 yıl geçmiş olsa bile.
Kadın haklarının insan hakları kapsamına alınması için büyük bir mücadeleye ve bir zirve konferansına (Viyana 1993) ihtiyaç oldu.Dünya İnsan Hakları Beyyanamesinin temellerine 11 Eylül olaylarından sonra bomba konulmuştur.Hava alanlarındaki tırnağa kadar kontroller,sivillerin kontrolü için polislere tanınan geniş yetki,askeri mahkemeler,işkencenin yükselişi,halkların artan yoksulluğu bunlardan bazıları. Bu şartlarda insan haklarının varlığından ve onun korunmasından bahsedile bilinir mi? Bu sefil görüntülerin önünde acaba kadınların iktidarda olmalarının önemli olup olmadığını kendi kendime düşünüyorum.Ama önemli.Hiç olmazsa su görüşte olanların dediği gibi,"kadınlar yönetimde yer alırlarsa savaşlardan ve diktatörlüklerden kurtulmuş oluru ".Tartışmak için bir konu daha önümüze çıkıyor.Buda bazıları kadınlar iktidardayken erkeklerden daha çok sert olduklarını gösterdiler.Örneğin Taecher,Olbreit gibileri.Bu noktada sunu belirteyim ki cins olarak erkekler problem değil ancak toplumsal sistemin onları şekillendirdiği düzey problemdir.Erkek egemenliğinin olduğu dünyada bütün kadınlarda barışsever değil ama erkekler içinden bir çok barış yanlıları var.Batili görüşlerimiz,yani sosyal adalet (demokrasi ve özgürlük fikirleri) yunanlı filozoflar olan Sokrates ve Pitagorastan gelmektedir.
İnsan Hakları Temeli doğuştan kişinin hakki olan,kişiye değer vermeyi ,saygıyı ve korumayı oluşturur.Alman filozof Kantin dediği gibi ,insan sağduyu verileri ve mantıktır.Daha değişik anlamda, bu olgular doğanın isleyiş mantığı içinde kullanılmazlar,ama saygı özneleri olarak. Fakat kadınlar üretim rollerinden dolayı yüzyıllar boyunca doğanın bir isleyişi olarak görülüp kullanıldılar ve kendilerini erkekle eşit kılacak eşit vatandaş haklarından yoksun bırakıldılar. Belcide tarihin sayfalarını çevirme ihtiyacı gerekecektir.Ve orada göreceksiniz ki kadınlardan bahsedilmesinden özenle kaçınılmaktadır.Ama büyük politik çalkantıların olduğu dönemlerde kadınların belirgin olan varlığını tarihte göreceğiz.Onların aniden "doğal" yerlerini ,yani mutfaklarını ve ev hanımlıklarını terlettiklerini göreceğiz.Ve tek erkeklere ait olan alanlara nasıl girdiklerini ve özelliklede silah yapılan fabrikalara kadar girişlerini tarihte göreceğiz.Çoğu zaman önemli yönetim yerleri onlara güvenilerek verilmiştir.Kadınlar bu tür yerlerde basarili olmuşlardır.Peki nasıl olurda artık ihtiyaç olmadığı zaman tekrar eski "görevlerine" dönmelerinde ikna edilebilmekteler?Çünkü bu "görevin" asil yerleri olduğuna kendilerine inandıkları için.Bazı kadınların değişik bir
Feminizm,kadının sosyal restorasyonundaki en büyük engeli teşkil eden ,aile içindeki rolü ve şiddeti gün ışığına pratik içinde olmaları ise,"doğal isleyişini kendi kişisel hırslarına kurban ediyor" diye kadın suçlanıyor.Ve daha önemlisi de,"saygın kadınlar,varoluşlarını hissettirmeme konusunda özen göstermeli"dirler. çıkardı. Feminizm insan ilişkilerindeki protipi olan "erkek-yönetici,kadın -yönetilen" cepheye ve paralel olarak şiddetin dayandığı hiyerarşi temelde karsı çıkan ilk ideolojidir.Sadece Feminizm temel sosyal hükümlerde ailenin tekrar düzenlenmesini önermektedir.Ve bir tek Feminizm kesin olarak tecavüzün erkeksel şiddetini,kadının dayak yiyişini,savasın erkeksel şiddetiyle bağlamaktadır. Ve tabii kı sadece Feminizm kuralların uygulanmasını değerlendirmekte,örneğin eşitliğin ve özgürlüğün sadece toplumun yarısı olan erkekler için değil bütün insanlık için olduğunu vurgulaması gibi.
