Orijinalini görmek için tıklayınız : Necip Fazıl
manifesto 15.04.2006, 00:00 Kutuplar olmasaydı hayat çekilmezdi sanırım.
Nazım Hikmet denince Necip Fazıl , Necip Fazıl denince Nazım Hikmeti hatırlamak güzel bir şey.
Anlamak
Anlamak yok çocugum, anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var..
Aşk Korkusu
Ask korkuya perdedir, korku da aska perde;
Allah'tan nasil korkmaz, insan O'nu sever de
Camii
Camiler serbest ama bütün yolları yasak;
Onlar meydana hakim,bizse camide tutsak...
1974
Hiç
Alemin küfre göre hem başı hem sonu hiç
İki hiç arasında varlık olur mu ki hiç?
manifesto 15.04.2006, 00:13 Ayak Sesleri
..........
Birgün sönük göğsüme düştüğü vakit başım,
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikce uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşca dalacağım o kalkılmaz uykuya
Ya sağol paylaşımların için sevgili Manifesto. Ben Necip Fazıl'ın bir tek Han Duvarları şiirini biliyorum ama onuda ezberlemeye yakındın... Şiir 36 kıta olunca ezberlemesi zor oluyor... Varsa onuda paylaşırsan ii olur lise yıllarımı ananır..!!!
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP (36959 Hit)
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!
Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.
Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!
Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.
Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!
Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...
Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin
Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?
Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...
Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık
Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış
Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu
Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!
Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir
NECİP FAZIL KISAKÜREK
:) Paylaşımın için teşekkürler sevgili manifesto.bak benden güzel mesajlar almayı beklemiyordun sanırım.Ama benim emeğe karşı saygım vardır.:kapaligöz
necip fazılı dine yönlendiren sebep nedir acaba, ben bunu merak ediyorum... bir hastalığı falan vardıda allaha mı sığındı acaba, ve kaç yaşından sonra islama sarıldı... bilenlerden bilgi alabilirmiyim...
manifesto 15.04.2006, 13:43 Paylaşımın için teşekkürler sevgili manifesto.bak benden güzel mesajlar almayı beklemiyordun sanırım.Ama benim emeğe karşı saygım vardır
:) hayat herzaman insanı şaşırtacak kadar güzeldir.
necip fazılı dine yönlendiren sebep nedir acaba, ben bunu merak ediyorum... bir hastalığı falan vardıda allaha mı sığındı acaba, ve kaç yaşından sonra islama sarıldı... bilenlerden bilgi alabilirmiyim...
Necip Fazıl zaten dinsiz bir insan değildi,Mekteb-i Harbiye-yi Şahaneyi 4.sınıf olarak uzatılması karşısında
3.sınıfında terketti o yıllarda şiir yazmaya ve şair olarak anılmaya başlamıştı zaten sonra 3.sınıftan terketmesine rağmen diploma verildi, sonra Fransanın meşhur Sharbone üniversitesine felsefe okumaya başladı işte buradaki hayatı onun dönüm noktası olmuştur.Daha 24 yaşında iken kaldırımlar şiirini yazmıştır.
Ülkeye dönüşünden sonra bab-ı alide değişik işlerde çalışmış oyuz yaşına kadar bu şekilde devam etmiştir.
İşte otuz yaşına kadar olanki hayatını kendisi şöyle anlatıyor;
"O güne kadar muhasebem, her unsuriyle hassasiyetimi gıcıklayan koca bir konak, her ferdinin nereden gelip nereye gittiğini bilmediği uğultulu bir cereyan içinde, her ân iniltilerle açılıp örülen mırıltılı kapılar arasında ve bütün bir ses, renk ve şekil cümbüşü ortasında, beş hassemin sınırı tırmalayıcı ve ilerisini araştırıcı derin bir (melankoli) duygusundan ibaret...
ve ekliyor ;...Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini..."
Derken 1934 yılında birgün Abdülkerim Avrasi Hazretlerinin adresini aldı, yanına Abidin Dinoyu'da alarak yanına gitti ve o günden sonra hayatı tamamen değişti.
1942 kışında tekrar 45 günlüğüne Erzurum'a askere gönderildi. Askerken yazdığı siyasi..bir..yazı..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasını..Sultanahmet cazaevinde tattı
Ve geri kalan hayatı işte hapisler mücadeleler ve Büyük Doğu etrafında cereyan etmiştir.
Ömrünün son günleri, Erenköyündeki evinde aynı "küçük oda"da, yine kesinleşip infaz safhasına gelmiş; ve hayli ilerlemiş yaşına ve adlî tıp raporlarına rağmen devrin Devlet Başkanınca (Evren) af yetkisi kullanılmayarak bir tür infaz emri verilmiş 1.5 yıllık mahkumiyeti yüzünden her an götürülme tehditi altında; kitapları, yazıları, notları ve bir takım halis ve gerçek dostlariyle mahzun sohbetler içinde geçti
Ve bir gece... Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece, (25 Mayıs 1983) yatağında doğrulup, elâ gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa dikti. Ne gördü ki; pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdadı:
"Demek böyle ölünürmüş!.."
4556
455345544555
manifesto 15.04.2006, 13:51 Sn.Lamekan Han Duvarları Faruk Nafız Çamlıbelin , o da şiirimizin üstdalarından.
Destan
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir laf var, buyurun size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!
Bir şey koptu benden, şey, Herşeyi tutan bir şey.
Benim adım bay Necip, babamın ki Fazıl bey,
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu:
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilac;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap!
necip fazılı dine yönlendiren sebep nedir acaba, ben bunu merak ediyorum... bir hastalığı falan vardıda allaha mı sığındı acaba, ve kaç yaşından sonra islama sarıldı... bilenlerden bilgi alabilirmiyim...
Mina Urgan - Bir Dinozorun Anıları isimli kitabında bu olaydan bahseder...
