Orijinalini görmek için tıklayınız : Behiç Aşçı ölüm orucuna devam ediyor


Sayfa : 1 [2]

halitseyfi
16.12.2006, 17:45
Direnişin onurlu insanları ve Behiç Aşçı sizleri, karanlığın ışıklarını sevgi ,saygı ve gururla selamlıyorum.

Balta
16.12.2006, 18:03
Elbette tecrite hayır! Fakat bana ölüm orucuna girmek de pek mantıklı gelmiyor.Bu ülke de birilerine doğru olanı yaptırmak için illa şiddet içeren, ölüm içeren şeyler mi yapmak gerekiyor?Ben açıkçası bu ölüm orucunun da işe yarayacağını sanmıyorum."Yukardakilerin" kulakları öylesine tıkalı, gözleri öylesine kör ki onlar bunu da duymazlar, görmezler.

O "yukardakiler" bu ölümlere bile duyarsızsa daha hangisinden anlamasını bekleyebiliriz ki, Maksat zaten onlar kadar "ölü duyarsızlığında olanların" birşeyleri anlamasını beklemek için yapılıyor bunlar.

"Kamuoyu" diyoruz "Yukardakiler" değil.....

Onlar değil Kamuoyu "Yukardakiler"den hesap soracak/sormalı.

ceto
16.12.2006, 19:17
Halkın Sesi: Merhaba.

Av.Behiç Aşcı: Merhaba

Halkın Sesi: 7. yılına giren Ölüm Orucu direnişinde siz de 200. gününüze ulaşmak üzeresiniz. Öncelikle 7 yılın bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?

Av. Behiç Aşcı: Öncelikle tüm Halkın Sesi dinleyicilerini saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Halkın Sesi Tv’ye de iyi yayınlar diliyorum. Önemli bir misyonu yerine getiriyorlar. Bir biçimiyle direnişin sesi oluyorlar. Bu yönüyle çok ciddi bir aslında sorumluluk da üstlenmiş durumdalar. Bu yönüyle de kendilerine tekrar başarılar diliyorum.
Evet direniş 20 Ekim’de açlık greviyle başlayan, daha sonra ölüm orucuna dönüşen F tipi hapishanelerdeki tecrite karşı direniş 7. yılında artık.
Kuşkusuz bu 7 yıl birçok açıdan değerlendirilmeye muhtaç. Ve bu değerlendirmelerin bir kısmını belki tarihe bırakmak gerekir, bir kısmını ertelemek gerekir belki. Ama bugün de yapılabilecek değerlendirmeler var. Bence bu iki ayrımı yaparak öncelikle bu 7 yılı ele almak gerekir. Yani kuşkusuz 7 yılı anlatabilmek çok mümkün değil, tartışabilmek çok mümkün değil. Ama şu an için ele alınamayacak noktaları var bu direnişin, daha sonra tarihin hükmünü vereceği yönleri var. Biz şimdi ele alınabilecek yönlerine bakalım.
Öncelikle şunu görüyoruz 7 yıla baktığımızda, dünya tarihinde bir ilk. Hapishaneler direnişi anlamında bir ilk. Direnme hakkı anlamında bir ilk. Direnme kararlılığı, direnme iradesi, hangi açıdan ele alırsanız alın ödenen bedeller ve buna karşı gösterilen cüret hangi ölçüye vurursanız vurun, sonuçta dünya tarihinde bir ilk. Henüz böyle bir şey daha önce de yaşanmış da değil. Daha önce de dünya tarihinde ölüm oruçları yaşandı. Fakat bedelleriyle, kazanımlarıyla ve geçen süresi 7 yıllık süreyle böylesi ilk defa oluyor.
Tabi 7 yılda neler oldu, bence öncelikle 7 yıl bize şunu kazandırdı, öğretti; yaşadığımız dünyada, yaşadığımız coğrafyada, ülkemizde hak aramanın tek yolu bedel ödemekten geçiyor. Bedel ödemezseniz hiçbir hak talep edemiyorsunuz. 7 yılın bence en önemli kazanımı bu. Hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlüler 7 yıla 122 ölüme 600’den fazla sakatlığa rağmen, zorla müdahale sonucu oluşan sakatlığa rağmen tecrite karşı mücadelede geri durmamışlardır. Aynı ilk günkü coşku ve inanç ve kararlılıkla mücadelelerine devam etmektedirler. Bu yönüyle sanırım ilk öğrenmemiz gereken şey bu.
İkinci olarak 7 yılın en büyük kazanımı, zaferi bedellerle ölçmek doğru değil. Ya da kazanımları bedellerle ölçmek, bedellerle değerlendirmek doğru değil. Bu ikisi farklı şeyler. Belki şöyle tanımlanabilir, bedeller zaferi ve kazanımları daha anlamlı, daha coşkulu, daha heyecanlı kılıyor. Böyle tanımlanabilir ama asla kazanımlarla, elde edilen kazanımlarla bedeller arasında bir ilişki kurmak mümkün değil. 7 yılın bence öğrettiği temel etkenlerden birisi budur diye düşünüyorum. Bunu şöyle açabiliriz anlaşılır olması açısından, bazı çevreler diyorlar ki, “siz işte 7 yıldır direniyorsunuz F tipi hapishanelerde, tecrite karşı. Öldünüz 7 yıldır 122 insan öldü, 600’den fazla insan sakat kaldı. Hiçbir şey elde edemediniz hani bundan sonra bir şey elde etseniz ne olacak ki, 122 insan karşılığında buna değer mi” gibi bir değerlendirme yapıyorlar. Bu elbette bizim tercihimiz değil, elbette devrimcilerin tercihi değil bu bedel. Bu bedel emperyalizmin tercihidir. Ama mademki bu bedel dayatılmıştır, bundan geri durmamak gerekir. Bu nedenle ikisi arasında bir ilişki yoktur diye söyledim.
Üçüncü olarak, tecrite karşı verilen mücadele esas olarak devrimciliğin meşruluğunu sağlamıştır. 19 Aralık dönemi hatırlarsanız genel olarak dünyada artık işte sosyalist diye tanımlanan rejimlerin yıkıldığı ve bu sürecin, yıkılma süreçlerinin tamamlandığı bittiği bir dönemdi. Ve dünyada sosyalizmin bittiği, yok olduğu, artık beyinlerden silindiği rüzgârı esiyordu. Bu koşullarda ölüm orucu eylemi başladı ve 7 yıldır da devam ediyor. Ve bu koşullarda devrimcilik ölüm orucu eylemiyle beraber, ödenen bedellerle beraber meşruluğunu kazandı tekrar Türkiye topraklarında. Ve o gün bu gündür de artık tüm meşruluğuyla hükmünü sürdürüyor.
Yine 7 yıldır süren direniş siyasi iktidara F tipi hapishanedeki uygulamayı planladığı yeni baskı ve yasakları uygulamaktan geri durdurmuştur. Örneğin tek tip elbise, örneğin zorla çalıştırma vs. gibi planlarından vazgeçmişler, ya da suçlu kimliği gibi. Bu çok ciddi bir kazanımdır, 7 yılın bir kazanımıdır.
Yine 7 yılın bir kazanımı, belki halen işkence devam etmektedir F tipi hapishanelerde, ama ilk günkü kadar pervasız ve yaygın değildir artık. Siyasi iktidara bu konuda geri adım attırılmıştır.
Yine 7 yılın bir kazanımı, siyasi iktidar artık hapishaneler politikasını uygularken direnenleri ve direnmeyenleri hesaba katmaktadır, böyle bir ayrım yapmaktadır. Bu çok ciddi bir kazanımdır. Örneğin çok büyük bir pervasızlık ve rahatlıkla adli tutuklu ve hükümlülere saldırmakta, işkence yapmaktayken siyasi tutuklu ve hükümlülere aynı rahatlıkla saldıramamaktadır.
Yine direnişin çok ciddi bir kazanımı, var olan hapishane örgütlülüklerinin korunmasını sağlamıştır direniş. Siyasi iktidar temel amacı olan hapishane örgütlülüklerini dağıtma amacına ulaşamamıştır. Hapishane örgütlülükleri çalışmakta, kararlarını almakta ve uygulamaktadır. İnsanlar hücrelerde olmasına rağmen birbirlerine ulaşmakta, 24 saat süren bir üretim sürecinin içinde yerini almaktadır. Bu çok ciddi bir kazanımdır