Özellikle şiddet için bir kaç söz söylemek istiyorum.Günümüzde , dünya kadın düşmanı mezheplerin hem İslam hem de Hıristiyan fundementalizmine dönüş yapıyor.Dünya çapında kadına karsı şiddette bir artış gözlemleniyor.Bu sadece hikayelerde değil hayatin bizzat kendi gerçekliğinde.Edebiyatta,sinemada kursun yağmuru gibi kadına karsı şiddet islenmekte ve tecavüze uğrayan ,öldürülen resimler gösterilmekte.Eski filolojik şiddet (Don Juan) filmleri bu yenilerin yanında anlamsız kalmakta.Milyonlarca dolarlık porno endüstrisi evlerden geçerken bıraktığı mesaj su:seksüel tatmin şiddette,kötü kullanmada,köleleştirmede,işkencede.Bu da kadın cinsinin aşağılanmasını veren bir olgu.Yapılan araştırmalara ve araştırmacılara göre,kadına karsı uygulanan şiddetli baskı somut olarak bir şiddetin ve savasın önceden habercisidir.
Günümüzdeki toplumsal yapıda sadece kadın uyumlu ve temel insan ihtiyaçlarına cevap veren ve diğer insanlarla olan ilişkilerini kendi kişisel yapısına zararlıda olsa öncelik tanımalı.Böylece kadınlar sosyal olarak başkalarının mutluluğu için kendi refahlarına karsıda olsa harekete geçmekte.Erkekler ise, toplumda yer alırken,görevleri kendi amaçlarının peşinden koşmak ve onları başkalarının zararına da olsa elde etmektir.Psikanalist Cin Biker Müllere göre,böyle iki gruba bölünmek iki cins üzerinde psikolojik çarpıklıklar oluşturmaktadır. Mullere göre,kadınlar başkalarıyla o kadar çok özdeş oluyorlar ki ,bir kayıp tehdidi veya sıkı bir ilişkinin bozulmasını kendi benliklerindendi kesin bir kayıp olarak yaşıyorlar.Ama erkekler çok sık bir şekilde insani ihtiyaç olan bu siki ilişkiyi "engel"veya "tehlike" olarak görmekteler.Böylece onlar için başkalarına hizmet önemli olmamakta ve hayatlarında ikincil bir yer almaktadır.
Bütün bunlara rağmen kadınlar ulusal meclislere seçildiler.Az bir azınlıkta olsa kadınların meclislere girişleri erkek toplumunu iki şekilde rahatsız etti.Bir taraftan erkekler mecliste temsilin tekelini kaybettiler,öte yandan yeni gelen antagonistler sayısal olarak onları geçmekteydiler.(Dünya nüfusunun %51 ni kadınlar oluşturmaktadır.) Bu isin gidisine rahatsız olanlar karsılarında ne çok korkunç bir hasmın ve nede politikanın yeni bir protipi olduğunu saptadılar.Yeni gelenler alternatif bir politik öneri getiremedikleri gibi kendi aralarında da bir dayanışma oluşturamadılar. Pratik daha çok onların ikinci sınıf olmalarını ve suçlu hissetme (kocaya ve çocuğa karsı suçlu) karmaşasını karakterize etti.Partilerinin ve erkeklerin kendilerine biçtikleri rollerle kendilerini oluşturmaya çalıştılar.Bütün bunlar tartışıldı ve cevapları verildi.Tekrar tartışmaya gerek yok sanıyorum.
Tespit edilen su ki,erkek egemenliği yerinde kalmakta ve adaletli bir politik,ekonomik sistem mümkün olmamakta.Ne yazık ki var olan bu sistem bir çok kadın tarafından beslenmektedir.Eğer bu yetiştirmenin,diğerlerine yardımın ve sevginin yaşamsal yani ekonomik programlarla bütünleştirildi mi sağlıklı ve dengeli ekonomik,politik bir sistem olabilir.
Kısa bir süre önce bir erkek,belli kı feminist bir anlayıştan yoksun,şunları yazmıştı:toplumsal değişim zorunlu.Bize özel olarak çok gelişmiş bir toplumsal sistem gerek.Bu sistem ,insanin özgürleştirilmesini ve her tür kullanılmasını ,baskıdan korunmasını sağlamalıdır. Bu Apostolos Lazaridisin kitabi <YENI başlangıcı cağın>dan.20y.yılın bize bıraktığı problemlerin basında insanin kendine yabancılaşmasını ve iktidarın toplumsal değerler,insani düşüncelerden uzaklaşmasını anlatan bir kitap.Yazar eski Yunanistan da olan bir anlayışa sahip. Bu eski anlayışta politika <SORUMLULUK duygusu>anlamındadır.İste bir konu daha tartışmak için.
Keti Papariga-Kostavara
Sosyolog
Atina-2002
ceviri:G.C.b