Hafızam beni yanıltmıyorsa Necip Fazıl'ın ayağının kırılmasından ve nekahat süresi zarfında bir tarikat şeyhi veya o tür bir kişiden gördüğü yardımlardan kaynaklandığını söylüyordu...
bildiklerim bunlar, ya da hatırladıklarım diyeyim. ama tamamı için bahsettiğim kitabı okumalısın...:)
Sakarya Türküsü
insan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya
bir yanda akan benin öbür yanda sakarya
su iner yokuşlardan hep basamak basamak
benimse alın yazım yokuşlarda susamak
her şey akar su, tarih, yıldız, insan ve fikir
oluklar çift birinden nur akar birinden kir
akışta demetlenmiş büyük küçük kainat
şu çıkan buluta bak bu inen suya inat
fakat sakarya başka yokuş mu çıkıyor ne?
kurşundan bir yük binmiş köpükten gövdesine.
çatlıyor yırtınıyor yokuşu sökmek için
hey sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin?
rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur
sırtına sakaryanın türk tarihi vurulur
eyvah eyvah sakaryam sana mı düştü bu yük
bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!...
ne ağır imtihandır başındaki sakarya...
binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?..
insandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan
ve ayrılık, anadan, vatandan, arkadaştan
şimdi dövün sakarya dövünmek vakti bu an
kehkeşanlara kaçmış eski günleri an
hani yunus emre ki kıyında geziniyordu
hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu
nerede kardeşlerin cömert nil, yeşil tuna
giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?
mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
bulur mu deli rüzgar o sedayı allah bir!
bütün bunlar sendedir bu girift bilmeceler;
sakarya kandillere katan döktü geceler...
vicdan azabına eş, kayna kayna sakarya,
öz yurdunda garipsin öz vatanında parya!
insan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu
geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek;
siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
kafdağını assalar belki çeker de bir kıl
bu ifritten sualin kılını çekmez akıl
sakarya saf çocuğu masum anadolunun
divanesi ikimiz kaldık allah yolunun
sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız!
akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider!
bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
sen kıvrıl ben gideyim son peygamber kılavuz
YOL ONUN VARLIK ONUN GERİSİ HEP ANGARYA
YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN AYAĞA KALK SAKARYA.....
Necip Fazıl Kısakürek
manifesto 17.04.2006, 00:20 Ne var ki, pazarlığa girişecek ecelle;
Sermayem tek kelime, Allah azze ve celle...
manifesto 17.04.2006, 00:24 UTANSIN
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
deniz gibi 17.04.2006, 00:34 Necip Fazılın bu şiirini biliyordum.güzel şiir emme
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!
ne dersin kardeş o tek renk yeşilmi?
olamaz domates yeşilken yenilmez yani işlevsiz.
ner dersin kardeş kırmızımı?
evet kırmızı domates kızılken güzeldir yani anlamlıdır.yani tatlıdır.
yapraklar bile hep yeşil kalmaz.
Mina Urgan - Bir Dinozorun Anıları isimli kitabında bu olaydan bahseder...
Hafızam beni yanıltmıyorsa Necip Fazıl'ın ayağının kırılmasından ve nekahat süresi zarfında bir tarikat şeyhi veya o tür bir kişiden gördüğü yardımlardan kaynaklandığını söylüyordu...
bildiklerim bunlar, ya da hatırladıklarım diyeyim. ama tamamı için bahsettiğim kitabı okumalısın...:)
teşekkürler kemal...
aslında hiçbir duymumda yoktu bu konuda, ama insanların kendilerini ölüme yakın hissetmeleri, tümden dinsiz ya da fazla inançlı yapıyor diye genel bir görüş(üm)de vardır..
manifesto 19.04.2006, 00:26 ne dersin kardeş o tek renk yeşilmi?
olamaz domates yeşilken yenilmez yani işlevsiz.
ner dersin kardeş kırmızımı?
evet kırmızı domates kızılken güzeldir yani anlamlıdır.yani tatlıdır
:)
Karacaahmet
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih
manifesto 21.04.2006, 23:20 DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim
hmm..
evet edebiyatı mükemmel ancak, siyasi görüşü ve cumhuriyet aleyhtarlığı..ı ıh..
Ben necip fazılı gerçekten tanımıyordum bir kaç şiirini okudum sadece.ama menderese yazdığı şiiri okuyunca benim için necip fazıl bitti vatan hainliği kanıtlanmış birine kahramanlık şiiri yazabiliyorsa eğer o da ondan farksızdır benim için.. nazım hikmetle karşlaştırmayın çok şükür nazım bile o kadar vatan hainliği yapamadı..
keşke her hain nazım gibi olabilse..
manifesto 21.04.2006, 23:38 menderese yazdığı şiiri okuyunca benim için necip fazıl bitti
Davet şiiri Nazım Hikmetin, Ama Necip Fazıl için öyle düşünmeniz normal
Siz Necip Fazılı Adnan Menderesi hain bilirsiniz bizde Nazım Hikmeti.
Hiç
Alemin küfre göre hem başı hem sonu hiç
İki hiç arasında varlık olur mu ki hiç?
Alpha_Phonixis 21.04.2006, 23:41 Hıncal Uluç bir yazısında Necip Fazıl' ı zamanın en önde gelen şeriat yanlısı bir grupta olduğunu belgelerle beyan etmişti. O yazıyı arıyorum şimdi..
Gerçi bir önemide yok. Adam şair. Siyasi olan okurdur.
manifesto 21.04.2006, 23:46 Derken 1934 yılında birgün Abdülkerim Avrasi Hazretlerinin adresini aldı, yanına Abidin Dinoyu'da alarak yanına gitti ve o günden sonra hayatı tamamen değişti.
Fransa Sharbone Ünisinde felsefe okudu yurda döndü
Din onun için Hayatın anlamı olmuştur,bazıları devrim rüyaları ile büyümüşdür bazılarıda başka rüyalarla.