ceto
16.12.2006, 19:26
Yine direnişin pratik içerisinde gördüğümüz bir kazanımı, direnişin kendisi insanların sağlığını korumaktadır. Yani 2002 yılında özellikle ölüm orucunu bırakan siyasi tutuklu ve hükümlülerin tutuklularında özellikle bunu gördük ve kıyaslama yapabiliyoruz. Onların tutuklu ve hükümlülerinde, o tutuklu ve hükümlülerde geçen zaman içinde psikolojik rahatsızlıklar da görülmeye ve tespit edilmeye başlandı ve daha çok fiziki bedeni hastalıklara rastlanırdı. Bizim müvekkillerimizde de hastalıklar yaşanıyor, ama bizim müvekkillerimizde psikolojik sorunlar değil, fiziki ve bedeni hastalıklar yaşanıyor. O da tecritin getirdiği ve artık kaçılamayan hastalıklar diyebileceğimiz hastalıklar. Yani işitme kaybı, görme kaybı, hafıza kaybı, denge problemleri vs. gibi. Bunları engellemek pek mümkün değil, çünkü bu tecritten kaynaklı. Bunu engellemenin tek yolu tecriti ortadan kaldırmak. Bütün bunlar tecritin 7 yılda tecrite karşı verilen mücadelede direnişin kazanımlarıdır.
Belki şunu da eklemek gerekir, artık geldiğimiz noktada, bir kazanım da siyasi iktidarı sıkıştırmış olmasıdır. Siyasi iktidar 7 yıl boyunca uyguladığı F tipi politikalarından sonuç elde edememiştir, uyguladığı politikalardan amaçlarına ulaşamamıştır. Gerek Türkiye iktidarı Adalet Bakanlığı ve Türkiye’deki hükümetler ve gerekse F tipine en büyük desteği veren Avrupa Birliği bugün için artık F tipi politikalarının etkisiz politikalar haline geldiğini kabul etmektedir. Ve bu politikanın çöktüğünü, iflas ettiğini kabul etmektedir. Bunlar direnişin çok ciddi kazanımlarıdır.
Elbette 7 yıllık süreç bitmemiştir. Tecrit devam etmektedir, hükmünü sürdürmektedir tecrite karşı verilen mücadele devam etmektedir. Bu kazanımlar bizler açısından yeterli midir, hayır değildir. Elbette bunlar çok ciddi kazanımlardır, son derece etkili kazanımlardır. Kısa vadede ve uzun vadede çok ciddi sonuçları ortaya çıkacak olan kazanımlardır. Ama yeterli değildir. Belki bunun üzerine bir küçük halka daha eklemek gerekir, o halka da şu anki mimari tecritin kaldırılmasıdır. F tipi hapishanelerdeki sürdürülen, uygulanan mimari tecritin kaldırılmasıdır. Şu anki hedefimiz de budur. Biz bugüne kadarki elde edilenlerle yetinmeyip onun üstüne bir halka daha ekleme amacındayız. Bunu da elde edebileceğimizi düşünüyoruz. Bunu da yapabileceğimizi kazanabileceğimizi düşünüyoruz bunu sorun benim görmüş olmam ya da görmem ya da görmemem değil, ben bunu görmeyebilirim belki. Ama bu eninde sonunda kazanılacaktır. Bunu artık çok daha rahat söyleyebiliyoruz bunu çok daha geniş çevreler söyleyebiliyor. Dolayısıyla da 7 yılı belki kısaca şöyle tanımlayabiliriz, toparlamak gerekirse, 7 yıl Türkiye’deki haklar ve özgürlükler mücadelesinde pırıl pırıl bir ak sayfayı temsil etmektedir. Böyle de anılacaktır.

Halkın Sesi: Bu 7 yıl içerisinde son 200 günü, yani sizin Ölüm Orucuna başlamanızdan bu güne geçen süreyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Av. Behiç Aşcı: Şimdi hapishanelerde ölüm orucu başladığı günden itibaren elbette siyasi iktidar da ölüm orucuna karşı kendi politikalarını geliştirdi. Bir yandan direnişi yok sayarken diğer yandan da direnişe bütün araçlarını kullanarak saldırdı. Elindeki tüm araçları kullanarak saldırdı. Kafa karışıklığı yarattı, sansürü uyguladı, yasaklar getirdi mahkeme kararlarıyla yasaklar, ya da yasalar getirdi. Yani dünyada ilk defa bir eylem biçimine ilişkin özel yasalar yapıldı. Böylesine araçlarla ölüm orucuna saldırıldı ve ölüm orucu ortadan kaldırılmaya, ölüm orucu etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. Bunu şundan dolayı özellikle vurgulayarak sözlerime girdim, solun büyük bir kısmı şöyle diyor, bana da söylediler aynı şeyi, “siz niye ölüm orucunda ölüyorsunuz, devlet zaten sizin ölmenizi istiyor, devlet sizin ölümünüzü seyrediyor”! Ama 7 yıla baktığımızda böyle olmadığını görüyoruz. Devlet oturup insanların ölümünü izlememiş; insanlara zorla müdahale etmiş, insanları zorla hastaneye kaldırmış davalar açılmış, yayın yasakları getirmişler vs vs. Yani devlet, siyasi iktidar insanların ölümünü izlemek bir yana tam tersine insanları öldürtmemek için, ölmemesi için, yani ölüm orucu eylemini bitirmek için elinden geleni yapmış, zorla müdahalede dahil. Dolayısıyla da solun o saptaması çok da doğru değil. Sorunuzu tekrar bir hatırlatabilir misiniz?

ceto
16.12.2006, 19:31
Halkın Sesi: Bu 7 yıl içerisinde son 200 günü, yani sizin Ölüm Orucuna başlamanızdan bu güne geçen süreyi nasıl değerlendirdiğinizi sormuştuk.

