Orijinalini görmek için tıklayınız : Vatan nasıl kurtuldu?..


ozkan_gunduz
15.04.2006, 23:20
DEMEK ki "milliyetçi" kardeşimiz "NÜ" resim yapıldığını gördüğünde "Vatan elden gidiyor" diye koştu.

Ve vatanı kurtarmaya karar verdi:

"Bu yaptığınız ayıp şey ne?.."

"Nü..."

".......!"

Marmara Üniversitesi’nin (MÜ) resim atölyelerini tekme ve sopalarla dağıtıp "MÜ’de NÜ olmaz..." dedi.

"Palto giydirin yapın nü’nüzü..." diyerek milli değerlere uygun yolu da gösterdi milliyetçi.

Böylece MÜ ressamları palto giymiş "NÜ" yapan yeryüzünün ilk ressamları olma şansını yakalarken, vatan da kurtuldu.

*

Milliyetçi kardeşimiz işte tam bu sırada Ankara Gazi Üniversitesi’nde küpe takmış bir araştırma görevlisi gördü.

Tek ayağı üzerinde yeri tekmeleyerek dönerken, yumruğu ile de havaya vurup "Yine vatan elden gidiyor" dedi.

Vatanı kurtarmaya karar verdi.

İlk iş küpeli eğitim görevlisini bulup dövdü.

İkinci fasıl dayağı ise saçları uzun olduğu için attı ki, böylece vatan aslında iki kez kurtulmuş oldu.

*

Milliyetçi kardeşimiz şimdi "NÜ" resim yapanları, küpe takanları, saçı uzunları yakalamak üzere üniversitelerin bahçesinde, kantinlerde, koridorlarda dolanıp duruyor.

Ama "hukuku" olmayan bir vatanın vatan olamayacağının farkında değil. Yargının üç-beş siyasetçinin oyuncağı olmasına aldırmıyor.

Diyelim ki ekonomik özgürlüğü olmayan bir vatanın "vatan" olamayacağının da bilincinde değil. Cirit atan sıcak para, ulusal varlıklara bir bir el koyan yabancı sermaye, emekçinin kömür yardımını IMF’nin belirlemesi onu ilgilendirmiyor.

Siyasi bağımsızlığı olmayan vatanın "vatan" olamayacağını da bilmiyor. ABD’ye gidip "Bizi delikten süpürmek yerine kullanın" diyenlere hiç de tepkisi yok.

İhanete uğramış bir vatanın "vatan" olmaktan çıktığını da düşünemiyor. Mustafa Kemal devrimlerinin, laik cumhuriyetin, o özlemle koş**** aydınlık ve çağdaşlık umudunun karardığını görmüyor.

"NÜ" resim yapanları pataklıyor, küpe takanları dövüyor, saçı uzunları tekmeliyor.

Aklınca vatanı kurtarıyor.

Kurtarıla kurtarıla kurtuluyor vatan...



DEMEK ki "milliyetçi" kardeşimiz "NÜ" resim yapıldığını gördüğünde "Vatan elden gidiyor" diye koştu.

Ve vatanı kurtarmaya karar verdi:

"Bu yaptığınız ayıp şey ne?.."

"Nü..."

".......!"

Marmara Üniversitesi’nin (MÜ) resim atölyelerini tekme ve sopalarla dağıtıp "MÜ’de NÜ olmaz..." dedi.

"Palto giydirin yapın nü’nüzü..." diyerek milli değerlere uygun yolu da gösterdi milliyetçi.

Böylece MÜ ressamları palto giymiş "NÜ" yapan yeryüzünün ilk ressamları olma şansını yakalarken, vatan da kurtuldu.

*

Milliyetçi kardeşimiz işte tam bu sırada Ankara Gazi Üniversitesi’nde küpe takmış bir araştırma görevlisi gördü.

Tek ayağı üzerinde yeri tekmeleyerek dönerken, yumruğu ile de havaya vurup "Yine vatan elden gidiyor" dedi.

Vatanı kurtarmaya karar verdi.

İlk iş küpeli eğitim görevlisini bulup dövdü.

İkinci fasıl dayağı ise saçları uzun olduğu için attı ki, böylece vatan aslında iki kez kurtulmuş oldu.

*

Milliyetçi kardeşimiz şimdi "NÜ" resim yapanları, küpe takanları, saçı uzunları yakalamak üzere üniversitelerin bahçesinde, kantinlerde, koridorlarda dolanıp duruyor.

Ama "hukuku" olmayan bir vatanın vatan olamayacağının farkında değil. Yargının üç-beş siyasetçinin oyuncağı olmasına aldırmıyor.

Diyelim ki ekonomik özgürlüğü olmayan bir vatanın "vatan" olamayacağının da bilincinde değil. Cirit atan sıcak para, ulusal varlıklara bir bir el koyan yabancı sermaye, emekçinin kömür yardımını IMF’nin belirlemesi onu ilgilendirmiyor.

Siyasi bağımsızlığı olmayan vatanın "vatan" olamayacağını da bilmiyor. ABD’ye gidip "Bizi delikten süpürmek yerine kullanın" diyenlere hiç de tepkisi yok.

İhanete uğramış bir vatanın "vatan" olmaktan çıktığını da düşünemiyor. Mustafa Kemal devrimlerinin, laik cumhuriyetin, o özlemle koş**** aydınlık ve çağdaşlık umudunun karardığını görmüyor.