Gençliğe Hitabe
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk
asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham
yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında 'belhümadal - hayvandan aşağı' dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına
esaret... Ya dördüncüsü? ....
Son yarım asır! .. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,madde
plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet... İşte
tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...Bunları,yükseltici aşk, sürün
dürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve
şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözle
yen bir gençlik...
..........
Derken 1934 yılında birgün Abdülkerim Avrasi Hazretlerinin adresini aldı, yanına Abidin Dinoyu'da alarak yanına gitti ve o günden sonra hayatı tamamen değişti.
Fransa Sharbone Ünisinde felsefe okudu yurda döndü
Din onun için Hayatın anlamı olmuştur,bazıları devrim rüyaları ile büyümüşdür bazılarıda başka rüyalarla.
Gençliğe Hitabe
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk
asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham
yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında 'belhümadal - hayvandan aşağı' dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına
esaret... Ya dördüncüsü? ....
Son yarım asır! .. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,madde
plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet... İşte
tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...Bunları,yükseltici aşk, sürün
dürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve
şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözle
yen bir gençlik...
..........
güzel bir yazı
necip Fazıl gerçektende takdir edilecek bir İnsan. ayrıca hükümetten yani Aydın menderesten fon aldığıda biliniyor. beni pek bağlamıyor tabi bu ben sanatına bakarım sadece
Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden, "Necip Fazıl Kısakürek çok iyi bir şair ve çok iyi bir Türkiye Cumhuriyeti düşmanıdır" dedi. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı ve Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi kurucusu Yekta Güngör Özden, Necip Fazıl Kısakürek'in usta bir şair ancak Türkiye Cumhuriyeti düşmanı olduğunu iddia etti.
ANKA'nın Milli Eğitim Bakanlığı'nın "100 Temel Eser" listesine ilişkin sorularını yanıtlayan Yekta Güngör Özden, "Necip Fazıl Kısakürek'i ikiye ayırmak gerekir. Necip Fazıl, çok iyi bir şair ve çok iyi bir Türkiye Cumhuriyeti düşmanıdır" şeklinde konuştu. Necip Fazıl'ın şiirlerinde usta olduğunu ve şiirlerinin anlaşılma sıkıntısı taşımadığını belirten Özden, "Düzyazılarında ise düşmandır" dedi.
NECİP FAZIL VE İSLAM İNKILABI!
Kendilerine göre, "büyük ilim ve irfan sahibi", "şairlerin sultanı" olarak tanımlanan Necip Fazıl Kısakürek tüm şeriatçı ve faşistlerin sahip çıkmakta birbirleriyle yarıştığı bir kişidir. Bunun arka planında Necip Fazıl Kısakürek'in 1963 yılında tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferansların yarattığı etkiyi kendi yanlarına çekme çabası yatar.
1969 yılına kadar "mutlu" bir beraberlik sergileyen şeriatçılar ve faşistler sömürücü sınıflar arasındaki ayrışma ve bölünmelerin bir yansısı olarak ayrışmışlardır. Ayrışmanın ilk aylarında Erbakan'ın MNP'si yanında yer alan Necip Fazıl Kısakürek, bir süre sonra "Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar müslüman" sloganını öne çıkartan MHP'ye destek vermeye başlamıştır.
Ancak Necip Fazıl Kısakürek, diğer yandan "Büyük Doğu" dergisi çevresinde kendi içsel faaliyetlerini yürütmeye devam etmiştir. Bu "fikri" faaliyetleri, hem faşist Ülkü Ocakları'nda, hem de şeriatçı Akıncılar Derneğinde (AK-DER) yer alan "genç nesle" yönelik olmuştur. (AK Parti'nin kurucularının çoğunluğu bu Akıncılar Derneği'den gelmedir. İsimdeki eşlik de bunun bir ifadesidir.)
1977 yılından itibaren devrimci mücadelenin gelişmesine paralel olarak Necip Fazıl Kısakürek'in "fikri" faaliyeti şeriatçılarla faşistler arasında bir anti-komünist cephe sağlamaya yönelmiştir. Silahlı bir örgütlenme olarak bu anti-komünist cephenin "fikriyatını" oluşturan Necip Fazıl Kısakürek, şeriatçı (Akıncı) gençlerin faşist milislere katılmasını savunmuştur. Bunun gerçekleşmediğini gördüğünde de, kendi "fikriyatını" benimsemiş şeriatçıların Akıncılar Derneği'nden ve MSP'den ayrılmaları çağrısı yapmıştır.
3 Haziran 1980'de Erbakan'ın III. MC'nin kurulması için ortaya koyduğu "şartlara" Necip Fazıl Kısakürek'in verdiği yanıt MSP ile olan tüm ilişkilerinin kesilmesi ile sonuçlanmıştır.
Erbakan'ın "Bir daha zam yapılmasın, IMF ile varılan anlaşmalar iptal edilsin, Ortak Pazar'a tam üye olma teşebbüsünden derhal vazgeçilsin, ilkokullar sekiz yıla çıkartılsın, İmam-Hatip Liselerinin orta kısmının kapatılması girişiminden vazgeçilsin" gibi koşulları içeren "şartnamesi"ne karşı Necip Fazıl Kısakürek şunları yazmıştır:
"Necmeddin Erbakan ilimsiz, seviyesiz ve prensipsiz bir satıh adamı ve kelime yuvarlayıcısıdır; ve bu şartnâmesiyle birgün iktidara erecek olursa, memleketi nasıl idare edeceğini belli etmektedir. Onun 'doğru'ları bile yanlıştır."
Necip Fazıl'ın bu siyasal davranışlarına rağmen şeriatçı kesim tarafından el üstünde tutulmasının nedeni ise 1959 yılında yayınladığı "İdeolocya Örgüsü" kitabında stratejisini, programını ve taktiğini ortaya koyduğu "islam inkılâbı" teorisidir.