Av. Behiç Aşcı: Evet evet, elbette 200 günün biraz daha farklı bir önemi de var. Böyle başlayan bir süreçte yani siyasi iktidarın susmadığı, izlemediği aksine sürekli saldırdığı ölüm orucu eyleminde 200 günün biraz daha farklı bir yeri var. O da şundan dolayı, dışarıda bir avukat ölüm orucuna başladı 200 gün önce ve bu avukatın da hiçbir şeyi de yoktu, klasik demagojileri yapılan hiçbir niteliği yoktu. Yani hapishanede değildi, tutuklu değildi, hükümlü değildi. Avukattı, ekonomik durumu iyiydi, oldukça rahat para kazanacağı bir alanı da vardı gibi… Tüm demagoji malzemeleri yıkıldı
Siyasi iktidar direnişe saldırırken aynı zamanda sansür de uyguladı. Yani 7 yılda baktığımızda şunu görüyoruz siyasi iktidarın aslında en temel saldırı araçlarından bir tanesi sansür olmuş. Sansürle birlikte 7 yıldır süren direnişi, hapishaneler gerçeğini, tecriti, 122 ölümü hepsini halkın gözünden kaçırmışlar. Hatta tecrite karşı sansür öyle bir noktaya gelmiş ki, artık F tipi hapishanelerindeki ölümler haber dahi olmamaya başlamış. Böylesine ağır bir noktaya gelinmiş ve dolayısıyla da sansür böyle rahat ve pervasız uygularken siyasi iktidar tecriti de çok daha uygular hale gelmiş.
Bir avukatın ölüm orucuna başlaması sansürü kırdı, öncelikle bunu söylemek mümkün. Tabi sansürü sadece televizyonlarda gazetelerde haber olması boyutuyla ele almıyorum, öyle düşünmüyorum. O da sansürün bir ifade ediliş tarzıdır o açıdan da düşündüğümüzde artık tecrit, ölüm orucu daha fazla oranda televizyonlarda, gazetelerde tartışılır hale gelmiştir, ele alınır hale gelmiştir. Köşe yazarları, gazeteciler bunu yazmaya başlamışlardır. Bu sansürün kırılması anlamında ciddi bir adımdır. Ama bence sansürü aştığımız konusundaki asıl zeminimiz şudur, biz çok geniş bir insan kitlesine ulaştık. Abartısız diyebilirim ki on binlerce kişiye ulaştık tecriti anlatma konusunda. Çünkü insanlar merak ettiler; yani bir avukat niye ölüm orucu yapar, bir avukatı ölüm orucu yapmaya iten şey nedir. Gerek yurt içinde Türkiye’de ve gerekse yurt dışında binlerce, on binlerce insan bizlerle bir biçimiyle ilişki kurmuştur, tecriti ölüm orucunu tartışmıştır. Öyle ya da böyle çok önemli değil biçimi üslubu ve bu tartışmalarla da birlikte aslında gündemlerine tecriti almışlardır. İşte bu bizim sansürü kırdığımız ve sansürü aştığımız noktadır. Biz en geniş çevrede insanlara ulaştık.
Tabi ölüm orucuna başlarken hedeflerimiz vardı. Yani sadece hedefimiz sansürü kırmak değildi. Başka hedeflerimiz de vardı; örneğin tecrit konusunda temel sorumluluğa sahip olan avukatların, baroların gündemlerine tekrar tecriti almalarını sağlamak, aydın ve sanatçıların gündemlerine tekrar tecriti almalarını sağlamak. Onu da aldırabildiğimizi düşünüyorum.

Halkın Sesi: Bu gün Aydınlar ve sanatçılar Ankara’da kapıları zorluyorlar, Daha önce de Avukatlar zorlamıştı. Toplumun değişik kesimlerinde değişik tepkiler açığa çıkıyor bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Av. Behiç Aşcı: Öncelikle tabi biraz önceki soruda bir giriş yapmıştım. Ölüm orucu eylemine başlarken hedeflerimden bir tanesi elbette sansürdü, ama tek hedefimiz o değildi. Temel hedeflerimiz sansürü aşma hedefi olmakla birlikte esas olarak tecrite karşı mücadele etmesi gereken ve ama altı yıldır da mücadele etmeyen kesimleri tecrite döndürmekti yüzlerini, gündemlerine tekrar tecrite sokmaktı. Burada bence ilk sırayı da avukatlar almaktadır. Çünkü avukatlar hukuku temsil ediyorlar, adaleti temsil ediyorlar, o işleyişin çok aktif ve çok esaslı öğesiler. Dolayısıyla da bu sorumluluğu taşıyorlar, taşımalılar da aynı zamanda. Fakat 7 yıla baktığımızda bu sorumluluğu taşımadıklarını görüyoruz. Yani tecriti çok kısa bir sürede gündemlerinden çıkardılar ve bir daha da gündemlerine almadılar. Barolar aynı şekilde tecrite karşı mücadele etme konusunda geride kaldılar, tecrite karşı mücadeleyi gündemlerinden çıkardılar.
O konuda daha öncede söleylemiştim avukat arkadaşlarımızın çok değerli özeleştirileri oldu. Bir avukat arkadaşımız “yani biz bugüne kadar tecriti gündemimizden çıkarmıştık sen ölüm orucuna başlayınca tekrar tecriti gündemimize aldık, bundan sonra tecrite karşı mücadele edeceğiz” dedi. Bir arkadaşımız da “biz F tiplerine sırtımızı dönmüş arkamızı dönmüş kaçıyorduk sen bizi sırtımızdan vurdun” dedi. Ama tabi özeleştirilerini sadece bu söyledikleriyle değerlendirmeler değil esas olarak yaptıkları, pratikleri, pratiklerine baktığımızda da çok güzel bir pratik gözlene görüyoruz. Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Adana’da, Antakya’da, Manisa’da, Bursa’da, Türkiye’nin değişik illerinde Diyarbakır, Van… O kadar çok baro ve avukat tecrite karşı mücadele konusunda bir program çıkartmaya başladılar ki, bu çok sevindirici ve çok güzel bir gelişmedir. Ve tabii ki Barolar Birliği. Bu konuda hedeflerimize tam anlamıyla ulaşamasak da çok ciddi bir gelişme kaydettiğimiz söylenebilir.
Yine aydın ve sanatçılar, onlar da tecriti gündemlerinden çıkartmışlardı maalesef. Ki hep deriz, aydınlar ve sanatçılar toplumun vicdanıdır, vicdanının sesidir. Aydın olmanın gereği bu temel insani soruna arkalarını dönemezler, seslerini kapatamazlar, gözlerini kapatamazlar demiştik. Ama kapattılar. Fakat benden sonra o konuda çok güzel bir çaba içine girdiler. Süratle örgütlendiler ve şu anda çok hızlı çalışıyorlar. Türkiye’nin birçok ilini gezdiler “Hepimiz Tecritteyiz” oyunuyla birlikte. Şu an, bugün Adalet Bakanlığı’ndalar, Bakanlığın kapısını zorluyorlar. Yarın başka şeyler yapacaklar, durmayacaklar yani. Çünkü verdikleri bir söz var, bir yemin ettiler. Onurlarını, namuslarını ortaya koydular tecrite karşı mücadele etme konusunda. Ve bu namus sözünü tutma konusunda da çok güzel bir pratik de sergiliyorlar bence. Bunlar çok güzel ve olumlu gelişmeler.
Fakat bir de sol cepheyi denilebilir tartışmak gerekir. Sol cepheden değişik siyasi kimliklerle bizi ziyarete gelenler oldu. Kurumlar, örgütler, partiler, sendikalar vs. İstinasız tümü desteklerini söylediler, mücadelemizde bizim haklı olduğumuzu. Bir kısmı kendilerinin ölüm orucuna karşı olduğunu ama tecrite karşı mücadele etmek gerektiğini söylediler. Elbette bu da söylenebilir, elbette insanlar ölüm orucuna karşı da olabilir. Doğaldır da. Zaten bizim sorunumuz ölüm orucuna gelin siz de taraftar olun değildir. Bizim sorunumuz tecrite karşı mücadele edin. Bizim sorunumuz budur. Dolayısıyla böyle bir görüş de, düşünce de dile getirilebilir.
Fakat yaptıkları sadece iyi niyetlerini bize söylemek çerçevesinde kalmıştır. Ve bu konuda bence ciddi anlamda kendilerini sorgulamalılar. Yani bize gelip bir destek açıklaması yapmak, destek beyanlarında bulunmak, ya da bizim evimizin önünde, ya da bizim evimizde bir basın açıklaması yapmak tecriti kaldırabilecek hamleler değildir, tecriti kaldırabilecek etkinlikler değildir. Başka şeyler yapmaları gerekir. Bu konudaki samimiyetsizlikleri bizleri rahatsız ediyor. Bu konuda daha gayretli olmalılar. Avukatlarımızı, aydın ve sanatçılarımızı örnek almalılar. Onlar nasıl koşturuyorlarsa, aynı oranda kendileri de koşturmalılar. Söz budur. Bugün avukatlarımız evet koşturuyorlar, Ankara’ya gittiler. Polis tarafından dövülmeyi, dövüldüler Ankara da. Gözaltına alınmayı göze aldılar. Orada tutuklanabilirdi, onu göze aldılar. Ya da sanatçılar, onlar da aynı şekilde. Bakanlığa gittiler, onlar da gözaltına alınabilirdi. Sanatçılarımız da rahat yataklarını, işlerini bıraktılar. Türkiye’nin birçok yerinden toparlanıp Ankara’ya gittiler ve koştular. Baro başkanının peşine gittiler, Barolar Birliğinin peşine gittiler, meclise gidip milletvekillerinin peşinde koşturuyorlar. Şimdi bütün bunlar bir çabadır, bir emektir.
Peki aynı şeyi sol niye yapmaz? Niye desteği sadece bize yapacakları bir açıklama şeklinde gösterirler? Biz onlardan destek açıklamaları beklemiyoruz ki. Biz onlardan hatta destek açıklaması da istemiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki destek açıklamaları tecriti kaldırabilecek etkili bir yol ve yöntem değildir. Biz onlardan tecrite karşı gerçekten etkili bir mücadele hattı izlemelerini bekliyoruz ve istiyoruz. Bunu yapmadıkları sürece de buraya yaptıkları ziyaretlerin açıkçası çok fazla bir anlamı yoktur, çok fazla bir şey ifade etmiyor zaten. Bu konuda daha ileri gitmeliler, daha emekçi olmalılar. Evet, tecrit temel meseledir, böyle düşünmeliler.
Birçok yerde söyledim yine söyleyeyim, Adalet Bakanlığı 6 yıl boyunca tecritin kaldırılması konusunda geri adım atabilirdi. Tecritin kaldırılması konusunda somut adımlar atabilirdi ve ölüm orucu direnişi çok daha önce biterdi. Çok daha az insan ölürdü, çok daha az insan sakat kalırdı. şu an mezarda olan birçok insan yaşıyor olurdu. Ama Bakanlık bunu yapmamıştır. Peki, Bakanlığın kaygısı güvenlik midir? Hayır! Yani Bakanlık 19 Aralık’tan önce hapishaneler koğuş tipiyken, koğuşlarda 50 kişi 100 kişi varken hapishanelere girmiş ve operasyon yapmıştır. İnsanları öldürmüştür. Diyarbakır hapishanesine girildiğinde, Ulucanlar hapishanesine girildiğinde hapishaneler koğuş şeklindeydi ve 50 kişi bir arada yaşıyordu. Ama ne oldu yine girdiler insanları öldürdüler.
Yani şimdi F tipi hapishanelerinde örneğin tutuklu ve hükümlüler daha önce 9 kişilik bir çözümü kabul etmişlerdi, onun için örnek olarak söyleyeceğim. 9 kişinin bir arada yaşaması gibi bir çözümü kabul etseydi Bakanlık, o 9 kişinin bir arada yaşadığı kısımlara girip operasyon mu yapamayacaktı bakanlık? Yani böyle bir güvenlik sorunu mu yaşayacaktı? Hayır. O zaman sol şunu sormalı, Bakanlık açısından tecrit niye bu kadar bir öneme sahip?