"NÜ" resim yapanları pataklıyor, küpe takanları dövüyor, saçı uzunları tekmeliyor.

Aklınca vatanı kurtarıyor.

Kurtarıla kurtarıla kurtuluyor vatan...

ozkan_gunduz
15.04.2006, 23:21
Zehire bir trilyon bekliyorum


"PARA cezaları çok komik hale geldi. Şimdi biz yeni yasayla, çevreyi kirletenlere bir trilyon liraya kadar para, iki yıla kadar da hapis cezası getiriyoruz".

Yaklaşık iki ay önce Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe aralarında benim de bulunduğum birkaç gazeteciyi sohbete davet ediyor. Bu sözler, o sohbette Pepe’ye ait.

Cezanın kapsamı, daha da iddialı. Pepe:

"Çevreyi kirletenlere verilecek hapis cezası, sorumluluğa göre, Belediye Başkanına da gelebilir, tesis sahibine de".

O zamandan beri Pepe’nin belirttiği yasayı heyecanla bekliyorum. Biz hep birlikte o yasayı beklerken, büyük kentleri zehir bulutları sarıyor.

2023’Ü BEKLEMEK

Kırk yıl önce Almanya çevre açısından felaket. Londra’nın göbeğinde Thames nehri facia.

Ya bugün? Türkiye’nin çevre açısından bugünkü Almanya ve İngiltere’ye erişmesi için, 2023’ü beklemesi gerek. Bugünkü Çek Cumhuriyeti, Romanya, Macaristan düzeyine gelmek için bile, 2014 iyi bir tarih.

Rastlantıya bakın ki, İstanbul’da zehirli variller kıyameti koparken, Brüksel’de Türkiye-AB görüşmelerinin gündeminde çevre var.

İki hafta önce, AB ile çevre tarama süreci başlıyor. Şu ana kadar onlar bize kendi kurallarını anlatıyor. Türkiye onlara çevrede nerede bulunduğunu gelecek hafta anlatmaya başlıyor. Talihsiz bir başlangıç.

2014 ve 2023’ü yakalamak amacıyla, belediyelere süre tanınıyor. Pepe’ye göre, "nüfusları dikkate alınarak, belediyelere verilecek süre beş ile on yıl arasında".

TEMMUZ MERAKI

Tıpkı, AB reform paketlerinde olduğu gibi. Kağıt üstünde tamam ama, uygulamada kim kime, dum duma.

Çevreyi kirletenlere verilecek para ve hapis cezasında yeri yerinden oynatacak örnek bir uygulmaya gerek var. Elbette işlediği suça göre, bir trilyonluk cezayı hak edene, gözünün yaşına bakmadan o cezayı yazmak gerek. Araya başka türlü ilişkilerin girmesine izin vermeden.

Belediye başkanlarına da öyle. Örneğin, şimdi ben merakla Temmuz’u bekliyorum. Aynı sohbette Pepe, "Ankara Mamak’taki çöplüğün taşınması için belediyeye Temmuz’a kadar süre tanındığını" söylüyor.

Temmuz’a kadar taşınmışsa, mesele yok. Hayır, taşınmamışsa, ne olacağını merakla bekliyorum.

Yoksa, ülkenin herhangi bir yerinde, zamanına göre radyasyonlu çay, zehirli variller ya da benzeri bir facia karşısında nutuk atmak yetmiyor.

Halk yaptırım bekliyor. Karara bağlı eylem bekliyor.

AKP HAMAS’la kuzu sarması

TAYYİP Erdoğan, İran’lı Ayetullah Nuri Natık ile yemekte yan yana oturuyor. Nuri Natık, İran’da 1980 İslam Devrimi sırasında, rejimin üç numaralı ismi.

Dört tonluk muhteşem avizenin altında seksen kişilik yemek masası. Dolmabahçe Sarayı’nda. Üç gün önce.

İslam Konferansı Örgütü Parlamanterler Birliği toplantısı nedeniyle, TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın verdiği akşam yemeği. Toplantıya ve yemeğe katılan CHP milletvekili İnal Batu’nun gözlemi:

"Mükemmel bir servis, mükemmel bir yemek, etkileyici bir atmosfer, iyi düzenlenmiş bir toplantı."

İnal Batu ki, dünyanın dört bir yanında bulunmuş, benzeri yüzlerce toplantı ve davette yer almış bir büyükelçi.

Ertuğrul Özkök dün bu toplantıda Tayyip Erdoğan’ın konuşmasına besmele okumadan başladığını yazıyor. Önemli bir ayrıntı daha var.

Toplantının en atak üyesi HAMAS temsilcisi. HAMAS üyesi önce, gürültü kopartan davet nedeniyle, Türkiye’ye teşekkür ediyor. Sonrası daha ilginç:

"İsrail bizi ezmek istiyor. Hepimizin İsrail’e kılıç çekmesi gerek."

Buna benzer ifadelerin nihai bildiride yer almasını istiyor. Sözlerinde barıştan eser yok. Diğer üyeler onu sakinleştiriyor. Türkiye ise, "Filistin’deki seçimin meşruiyetine inanıyoruz" diyerek, HAMAS’a bir destek daha veriyor.

İstanbul’da diğer İslam ülkeleri HAMAS’a karşı mesafeli. Çekingen. AKP ise, HAMAS’la can ciğer kuzu sarması.