. . .
"İslâm inkılâbı, liberalizma ve kapitalizma, faşizma ve nazizma., sosyalizma ve komünizma gibi, bugüne kadar tatbik mevzuu olmuş içtimaî ve iktisadi mezheplerin her birini, hiçbirine üstünlük vermeden masaya oturtur ve onlara şöyle mukabele eder: 'Herbirinizin, bütünü kucaklayamadan, ayrı ayrı ve parça parça bazı haklarınız ve hakikatleriniz vardır; ve herbirinizin ayrı ayrı ve parça parça arayıp da bulamadığınız hakikat, birer bütün halinde İslamiyettedir.'"*
Böylesine eklektik tarzda tanımladığı "islam inkilâbı"nın düşman güçlerini ise şöyle tanımlanır:
"İslâma, iman dairesinin dışından musallat, tam 100 senelik, dinsizler köksüzler, şahsiyetsiz mukallitler nesli ve bütün yardımcıları... Bunların fâal yardımcıları, manevî sömürge ustası Garplılar, Yahudiler, Masonlar, dönmeler, melezler ve kozmopolitler."
Necip Fazıl Kısakürek'in bu "islam inkılâbı"nın dayanaklarını ise şöyledir:
"Tarih boyunca her inkılâp bir sınıfa dayanmıştır. Fransız Büyük İnkılâbı burjuvazya sınıfına; komünizma inkılâbı işçi sınıfına vesaire vesaire... Askerler, rahipler, derebeyleri gibi sınıflar, tarihte bellibaşlı rejimlerin, bellibaşlı zamanlar ve mekânlar içinde, dayanağı olmuştur.
İnkılâp tarihleri, içtimaî sınıflardan birine istinat etmeyen inkılâpları, dolayısiyle devlet ve idare şekillerini, üzerinde tecelli edeceği maddeden mahrum bir ruh gibi mücerret ve havada muallâk farzeder. Sınıflar, tarih boyunca, fikirlerin ve dâvalarının manivelası olmuştur.
Gerçekten, içtimaî sınıflar, zamanın tecelli aynası olan mekân gibi dâvaların müşahhas tezahür zeminleridir. Sınıfsız, ruh ve fikri kadrolaştırmanın, zaptetmenin imkânı yoktur.
İslâm inkılâbında ise sınıf, insan topluluklarının şu veya bu menfaat, imtiyaz ve tasallut hırsına bağlı hizip teşekküllerine değil, bütün insanlığı kuşatan üstün insan vasıflarının merkezinde toplanacağı kitlelere dayanır. Öyleyse, İslâm inkılâbında sınıf, bellibaşlı farikaların kendisini cemiyet içinde sınırladığı zümreleri değîl kitlelerin, bütün insanlık çapında mayasını tutturacak örnek şahsiyet kadrosunu murat eder. Bu kadronun da bellibaşlı bir sınıf ismi vardır: Gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası..."
"İslâm inkılâbının, tam mânasiyle toplu ve merkezî dış politikasına gelince, bu incelerin incesi ve naziklerin naziği bir sanat işidir. Bütün dâva, Garplının ruhî butlanından hariç ve iyi taraflarını lif lif ayıklayıp onu 'hikmet ve hakikat mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede bulsa alır!' fermaniyle ve gerçek bir bünye aşısiyle Doğuya zam ve bundan yepyeni bir terkip çıkarmak... Bu terkibin yıllar boyunca sınır içi, gizli ve acık, tezgâhını kurup işletmek... Büyük Doğu mefkûresinden damlayan bu mayayı, şimşeklerini yedi bucak ve dört iklime saçmaya başlıyacağı âna kadar bir vatan sırrı olarak muhafaza etmek ve devre devre bütün mahremlerin hududuna riayet etmeyi bilmek... Yoksa Batı dünyası böyle bir oluşa imkân bırakmaz. Batıyı aldatıcı, incelerin incesi bir siyaset.
Topyekûn Doğunun, maddî ve mânevi Garp emperyalizmasına karsı kurtuluş ve ihtilâlini, anbean beslemek ve günü gününe geliştirmek... Bunun için. dünyasını bütün tezattan ve buhranları içinde devam ettirici şartlara, muazzam bir casus ve sahte müttefik dehasiyle yardımcı olmak... Nihayet ve kısaca, rahimdeki çocuğu, doğuracağı andan pehlivan yetiştireceği ve mazlûm mânasiyle makhur maddesinin intikamını alacağı güne kadar yamyamların çadırında idare, ikâme ve idâme edebilmek... Bu iş!!! Her ân değişik her ân zıt istikametlerde yol almaya mecbur, korkunç mikyasta girift ve derin keyfiyetle bu dâva, sırf politika dehâsı bakımından, cihanın en sanatlı cehdine ve en dakik plânına muhtaçtır. Belki 50 , belki 100, belki 300 senelik bu plânın, ana ölçüsü de prensip bakımından bu kadar."
İşte böylesine eklektik bir "islam inkılâbı" teorisinin pragmatik politikası da böyle olmaktadır. Bugün "takıyecilik" olarak tanımlanan bu politika, Necip Fazıl Kısakürek'in tanımladığı gibi, "intikamını alacağı güne kadar yamyamların çadırında idare, ikâme ve idâme edebilmek"tir. Ve bu ana kadar yapılacakları "bir vatan sırrı olarak muhafaza etmek" "gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası"nın örgütlenme ilkesi olmaktadır.