ceto
16.12.2006, 19:33
Hayır. O zaman sol şunu sormalı, Bakanlık açısından tecrit niye bu kadar bir öneme sahip? Yani bakanlık bundan 5 yıl önce, 6 yıl önce, 7 yıl önce böyle bir çözümü uygulayıp 122 insanın ölmesini engelleyebilecek durumdayken niye engellemeyip 122 insanın ölümünü seyretmiştir? Niye tecritte bu kadar çok ısrar etmiştir? Niye tecrit konusunda bu kadar çok kararlıdır? Sol bunu sormalıdır ve salt bu nedenle, hiç başka bir nedene gerek yok, hiç başka bir gerekçeye gerek yok sadece bu nedenle, yani devlet ve siyasi iktidar tecrit konusunda bu kadar ısrarlı olduğu için sol da tecrite karşı mücadele konusunda ısrarlı ve kararlı olmalıdır. Eğer tecrit siyasi iktidar açısından birincil derecede öncelikli bir noktada ise sol açısından da birincil derecede öncelikli bir nokta da olmalıdır. Dolayısıyla sol maalesef böyle düşünmüyor, maalesef bu duyarlılığı göstermiyor ve açıkçası geldiği nokta açısından da üzülüyoruz.
Elbette bize yaptıkları ziyaretlerin, burada yaptıkları ve bize sundukları desteğin bir önemi vardır, bir değeri vardır. Söylediklerimizden bu anlaşılmamalıdır, bize sundukları desteğe değer vermiyoruz bu anlaşılmasın. Ama yeterli değildir. Ve bu destek şu noktaya çevrilirse o zaman biz gerçekten daha çok üzülürüz ve daha çok yıkılırız. Yani bize sundukları bir basın açıklaması şeklindeki desteği “biz tecrite karşı mücadelede elimizden geleni yaptık” şeklinde getireceklerse ve getirirlerse işte bu bize vurulabilecek en büyük darbe olur. Çünkü bu yeterli değildir. Bu nedenle bizim önerimiz bu süreci bir kez daha düşünüp, bu süreçten kendileri açısından, hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlüler açısından, halk açısından, devrim açısından hangi temelde ele alınırsa alınsın hiç önemli değil ama bir sonuç çıkartmaları ve bu sonuç için de mücadele etmeleri gerekir.
Çekinmesinler, korkmasınlar onlara vurulabilecek hiçbir yafta yoktur. Bugün F tipi hapishanelerdeki tecrit herkesi etkilemektedir. Yani bugün F tiplerinde sadece siyasiler devrimciler kalmıyor. Adliler kalıyor, İslamcılar kalıyor. Tamam kabul ediyoruz, mademki sol devrimciler için, devrimcilere uygulanan tecrit konusunda mücadele ettiğinde bir takım kaygılar taşıyor, kendisine bazı saldırılar geleceğinden korkuyor, çekiniyor o zaman F tipinde kalan adliler için mücadele etsinler. Onlara uygulanan tecritin kaldırılması için mücadele etsinler. Çünkü biliyoruz ki, F tipinde tecrit adliler ya da siyasiler için ayrı ayrı kaldırılamaz. F tipinde tecrit kaldırıldığında bundan herkes faydalanır. Biz bugün ısrarla vurguluyoruz, bizim tecriti ele alışımız sadece devrimcilere uygulanan tecrit kaldırılsın şeklinde değildir. Biz diyoruz ki F tipinde uygulanan tecrit kaldırılsın ve bu hayata geçtiğinde adlilere uygulanan tecrit de kaldırılacaktır, İslamcılara uygulanan tecrit de kaldırılacaktır, devrimcilere uygulanan tecrit de kaldırılacaktır. Bu nedenle solun böyle bir kaygı taşımasına hiç gerek yoktur. Eğer devrimciler için mücadele etmek onlar açısından bir kaygı yaratıyorsa, siyasi iktidarın saldırılarına maruz kalacaklarını düşünüyor ve bunun hesabını yapıyorlarsa, tamam kabul ediyoruz adliler için mücadele etsinler. Oradaki adlilere uygulanan tecrit için mücadele etsinler. Ama tecrit için mücadele etsinler. Fakat asla kaçış propagandaları yapmasınlar. Bu konuda kendilerine temeller yaratmaya çalışmasınlar, zeminler yaratmaya çalışmasınlar. Çünkü inandırıcı olmuyor.

Halkın sesi: Röportajı bitirmeden önce son olarak söylemek istediğiniz eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Av. Behiç Aşcı: Şimdi, elbette 7 yıl birçok açıdan ele alınabilir. Dediğim gibi bunun bir kısmını tarihe bırakacağız. Daha sonra değerlendirmeleri yapılacak. Geldiğimiz noktada şunu söylemek mümkün, aslında direnen ve direniş yer değiştirmiştir artık. Artık direnen Adalet Bakanlığı’dır. Artık Adalet Bakanlığı insanlığa karşı direnmektedir, insani taleplere karşı direnmektedir, uygulamamak için insani taleplere karşı direnmektedir. Ama Adalet Bakanlığı her geçen gün yalnızlaşmıştır. Şu an Adalet Bakanlığı 7 yılın en büyük yalnızlığını yaşamaktadır. Hatta şöyle bir espri de yapmaya başladık artık, yakında Adalet Bakanı kendisi “tecrite hayır” diye pankartlar açmaya başlayacak. Evet Bakanlığın şu an durumu budur, Bakanlık sıkışmıştır. Avrupa Birliği dahi Bakanlığı artık F tipleri konusunda eleştirmektedir. İşte bu zemin bizim en güçlü olduğumuz zemindir. Tecrite karşı mücadele konusunda bu son kavgayı kazanabiliriz. İçeride bulunan tutuklu ve hükümlülere karşı bu vicdan borcunu ödeyebiliriz. Onlara karşı sorumluluğumuzu yerine getirebiliriz. Onları tecritten çıkartma konusunda belki küçük bir emek, küçük bir adım yeterli olacaktır, çok fazla bir şey yapmaya gerek yoktur. Ama bunu gerek Türkiye’de ve gerekse Türkiye dışında hepimizin yapması gerekmektedir. İnanıyorum ki bunu yaptığımızda göreceğiz ki Adalet Bakanlığı’nı tecridi kaldırması konusunda adım atmaya ikna edeceğiz
Bu umutla ve bu coşkuyla tüm Halkın Sesi Tv dinleyicilerini izleyicilerini selamlıyorum. Bu güne kadarki destekleri direnişi bu noktaya getirmiştir, ama yeterli değil bu. Küçük bir adım daha atacağız ve bu sorunu çözeceğiz

Halkın Sesi: Biz de Halkın Sesi olarak teşekkür ediyoruz, 200. gününüzü kutluyoruz.

Av. Behiç Aşcı: Teşekkür ederim, sağ olun…

b.alina
16.12.2006, 23:00
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

b.alina
16.12.2006, 23:13
Ankara’da TAYAD’lıların her Cuma günleri saat 17.30’da yaptıkları meşaleli yürüyüşlerin 4.’sü bu hafta da yapıldı. Her Cuma Yüksel Caddesi Mithatpaşa girişinde toplanan aileler “Tecrite Son” verilmesi için yine Yüksel Caddesi’ndeydiler. “Tecrite son” pankartı ve Ölüm Orucu Direnişçilerinin fotoğraflarının yer aldığı dövizleri taşıyan TAYAD’lılar “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz”, “Yaşasın Evlatlarımızın Onurlu Direnişi”, “Behiç Aşçı, Gülcan Görüroğlu, Sevgi Saymaz Onurumuzdur”, “Tecriti Kaldırın Ölümleri Durdurun”, “Tecrite Son” sloganlarını attılar. Meşaleler eşliğinde İnsan Hakları Anıtı’na geldi. Burada TAYAD’lılar adına Mehmet Yılmaz bir konuşma yaptı. Yılmaz konuşmasında şunlara değindi;
“19–22 Aralık 2000’de 28 evladımız katledildi. Onlarcası F Tipi hücrelere götürülerek tecrit edildi. Çocuklarımız onursuz yaşamayı reddederek ölüm oruçlarına başladılar, direniyorlar. Hala devam ediyorlar. Şuanda 3 evladımız Ölüm Orucunda. Tecrit katletmeye devam ediyor. Gülcan Görüroğlu 2 çocuğunun gözü önünde direnişine devam ediyor. Bir Avukat müvekkillerinin haklarını savunabilmek için direniyor. Sevgi Saymaz’dan haber dahi alamıyoruz. Tecrite karşı gelmek insanlık yapılan bir şeydir.”
Yılmaz’ın konuşmasının ardından bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon gösterimi ilgiyle çevredeki insanlarında katılımı ile hep birlikte izlendi. Sinevizyon gösteriminin ardından şair Mehmet Özer söz alarak şunları söyledi:
“Yaşamla ölüm arasındaki savaşla, savaşın şiddeti de artmaktadır. Behiç Aşcı ve arkadaşları tecrite karşı yürütülen bu savaşın yalnızca bir halkası bundan önce 122 arkadaşımız bu ülkenin devrimcilerine, öğrencilerine, işçilerine tecrite karşı mücadelede aramızdan ayrıldılar. Behiç Aşcı ve arkadaşlarının tecridin kaldırılmasından başka muratları yoktur. Fakat bu süreç onların yaşamlarının devam etmesi sizlerin vicdanınızın sesine kulak vermeniz ile mümkündür. Çünkü Behiç’in, arkadaşlarının ve 122 kişinin çözebileceği bir sorun değil, onlar sizlerin vicdanlarınıza ulaşabilmek için bedenlerini açlığa yatırdılar. Bundan suçluluk duyuyorum, sizlerinde duymasını istiyorum. Çünkü tecrit bugün ve yarını değil bütün bir ömre yayılmış insanların, insanlığa hayır diğeceyi bir dünyadır. Eğer oğullarınızı kızlarınızı ve yoldaşlarınızı korumak istiyorsanız tecrit duvarlarını yıkmalıyız. Bu da ancak ayak seslerinizin sokaklarda duyulması ile olacaktır. Behiç Aşcı’nın bu son konuşmaları veda konuşması olurken, sözleri göğsümüzde kızgın bir nal gibi duruyor. Bunu unutmayacaksınız, bizlerde unutturmayacağız. Bir gün tecrit duvarları yıkıldığında altında kalanlar bugün vicdanları kör olanlar olacaktır. Sevgi ve saygıyla onları selamlıyor. Yaşadıkça yanlarında olacağıma söz veriyorum.”
Özer’in konuşmasının ardından yaklaşık 100 kişilik TAYAD’lı hep birlikte attıkları sloganlarla eylemlerine son verdiler.
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9422&stc=1&d=1166303362
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9423&stc=1&d=1166303407
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9424&stc=1&d=1166303509
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9425&stc=1&d=1166303554
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9426&stc=1&d=1166303589
HALKIN SESİ

opis-01
16.12.2006, 23:31
Ölümmü denir şimdi size!
Kimi Vartinik’de
Kimi Kızıldere’de
Bedenlerini koydular faşizme karşı
Kimi Diyarbakır işkence hanelerinde
Kimi altı mayıs idamlarda

Haykırdı bağımsız Türkiye diye
Ölümü denir şimdi size
Selamlıyoruz sizi dağların doruklarından
Selamlıyoruz alanlardan barikatlardan
Fabrikadan tarladan
Sığdıramam sizleri sayfalara
Mayısın kanlı günü
Bir kez daha döndü Hazirana
17 canımızı uğurladık gökyüzüne

Ölümü denir şimdi size
Kimi ölüm oruçlarında
Ali Ekberim ve 120 canım
Kurtuluşa dek sürecek kavgamız
İnançlıyız haklıyız
Onurlu özgür bağımsız ülkeyi
Kurana dek sürecek kavgamız
Ölümü denir şimdi bize

b.alina
16.12.2006, 23:36
Sorun ölmek değil de nasıl öldüğümüzdür, ben onlarca yüzlerce insanın yaşamını kurtarmak için ölüme gidiyorum

behiç aşçı

Amansız sarılara bırakmak yok ölümü
Bezgin yakarışlara bırakmak yok
Sular da değişiyor taş ve toprak da
Ölüm de değişiyor ölümün anlamı da”

Behiç Aşçı ve arkadaşlar şu an yaşıyorlar ve ölümün anlamını değiştirme
çalışıyorlar.ya siz susarak neyi değiştireceksiniz?

ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİNDEYİZ

ONU®
17.12.2006, 00:01
Konu ile ilgili derlediğim birkaç klibi paylaşmak istiyorum. (daha önce verilmediyse tabi)

http://www.youtube.com/watch?v=7m7ypxjnRxM

http://www.youtube.com/watch?v=S4dajXRP_ik

Tecrit insan haklarına aykırıdır,zorbalıktır,çağdışıdır!...

uçurtmayı_vurmasınlar
17.12.2006, 04:04
Yeter artik. dursun bu ölümler.
cokmu sey istediler. sadece insanca bir yasamdi.
ölümleri durdurmak icin mitingte onlara sahip cikalim
http://istanbul.indymedia.org/uploads/2006/12/17aralik.jpgmid.jpg

uçurtmayı_vurmasınlar
17.12.2006, 04:20
123. ölüm olmaması için mitinge

kreşmir
17.12.2006, 17:57
devrimci mücadele çizgisinden sapmadan,eylemini gerçekleştiren ölüm orucu direnişçilerine selam olsun...
bu halk hep sizin yanınızda olacaktır.

Bakır
17.12.2006, 18:28
kadıköyde 19 aralık şehitlerini andık.tecriti lanetledik.

6. yılında 19 aralık şehidlerini unutmadık unutturmadık!

her ne kadar katılım yüksek olmasa da devrimci çoşku çok yükseklerdeydi.

mitinge;PARTİZAN,BDSP,ESP,SDP,EKD,TUYAP,EHP,KALDIR AÇ,SODAP,ALINTERİ,KALDIRAÇ,LİMİTER-İŞ,DEVRİMCİ PROLETER GENÇLİK etkin bir şekilde katılım gösterdi.

İÇERDE VE DIŞARDA HÜCRELERİ PARÇALA!
DEVRİMCİ ŞEHİTLER ÖLÜMSÜZDÜR!
KATİL DEVLET HESAP VERECEK!
BEDEL ÖDEDİK BEDEL ÖDEDECEĞİZ!

eskici
17.12.2006, 19:17
Üç kapı Üç Kilit Açılsın
Behiç Aşçı ölmesin..................

Partizan62
17.12.2006, 20:33
kadıköyde 19 aralık şehitlerini andık.tecriti lanetledik.

6. yılında 19 aralık şehidlerini unutmadık unutturmadık!

her ne kadar katılım yüksek olmasa da devrimci çoşku çok yükseklerdeydi.

mitinge;PARTİZAN,BDSP,ESP,SDP,EKD,TUYAP,EHP,KALDIR AÇ,SODAP,ALINTERİ,KALDIRAÇ,LİMİTER-İŞ,DEVRİMCİ PROLETER GENÇLİK etkin bir şekilde katılım gösterdi.

İÇERDE VE DIŞARDA HÜCRELERİ PARÇALA!
DEVRİMCİ ŞEHİTLER ÖLÜMSÜZDÜR!
KATİL DEVLET HESAP VERECEK!
BEDEL ÖDEDİK BEDEL ÖDEDECEĞİZ!


zaza_ulas58 adlı yoldasımıza izlenimlerini aktardıgı icin tesekkür ederim. asıl konumuza deginirsek mitinge az kisi katılmıs ve diger devrimci ve demokratik örgütler neredeydi acaba TKP,CHP,DSP,ÖDP vs. merak ediyorum dogrusu... ama herseyden öte devrimci coskunu üst seviyede oldugu icin ve mitingin niteliginden dolayı sevindim.kac kisi oldugumuz degil ne kadar cok haykırıyoruz bu önemli bence..

bir iken bin oluruz elbet!

opis-01
18.12.2006, 01:45
- Antalya TAYAD'lılar 39. haftada da Kışlahan Meydanı'nda "Tecrite Son!" talebini dile getirirken tutsak mektubu okuma esnasında temsili tecrit hücresinden seslenerek tutsakların sessi olmaya devam ettiler. TAYAD'lı Ayşe Kaytan, "Artık yeter! Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun! Tecrit zulmünü sizden başka hiç kimse sahiplenmiyor. Aksine kendine insanım diyen herkes tecritin insanlık dışı bir uygulama olduğunu kabul ediyor" diye konuştu.

- Antalya'daki DKÖ, sendika ve partiler 6 Aralık'ta Adalet Bakanlığı'na "Tecriti Kaldır" çağrısı yaptılar ve faks çektiler. KESK Şubeler Platformu, DİSK, Emekli-Sen, ÖDP, SDP, EMEP, DHP, Halkevleri, Devrimci Hareket, Temel Haklar, Antalya Gençlik Derneği, TAYAD'lı Aileler'in katıldığı açıklamayı KESK Şubeler Platformu Sözcüsü Kadir Zeybek yaptı. Güllük PTT Müdürlüğü önünde yapılan açıklamada, "Yaşama hakkına sahip çıkmak, tecrite ve F Tipi uygulamasına son verilmesi için buradayız" diyen Zeybek, Adalet Bakanlığı'nı tecritin kaldırılması için harekete geçmesi amacıyla göreve çağırdı.
70 kişinin katıldığı açıklamada, "Behiç Aşcı, Gülcan Görüroğlu, Sevgi Saymaz Onurumuzdur" sloganlarının atılmasının ardından faks çekildi.

- Bursa'da; BDSP, BATİS, DTP, ESP, İHD, HÖC, SDP ve Partizan tarafından 1 Aralık günü düzenlenen eylemde, Adalet Bakanlığı'na tecritin kaldırılması talebiyle faks çekildi. Heykel PTT önünde yapılan açıklamada, "Tecriti Kaldırın Ölümleri Durdurun" pankartı açıldı. Ortak açıklamayı okuyan Nevzat Demir, tecritin emperyalistlerin politikası olduğunu söyledi. Demir, "insanlık dışı olan tecrit işkencesine derhal son verilmelidir" çağrısında bulundu. Eyleme EMEP ve Halkevleri de destek verdi.

- Kars'ta Gençlik Federasyonu üyeleri 2 Aralık günü Bayrampaşa Mahallesi'nde tecrit ile ilgili bildiriler dağıttılar

tüm türkiye tecriite son diyor

PirO_62
18.12.2006, 04:22
Av. Behiç Aşçı Ve Bu Mücadeledeki Canları Selamlıyorum....

Belki Pek Yorum Yapmayı Beceremem Ama Bizimde Bir Çift Sözümüz Vardır...

TECRİTE HAYIR..............


Çocuk Yürekler İle Başladı Sevdan,
Dağlar Ardından Çıktı Direnişin,
Bu Kavgayı Aşın Bilmişsin..
Aç Kalsan Bile Ne Eylersin...
Korkusuz Yüreğin,
Yorgun Bedenin,
Yinede Ah Etmez Dilin,
Yarınlar Senin Behiç'im..
Seni Saran,
Dört Duvar Olsa Ne Eylersin..
Ufak Bir Tebessümün,
Ölümle Kavgalı Yüreğin,
Umuttur Sözlerin,
Yoldaşın Olur Sevdiklerin,
Zalim Yoluna Engel Koysa Ne Eylersin..
İsyan Olup Çağlasan Hücrede,
Söz Olup Ahıma Susmadan Dilimde,
İnat Etmişim Türkü Gibi Telimde,
Seni Haykırarak MERHABA ÖZGÜRLÜĞE,
Kilit Vursalar Diline Ne Eylersin...
Bu Bedel Ağır Gelsede Bize,
Kulak Vermiyorlar ise Bu Seslenişe,
Görmedilerse O Davayı Gözlerinde,
Sanmasınlar Biter Bu Mücadele,
Yüreğine Kurşun Sıksalar Ne Eylersin

PirO_62

deniz_kizi
18.12.2006, 09:51
Ahmet Hakan'ın kaleminden


Behiç Aşçı'ya çağrı

GEÇEN gün seni ziyarete geldim sevgili Behiç Aşçı.

O gün ölüm orucunun "251. günü"ndeydin. Şişli'deki o bezgin ve iddiasız partmandan içeri girip yukarı katlara tırmanırken tuhaf bir çaresizlik içinde hissettim kendimi.