"İslam inkılâbı"nın taktikleri ise şöyle anlatılmaktadır:
"Nasıl sosyalizma ve onun azmanı komünizma, gayet müşahhas örneklere dayanarak ortaya hakkı çalınan bir işçi ıstırabı çıkarmış ve bunu sistemleştirmişse, bizim dayandığımız ve bütün insanlık mikyasında hudutsuz ve şamil gördüğümüz zümre hakkı da, fikir çilesinden ve idrak ıstırabından doğar. Demek ki, bizim bu türlü münevverler sınıfından anladığımız bu asîl mefhumun orospulaştırılmış delâletiyte baştan başa mankafa ve hiçbir ise yaramaz zoraki ve ukalâ aydınlar kalabalığı değil, kargabüken zehrini almış gibi kıvranırcasına fikir çilesi ve idrak ıstırabı çekenler kadrosudur."
Tayyip Erdoğan'ın "mağduriyeti"yle, türban takan "genç kızların" çilesiyle, inandığı gibi yaşayamayan "müslümanlar"ın ıstırabı ile yürütülen bir faaliyettir söz konusu olan.
Abdullah Gül'ün "fikriyatının oluşumunda" belirleyici olduğu söylenen Necip Fazıl Kısakürek'in "islam inkılâbı"nın strateji ve taktikleri öz olarak böyledir. Bunlara "takıyeciliğin fikriyatı" demek yanlış olmayacaktır. "Batıyı aldatıcı, incelerin incesi bir siyaset". İşte "islâm inkılâbının gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası" bu siyasetin adamlarıdır.
manifesto 22.04.2006, 16:43 Necip Fazıl, çok iyi bir şair ve çok iyi bir Türkiye Cumhuriyeti düşmanıdır
Tıpkı Van savcısı gibi değil mi:) Yani herkesi Cumhuriyet düşmanı olarak ilan ederek tasfiye edebileceğinizi zannediyorsunuz.
Unutmayın bu ülkede vatan hainidir diyerek vatandaşlıkdan atılmış olanla var:)
Bakın Nazım Hikmet Ran'ın moskovada bir sanat okulunu ziyareti sırasında ziyaret defterine yazdığı kendi yazısı;
sanat okulunun hatıra defterine "Moskova uyanan dünyanın yeni Kabe'sidir. Ben yaptığım bu hac'da yeni imanımın ışıklarını buldum " yazarak komunistliğini Rusya'da tescilleştirmiş bir kişi.
Ama siz ona sahip çıkacaksınız tabi bizde Necip Fazıl'a Adnan Menderese herkez kendi hainine sahip çıkar zaten:)
Ayrıca Adnan Menderesi siyasi olarak desteklemişdir, fon falan bunlar işin edebiyat kısmı.Tıpkı bazılarının Moskofu koministleri desteklediği gibi
4863
Hayat
Elindeyse zamana geçme dur diye dayat!
Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat...
1978
KADIN BACAKLARI
Her kadının bastığı yerde sanki kalbim var
Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden
Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın.
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü
Kadınlar!Onlar varken konuşmayınız sakın.
İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren diyorum
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs’ü sevmiyorum
Ömrümüzün geçtiği yolda, bana sorsalar
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.
Boynuma doladığım güzel putu görseler.
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını
Kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
İsa’nın eli diye bir kadın bacağını
sizin dönek Necip Fazılın dinci olmadan önceki bi şiiri :yamukgul:
Erotizmin doruklarında..
Şimdi şairliğinden de şüphelendim..
Vay sapuk vaaayy.:yamukgul: :D
manifesto 22.04.2006, 16:56 sizin dönek Necip Fazılın dinci olmadan önceki bi şiiri
Erotizmin doruklarında..
Şimdi şairliğinden de şüphelendim..
Vay sapuk vaaayy
İşte aranızda ki fark bu bazıları gittiği yoldan hiç dönemiyor çünkü yanlış olduğunu farkedemiyor:)Duvara toslayınca ancak yolun bittiğini farkediyor.
Destan
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak
Surlarda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahbe rüzgar artık ne yandan esersen es(Gençliğe hitabe)
Sözcüklerle oynamak güzel de icerigine girince manzara biraz degismiyor mu?
Nazim Hikmet´i; tasfiye edilememis ittihatci zihniyet vatan haini ilan ettigi halde, acik bir cumhuriyet düsmani olan Necip fazil´i, cumhuriyetciler vatan haini ilan etmemis, sorgulamistir.
Bu farklari lütfen gözden kacirmayiniz.
İşte aranızda ki fark bu bazıları gittiği yoldan hiç dönemiyor çünkü yanlış olduğunu farkedemiyor:)Duvara toslayınca ancak yolun bittiğini farkediyor.
Destan
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak
Surlarda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahbe rüzgar artık ne yandan esersen es(Gençliğe hitabe)
duvar-tosss..
hım hımmm..:yamukgul:
manifesto 22.04.2006, 17:02 Nazim Hikmet´i; tasiye edilememis ittihatci zihniyet vatan haini ilan ettigi halde, acik bir cumhuriyet düsmani olan Necip fazil´i, cumhuriyetciler vatan haini ilan etmemis, sorgulamistir.
Bu farklari lütfen gözden kacirmayiniz
Ne alakası var,:) İttihat ve terakki yahudi dönmesi masonik bir cemiyetdi. Kurucuları bile müslüman değil, unutmayın Adnan Menderesi SÖZDE Cumhuriyetçiler idam etti sözcükler ile oynayan sizsiniz gibi geliyor bana.
Size Nazım Hikmetin kendi yazısını aktarayım tekrar;
Rus resmi haber ajansı İNTER TASS' a aynen şu şekilde konuşmuştur.. "O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. BEN SOVYETLER BİRLİĞİNİN ÇOCUĞUYUM. Bugün memleketimin halkı Amerikan Emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk Halkı Amerikan üniforması giydirilerek Kore'ye kaatil olmaya gönderilmektedir......Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. BENİ STALİN YARATTI.. Her şeyimi ona borçluyum.. bu sözler Nazım Hikmetin isterseniz sizde araştırın:)
“Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım,
Kutsal emanetin dönmez davacısıyım.
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana,
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman korkunç daire ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen yüz bin devir ilerde...
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni;
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez yeni.”
NFK
Rabbim Rabbim bildim ne imis bu isin türkcesi
Askin atesmis,Atesin gül bahcesi:yamukgul:
manifesto 22.04.2006, 17:13 ‘Mehmed’im sevinin başlar yüksekte;
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma ki, kalır bu tekerlek tümsekte...
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir’ dedi.
nfk
Ne alakası var,:) İttihat ve terakki yahudi dönmesi masonik bir cemiyetdi. Kurucuları bile müslüman değil, unutmayın Adnan Menderesi SÖZDE Cumhuriyetçiler idam etti sözcükler ile oynayan sizsiniz gibi geliyor bana.
Size Nazım Hikmetin kendi yazısını aktarayım tekrar;
Hilafetci, Enver, Cemal, Talat pasalar hep masondu degil mi?
siz nereden tarih bilgisi aldiniz ki böyle?
Osmanliyi ve hilafeti kurtarma icin ellerinden geleni yapan bu pasalar, yurt disinda, Talat ermeni, Enver ve Cemal ise, Ruslar tarafindan öldürülmüslerdir.
Üstelik görev süreleri boyunca da oldukca cüretkar ve basarili ve inancli olduklari halde.
Iste mason ittihatcilar bunlarsa, yaniliyorsunuz, kemikleri sizliyordur simdi onlarin.
Cünkü M.Kemal´e da masaon deniyor, ama nedense bu ittihatci masonlar M.Kemal´den bucak bucak kaciyorlardi..
tarih bilgileinizi yenileyin biraz.
Nazim hakkindaki uydurma bilgilerle de kimseye kandiramazsiniz; Nazim Stalin´e "haydutlar süsrürü" demistir, ve yakalanmadan an meselesi Rus doktor karisi tarafindan picamasi ile kaldigi yerden kacilrilmistir.
dedim ya bilgi kaynaklariniz aci su akitiyor,:-) ama icen yok artik???
Menderes, gizli iliskisi oldugu hamile biraktigi kadinin el altindan aldirttigi bebek nedeniyle kadin kan kaybindan ölünce nasil ört bas edecegini bilememistir.
Bu haber de cok yakinda yine gazete köse yazilarina animsama olarak cikti.
Daha önemlisi, M.Kemal osmanli´nin 500 milyon dolar olan ABD ye olan borcunu ödedigi halde Türkiye hazinedesindeki 170 kilo altin, menderes tarafindan buhar edilmistir.
Necip Fazıl Kısakürek tüm şeriatçı ve faşistlerin sahip çıkmakta birbirleriyle yarıştığı bir kişidir. Bunun arka planında Necip Fazıl Kısakürek'in 1963 yılında tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferansların yarattığı etkiyi kendi yanlarına çekme çabası yatar.
1969 yılına kadar "mutlu" bir beraberlik sergileyen şeriatçılar ve faşistler sömürücü sınıflar arasındaki ayrışma ve bölünmelerin bir yansısı olarak ayrışmışlardır. Ayrışmanın ilk aylarında Erbakan'ın MNP'si yanında yer alan Necip Fazıl Kısakürek, bir süre sonra "Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar müslüman" sloganını öne çıkartan MHP'ye destek vermeye başlamıştır.
Ancak Necip Fazıl Kısakürek, diğer yandan "Büyük Doğu" dergisi çevresinde kendi içsel faaliyetlerini yürütmeye devam etmiştir. Bu "fikri" faaliyetleri, hem faşist Ülkü Ocakları'nda, hem de şeriatçı Akıncılar Derneğinde (AK-DER) yer alan "genç nesle" yönelik olmuştur. (AK Parti'nin kurucularının çoğunluğu bu Akıncılar Derneği'den gelmedir. İsimdeki eşlik de bunun bir ifadesidir.)
1977 yılından itibaren devrimci mücadelenin gelişmesine paralel olarak Necip Fazıl Kısakürek'in "fikri" faaliyeti şeriatçılarla faşistler arasında bir anti-komünist cephe sağlamaya yönelmiştir. Silahlı bir örgütlenme olarak bu anti-komünist cephenin "fikriyatını" oluşturan Necip Fazıl Kısakürek, şeriatçı (Akıncı) gençlerin faşist milislere katılmasını savunmuştur. Bunun gerçekleşmediğini gördüğünde de, kendi "fikriyatını" benimsemiş şeriatçıların Akıncılar Derneği'nden ve MSP'den ayrılmaları çağrısı yapmıştır.
3 Haziran 1980'de Erbakan'ın III. MC'nin kurulması için ortaya koyduğu "şartlara" Necip Fazıl Kısakürek'in verdiği yanıt MSP ile olan tüm ilişkilerinin kesilmesi ile sonuçlanmıştır.
Erbakan'ın "Bir daha zam yapılmasın, IMF ile varılan anlaşmalar iptal edilsin, Ortak Pazar'a tam üye olma teşebbüsünden derhal vazgeçilsin, ilkokullar sekiz yıla çıkartılsın, İmam-Hatip Liselerinin orta kısmının kapatılması girişiminden vazgeçilsin" gibi koşulları içeren "şartnamesi"ne karşı Necip Fazıl Kısakürek şunları yazmıştır:
"Necmeddin Erbakan ilimsiz, seviyesiz ve prensipsiz bir satıh adamı ve kelime yuvarlayıcısıdır; ve bu şartnâmesiyle birgün iktidara erecek olursa, memleketi nasıl idare edeceğini belli etmektedir. Onun 'doğru'ları bile yanlıştır."