Ne yapacaktım senin karşında? Söze nasıl başlayacaktım?
Gülümseyecek miydim? Mesafeli bir nezaket sergileyip, "İyi günler, nasılsınız?" falan mı diyecektim. Yüzümü döküp üzgün pozlar mı takınacaktım? "Aslan Behiç Aşçı! Nasıl da güzel ölüyorsun, öl be kardeş" tarzı bir kutlama havası mı estirecektim?

Hiçbirini yapamadım.

Yanında önce gülümsedim, sonra yaptığımdan utandım. Ardından ellerimi nereye koyacağımı şaşırdım.

Kısacası "Behiç Arkadaş", bir yandan senin bir deri bir kemik kalmış vücuduna baktım, bir yandan da yaptığım "Sağlıklı beslenme temrinleri"ni anımsadım.

Utandım, inan ki çok utandım.

Sevgili Behiç Aşçı...

"Mahpushanelerde tecrit olmasın" diye bir adamın, sahip olduğu tek şeyini, yani hayatını ortaya koymasının hayli etkileyici olduğunu kabul ediyorum.

"İrade sahibi" olma konusunda herhangi bir iddia taşımayan bir adam olarak, tam 255 gündür sergilediğin "çelikten irade" karşısında şapka çıkarıyorum.

Ancak "Behiç Arkadaş", artık buna bir son vermelisin.

Çünkü başardın!

Herkesin unuttuğu ve bir daha hatırlamak istemediği "F tipi cezaevi" sorununu yeniden gündeme taşıdın.

Senin bir deri bir kemik kalmış vücudun, bizim gibi taş kalplilere, mahpushanelerdeki "tecrit" uygulamasının nasıl bir şey olduğunu öğretti. Sendikalar ayakta. Sivil toplum örgütleri duyarlı. Barolar toplantılar yapıyor, yürüyüşler düzenliyor.

Senin adın artık "Tecrit uygulamasına son" cümlesinin hizasına yazılmıştır.

Tamam, "devlet" denilen mekanizma, belki somut bir adım atmadı ama unutma ki, bu mekanizma kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla çalışır. "İnsaf" ve "vicdan" sözcükleri bu mekanizma için gündem dışıdır.

Buna rağmen... Mekanizmanın bazı dişlilerinin mucizevi şekilde insafa gelmiş olduğunu da sana hatırlatırım.

Sevgili Behiç Aşçı...

Görüyoruz ki: Ölüme doğru koşar adım gidiyorsun...

Gel yol yakınken bundan vazgeç!

Gel 255 gündür süren ölümcül açlığının neden olduğu kazanımla yetin.

Hadi kalk o ölüm yatağından. Kamu vicdanına bir kez daha "F tipi eşittir ölüm" denkleminin yol açtığı bıkkınlığı yerleştirme.

Hayata dön ve zaferini kutla.

Hadi Behiç Aşçı... Artık senden "Kalktım ve hayata döndüm" haberini bekliyoruz.


Kaynak: Hürriyet



tecrit kalksın Behiç'ler ölmesin

deniz_kizi
18.12.2006, 10:15
F tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamasının kaldırılması, savunma ve adil yargılanma haklarına getirilen engellerin protestosu için yüzlerce avukat saat 15.00’da Baro Merkezi önünde buluştu. Buradan başlayacak yürüyüşe, TBB Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, Yönetim Kurulu Üyeleri, Artvin, Adana, Aydın, Van, Kocaeli, Sakarya ve Diyarbakır barosu başkanları da katıldı.

“Tecrit İnsan Hakları İhlalidir” yazılı pankartla yürüyüşe geçen avukatlar İstiklal Caddesi üzerinden Taksim Alanına ulaştı. Yürüyüş boyunca avukatlar “Tecridi Kaldırın, Ölümleri Durdurun”, “Savunma Hakkı Kısıtlanamaz” sloganlarını attılar.

Taksim Alanında bir basın açıklaması yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, “İstanbul Barosu olarak, yasamızın bize verdiği sorumluluk ve vicdanımıza yüklenen hukukçu duyarlılığı ile sorunun çözümü için her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz” dedi.

Başkan Kolcuoğlu’nun basın açıklaması şöyle:

“Ülkemizde yaklaşık 6 yıldan bu yana, F Tipi Cezaevlerinde, tutuklu ve hükümlüleri en doğal gereksinimlerinden uzaklaştıran bir özel “model” uygulanmaktadır. Bu tecrit modeli, havalandırma, görüşme, okuma, giyim ve sağlık gibi temel vazgeçilmez hakların kullanılmasına engel olurken, tutuklu ve hükümlülerin fiziksel sağlığında, ruhsal bütünlüğünde ve kimliğinde telafisi mümkün bulunmayan hasarlar oluşturmaktadır.

6 yıldan bu yana, sorunlara duyarlı kesimlerle birlikte, aslında sorunun tarafı konumunda bulunan Avukatlar olarak mücadele verdik. Bu mücadelenin olumlu sonuçlanmaması bir yana, F Tipi Cezaevlerinde avukat-müvekkil ilişkilerinin sağlıklı yürütülmesinde de zorluklar yaşanmaktadır.

Aradan geçen 6 yıl sonra bugün sorun, aynı boyutuyla devam ediyor. Yaşamlar kaybediliyor, yeni rahatsızlıklar sürüyor ve artık gelinen noktanın ciddiyetinin kavranması için avukatlar ölüm orucuna yatıyor. Ceza Muhakemesinin değiştirilen hükümleri ile savunma ve adil yargılanma hakkı ile adalete erişim giderek olanaksız kılınıyor.

Gelinen bu son noktada, öncelikle ifade ediyoruz ki, tecrit bir insan hakları ihlalidir. Asla kabul edilemez. Tecride maruz bırakılan kişinin tutuklu veya hükümlü olması da bu gerçeği değiştirmez. En kısa zamanda tecride son verilmeli ve ölümler durdurulmalıdır.

Bu eylemimiz, ölüm oruçlarına destek vermek amacıyla değil, tam da tersine ölüm oruçlarının sonlandırılması için yapılmaktadır. Sergilediğimiz duyarlılık tümüyle insancıldır ve özel olarak da hukukçu duyarlılığıdır. İnsanın sınırlı sosyal ilişkilerini bile yok sayan, onu doğasının biçimlendirdiği atmosferin uzağına taşıyan ve insanlık dışı bir muameleye mahkum bırakan bu modelin uygulanması asla kabul edilemez. Çünkü tecrit, yargının verdiği hükmün dışında ikinci bir cezanın infazı anlamına gelmektedir. Hukukla bezenmiş vicdanların sadece bu olguyu bile kabul etmesine olanak yoktur.

Çözüm güç ya da olanaksız değildir. Mevzuatta değişiklik öngörmeyen, hiçbir mimari tadilat gerektirmeyen, güvenlik kaygılarından uzak bir biçimde, insanca muamelenin başlatılması için talimat verilmesini talep ediyoruz. Öylece ölümler duracak, insan hakları ihlalleri sona erdirilmiş olacaktır. Bu gerekliliğin ivedilikle yerine getirilmesi, başka bütün niteliklerin ötesinde bir insancıl yaklaşım olacaktır.

Sorunun kalıcı çözümünün sağlanması için, Adalet Bakanlığı, barolar ve ilgili meslek odalarının oluşturacağı bir çalışma grubu ile sorunun kapsamını ve çözüm olanaklarını araştırmalıdır. Bütün bu uygulamalar ile güçlenecek olan yapı, hukuk devletidir. Bugün eylemimiz, özü itibariyle hukuk devletinin oluşumuna katkı vermeyi amaçlamaktadır. Öncelikli talebimiz, savunmanın ve adil yargılanma hakkının kısıtlanmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması ve tecridin sona erdirilmesidir.