Necip Fazıl'ın bu siyasal davranışlarına rağmen şeriatçı kesim tarafından el üstünde tutulmasının nedeni ise 1959 yılında yayınladığı "İdeolocya Örgüsü" kitabında stratejisini, programını ve taktiğini ortaya koyduğu "islam inkılâbı" teorisidir.
"İslâm inkılâbı, liberalizma ve kapitalizma, faşizma ve nazizma., sosyalizma ve komünizma gibi, bugüne kadar tatbik mevzuu olmuş içtimaî ve iktisadi mezheplerin her birini, hiçbirine üstünlük vermeden masaya oturtur ve onlara şöyle mukabele eder: 'Herbirinizin, bütünü kucaklayamadan, ayrı ayrı ve parça parça bazı haklarınız ve hakikatleriniz vardır; ve herbirinizin ayrı ayrı ve parça parça arayıp da bulamadığınız hakikat, birer bütün halinde İslamiyettedir.'"*
Böylesine eklektik tarzda tanımladığı "islam inkilâbı"nın düşman güçlerini ise şöyle tanımlanır:
"İslâma, iman dairesinin dışından musallat, tam 100 senelik, dinsizler köksüzler, şahsiyetsiz mukallitler nesli ve bütün yardımcıları... Bunların fâal yardımcıları, manevî sömürge ustası Garplılar, Yahudiler, Masonlar, dönmeler, melezler ve kozmopolitler."
Necip Fazıl Kısakürek'in bu "islam inkılâbı"nın dayanaklarını ise şöyledir:
"Tarih boyunca her inkılâp bir sınıfa dayanmıştır. Fransız Büyük İnkılâbı burjuvazya sınıfına; komünizma inkılâbı işçi sınıfına vesaire vesaire... Askerler, rahipler, derebeyleri gibi sınıflar, tarihte bellibaşlı rejimlerin, bellibaşlı zamanlar ve mekânlar içinde, dayanağı olmuştur.
İnkılâp tarihleri, içtimaî sınıflardan birine istinat etmeyen inkılâpları, dolayısiyle devlet ve idare şekillerini, üzerinde tecelli edeceği maddeden mahrum bir ruh gibi mücerret ve havada muallâk farzeder. Sınıflar, tarih boyunca, fikirlerin ve dâvalarının manivelası olmuştur.
Gerçekten, içtimaî sınıflar, zamanın tecelli aynası olan mekân gibi dâvaların müşahhas tezahür zeminleridir. Sınıfsız, ruh ve fikri kadrolaştırmanın, zaptetmenin imkânı yoktur.
İslâm inkılâbında ise sınıf, insan topluluklarının şu veya bu menfaat, imtiyaz ve tasallut hırsına bağlı hizip teşekküllerine değil, bütün insanlığı kuşatan üstün insan vasıflarının merkezinde toplanacağı kitlelere dayanır. Öyleyse, İslâm inkılâbında sınıf, bellibaşlı farikaların kendisini cemiyet içinde sınırladığı zümreleri değîl kitlelerin, bütün insanlık çapında mayasını tutturacak örnek şahsiyet kadrosunu murat eder. Bu kadronun da bellibaşlı bir sınıf ismi vardır: Gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası..."
Görüldüğü gibi, Necip Fazıl Kısakürek' in "islam inkılâbı"nın dayanakları, diğer bir deyişle öncüleri, küçük-burjuva aydınlarıdır. Ancak bu aydınların en elit kesimi Necip Fazıl Kısakürek'in "islam inkılâbı"nı gerçekleştirecektir (aristokrasya). Böylece "islam inkılâbı" aristokrat küçük-burjuva aydınlarının öncülüğünde gerçekleştirilecektir.
"İslâm inkılâbının, tam mânasiyle toplu ve merkezî dış politikasına gelince, bu incelerin incesi ve naziklerin naziği bir sanat işidir. Bütün dâva, Garplının ruhî butlanından hariç ve iyi taraflarını lif lif ayıklayıp onu 'hikmet ve hakikat mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede bulsa alır!' fermaniyle ve gerçek bir bünye aşısiyle Doğuya zam ve bundan yepyeni bir terkip çıkarmak... Bu terkibin yıllar boyunca sınır içi, gizli ve acık, tezgâhını kurup işletmek... Büyük Doğu mefkûresinden damlayan bu mayayı, şimşeklerini yedi bucak ve dört iklime saçmaya başlıyacağı âna kadar bir vatan sırrı olarak muhafaza etmek ve devre devre bütün mahremlerin hududuna riayet etmeyi bilmek... Yoksa Batı dünyası böyle bir oluşa imkân bırakmaz. Batıyı aldatıcı, incelerin incesi bir siyaset.
Topyekûn Doğunun, maddî ve mânevi Garp emperyalizmasına karsı kurtuluş ve ihtilâlini, anbean beslemek ve günü gününe geliştirmek... Bunun için. dünyasını bütün tezattan ve buhranları içinde devam ettirici şartlara, muazzam bir casus ve sahte müttefik dehasiyle yardımcı olmak... Nihayet ve kısaca, rahimdeki çocuğu, doğuracağı andan pehlivan yetiştireceği ve mazlûm mânasiyle makhur maddesinin intikamını alacağı güne kadar yamyamların çadırında idare, ikâme ve idâme edebilmek... Bu iş!!! Her ân değişik her ân zıt istikametlerde yol almaya mecbur, korkunç mikyasta girift ve derin keyfiyetle bu dâva, sırf politika dehâsı bakımından, cihanın en sanatlı cehdine ve en dakik plânına muhtaçtır. Belki 50 , belki 100, belki 300 senelik bu plânın, ana ölçüsü de prensip bakımından bu kadar."
İşte böylesine eklektik bir "islam inkılâbı" teorisinin pragmatik politikası da böyle olmaktadır. Bugün "takıyecilik" olarak tanımlanan bu politika, Necip Fazıl Kısakürek'in tanımladığı gibi, "intikamını alacağı güne kadar yamyamların çadırında idare, ikâme ve idâme edebilmek"tir. Ve bu ana kadar yapılacakları "bir vatan sırrı olarak muhafaza etmek" "gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası"nın örgütlenme ilkesi olmaktadır.
"İslam inkılâbı"nın taktikleri ise şöyle anlatılmaktadır:
"Nasıl sosyalizma ve onun azmanı komünizma, gayet müşahhas örneklere dayanarak ortaya hakkı çalınan bir işçi ıstırabı çıkarmış ve bunu sistemleştirmişse, bizim dayandığımız ve bütün insanlık mikyasında hudutsuz ve şamil gördüğümüz zümre hakkı da, fikir çilesinden ve idrak ıstırabından doğar. Demek ki, bizim bu türlü münevverler sınıfından anladığımız bu asîl mefhumun orospulaştırılmış delâletiyte baştan başa mankafa ve hiçbir ise yaramaz zoraki ve ukalâ aydınlar kalabalığı değil, kargabüken zehrini almış gibi kıvranırcasına fikir çilesi ve idrak ıstırabı çekenler kadrosudur."
Tayyip Erdoğan'ın "mağduriyeti"yle, türban takan "genç kızların" çilesiyle, inandığı gibi yaşayamayan "müslümanlar"ın ıstırabı ile yürütülen bir faaliyettir söz konusu olan.
Abdullah Gül'ün "fikriyatının oluşumunda" belirleyici olduğu söylenen Necip Fazıl Kısakürek'in "islam inkılâbı"nın strateji ve taktikleri öz olarak böyledir. Bunlara "takıyeciliğin fikriyatı" demek yanlış olmayacaktır. "Batıyı aldatıcı, incelerin incesi bir siyaset". İşte "islâm inkılâbının gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası" bu siyasetin adamlarıdır
manifesto 22.04.2006, 17:34 Bakınız Sn.canugur Talat Paşa bir sebatayistti.Yahudi dönmesi idi , onu Birinci cihan harbine sokunca memleketi almanyaya kaçtı ve orada ASALA cı militanlar tarafından öldürüldü surlar tarafından değil yani.
Enver Paşa bir hayalperestti,sarıkamışda donarak ölen 70 bin mehmetçiğin vebali onun üzerinedir.Memleketi büyük bir maceraya sürüklemişler ve sonunda da ülkeden kaçmışlardır.Tarih bilginizi siz yoklayın isterseniz.
Savaş Karşıtı Abdülhamiti tahttan indirmek için her türlü hileyi yapmışlardır ve nitekim savaşın önünde engel olarak gördükleri Abdülhamidi tahtdan indirince ülkeyi savaşa sürüklemişler ve milyonlarca vatan evladı bu uğurda şehit düşmüşdür.
Nazim hakkindaki uydurma bilgilerle de kimseye kandiramazsiniz
Nazım Hikmey Ran:) Dedesi Polonyalı bir yahudi yurt dışına çıkınca ilk işi dedesinin soyadını tekrar almak olmuşdur.Bu bilgileri uydurma olarak görebilirsiniz biraz araştırın sizde bu verilere ulaşıcaksınız merak etmeyin.
Menderes, gizli iliskisi oldugu hamile biraktigi kadinin el altindan aldirttigi bebek nedeniyle kadin kan kaybindan ölünce nasil ört bas edecegini bilememistir.
Komik zaten hep belden aşağı vurmuşlardır.Kimi sevdiği beni ilgilendirmiyor.Ben siyasetini konuşuyorum.
Daha önemlisi, M.Kemal osmanli´nin 500 milyon dolar olan ABD ye olan borcunu ödedigi halde Türkiye hazinedesindeki 170 kilo altin, menderes tarafindan buhar edilmistir
:???:) Buna ait kaynak verirseniz bende bir araştırma imkanı bulurum, yargılandığı dönemde böyle bir suç isnad edilmemişdi ona, veya ben bilmiyorum
Dogan Avcioglu da sizde para karsiligi yazdigi Türklerin Tarihi adli eserini zaten asla okumazsiniz.
Ya da Kutsal isyan...
Nazim´in dedesinin polonyali oldugunu, Alskalilar bile biliyor, ama dünya Nazim´i, bir anadolu sairi olarak biliyorsa, irkciligin köküne tuz ekilmistir saniyorum.
Osmanli´nin son döenmine gelince sucladiginiz mason ittihatci pasalar eger cumhuriyeti englleyebilselerdi, belki de simdi onlarin eteklerine tutunmus olarak yasiyor olabilirdiniz??
Bu da tarihin cilvesi olsa gerek.
saygilar
manifesto 22.04.2006, 17:49 “Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan,
Geleyim izine doğru arkandan.
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan
Medet ey Yunus’um, dervişim medet!” nfk.
"Tarih boyunca her inkılâp bir sınıfa dayanmıştır.
Evet doğru ,Türkiyede ki inkilaplar hangi sınıfa ait sizde bende iyi biliyoruz,çağdaşlaşma diye gardrop ve serpuşu milletin önüne getirenlerin kim olduğunu iyi biliyoruz merak etmeyin.Bu gün Atatürkü dillerinden düşürmeyenlerin kim olduğunuda iyi biliyoruz sözde atatürkçüler:)
“Bu gün Atatürkü dillerinden düşürmeyenlerin kim olduğunuda iyi biliyoruz sözde atatürkçüler:)
Bunda haklisiniz
saygilar
manifesto 23.04.2006, 20:36 OLMAZ MI ?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam;
Geçip de aynaya,soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben,bütüne hasret;
Zaman döne dursun,o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
Necip Fazıl
manifesto 04.05.2006, 16:40 Süleymanname
Sen gül diyarının yapma gülüsün!
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap;
Sen de o kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satın alırsın;
Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadolludur?
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belaların son püskülüsün
NFK
|
|