İstanbul Barosu olarak, yasamızın bize verdiği sorumluluk ve vicdanımıza yüklenen hukukçu duyarlılığı ile sorunun çözümü için her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu kamuoyuna duyururuz.”

Basın açıklamasından sonra yürüyüşe katılanlar adına İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu TBB Yöneticileri ve konuk baro başkanlarıyla birlikte Taksim Cumhuriyet Anıtına çelenk koydu. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şehitlerimizle yitirdiğimiz meslektaşlarımız için yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra yürüyüş sona erdi.




Kaynak : İstanbul Barosu Internet Sitesi

sertur
18.12.2006, 10:20
Ahmet Hakan'ın kaleminden
Behiç Aşçı'ya çağrı


Bu yazı bu adamdandanmı dökülmüş,:sook şaşırdım doğrusu, inşalah bir art niyet taşımıyordur, sevgili Behiç Abimizin yaptığı büyük fedakarlığı bir nebze olsun tasvir etmiş, kahrolası tecrit ve kahrolası f tipi eylemlerinin bir an önce kalkması ve behiç ağabeyimizin hayata bu moralle tekrar bağlanması dileğiyle...

İstanbul Şişli'deki evinde ölüm orucu yapan Avukat Behiç Aşçı bugün direnişinin 256. gününde.

Avukat Behiç Aşçı'ya mektup veya kart göndermek için: Abide-i Hürriyet Caddesi. No:133 kat:4 Daire: 9 Şişli –İstanbul

Avukat Behiç Aşçı'ya ile görüşmek için: 0090 (0) 212 343 46 33

Avukat Behiç Aşçı'ya faks göndermek için: 0090 (0) 212 2945271

Avukat Behiç Aşçı'ya mail göndermek için: avukatbehic@mynet.com

huseyn
18.12.2006, 12:20
'Hayata Dönüş' Operasyonu bilançosu

Operasyon düzenlenen cezaevi sayısı 20

Öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı 30

Hastaneye kaldırılan yaralı tutuklu-hükümlü 237

Yaşamını yitiren asker sayısı 2

Yaralanan asker sayısı 6

Edirne F tipi cezaevine sevk edilenler 348

Kocaeli F tipi cezaevine sevk edilenler 340

Sincan F tipi cezaevine sevk edilenler 341

Kartal F Tipi cezaevine sevk edilenler 67

Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine şevkler 45

Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar 259 Operasyonu protesto sırasında

gözaltına alınanlar 2145

Operasyonu protesto edenlerden tutuklananlar 58 Copla tecavüz iddiası 8

Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası 18

Mühürlenen dernek sayısı 2
(Kaynak: İnsan Hakları Derneği 'Hayata Kasıt Operasyonu Brifing Metni')

Halen 3 kişi ölüm orucunda. Uşak Cezaevi'nde Sevgi Saymaz, Adana'da Gülcan Görüroğlu ve İstanbul'da Behiç Aşçı.

Açlık grevleri ise Türkiye'nin birçok yerinde dönüşümlü olarak devam ediyor

umudum
18.12.2006, 12:38
behiç abi seni sonuna kadar destekliyoruz. hapishane içinde hapishaneye ceza verilmiş bir insana yeniden cezalandırmaya hayır diyoruz .tecrit kalksın.

Lazoşa_62
18.12.2006, 19:19
'Hayata Dönüş' Operasyonu bilançosu

Operasyon düzenlenen cezaevi sayısı 20

Öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı 30

Hastaneye kaldırılan yaralı tutuklu-hükümlü 237

Yaşamını yitiren asker sayısı 2

Yaralanan asker sayısı 6

Edirne F tipi cezaevine sevk edilenler 348

Kocaeli F tipi cezaevine sevk edilenler 340

Sincan F tipi cezaevine sevk edilenler 341

Kartal F Tipi cezaevine sevk edilenler 67

Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine şevkler 45

Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar 259 Operasyonu protesto sırasında

gözaltına alınanlar 2145

Operasyonu protesto edenlerden tutuklananlar 58 Copla tecavüz iddiası 8

Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası 18

Mühürlenen dernek sayısı 2
(Kaynak: İnsan Hakları Derneği 'Hayata Kasıt Operasyonu Brifing Metni')

Halen 3 kişi ölüm orucunda. Uşak Cezaevi'nde Sevgi Saymaz, Adana'da Gülcan Görüroğlu ve İstanbul'da Behiç Aşçı.

Açlık grevleri ise Türkiye'nin birçok yerinde dönüşümlü olarak devam ediyor

Evet Hüseyin yoldaş.

Yıl 19/Aralık/2000 Yer türkiye ve cezaevlerindeki isyanlar. Düzen ve ülkeyi Yöneten insanlık onuru adına bir nasıp almamış küf beyinliler ceza evlerindeki isyanlı bastırmak için yaptıkları operasyonlarının adı "hayata Dönüş" dü.

Evet nasıl bir hayata dönüştükü 3o düşünce ve fikir adamının ölümüne 300 kişiye yakın insanın sakat ve yaralı bırakılmasına ve Yaptıkları F tipi ceza evlerine binlerce kişiyi olayları bahane ederek tecrit altına alınmalarına neden oldu.Diyorumki Hayata dünüş degil hayata son tutunuşlarıydı.Kurşunlanarak,ağır işmakinaları ile kolları ve bacakları koparılarak ve yakılarak yok edilen insanların hayata son tutunuş isyanıydı

Bazı arkadaşlarımın ve yine bazı forum sitelerinde Behiç Aşçının ölüm orucunu mantıksız ve hakaretlerle eleştirmelerine diyorumki;

Dönün bir 19/Aralık/2000 yılında 20 ye yakın ceza evinde insanlık onuru için,düşünceleri için,halkı için, doğruyu söylediği için yatanların haince ve kalleşçe nasıl öldürüldüklerini bir daha bir daha düşünsünler.

Ve diyorumki İsimsiz kahraman kardeşlerimizin,yoldaşlarımızın arkasında sürecek olan haklı mücadelesidir Behçi Aşçı.:cursing:

bektaşi44
18.12.2006, 20:19
Ceza evlerinde bütün hukuksuzluklara karşıyız

bektaşi44
18.12.2006, 20:24
Bu gidişle alevi vatandaşlarımız açlıkdan ölecek.
Yahu nedir bu ölüm orucu. Bir insan kendi canına nasıl kıyar , kendi canını siyasete nasıl alet eder.Can üzerinden nasıl siyaset yapılır.
Anlayamadım gitti. Kahrolsun F Tipi ee sonra ben aç olacam ölecem
eee hayırlı olsun.Helvasına geliriz.
Ölmeden sağ kalıp hakkını ara demezler mi adama?

Ayrıca o kafalardaki kızıl kuşak da ne anlamadım gitti.Hepsinin kafasında var.Terörist cenazesini kaldıranlarda kırmızı kuşaklıydı.Kızılbaşlığı mı temsil ediyor?umarım en yakın zamanda grevi bırakır sağlığına kavuşur

eskici
18.12.2006, 20:33
neyin ölüm orucunu yapıyo askerimizew polisimize kurşun sıkanların rahatı için mi sevsinler cok komik cokkkkkkk

Sivas ta gazide insanların ölmesine izin veren senin askerin polisin değilmiydi sayın barış 60.

hacıbektaşlı
18.12.2006, 22:34
Ölme! ...

/Takvimden kanla yırtılırken tarih
Dizlerinin üzerine düşer insanlık!

Gül kırmızı, kan kırmızı
Atlantik kıyıları özgür
Santa Clara’nın memelerinden
Sızar ana acıları! ..

Sen ölürsün, ben ölürüm, o ölür
Yağmur siler mi izleri
Tarihten, topraktan! ? ...

Sen türkünü söyle, ben şiir,
O tarihi yeniden yazsın! ...

Hayata duruş belki de
İsyan şiirleri, aşk da isyan değil mi? ...
Ölüm tenimizde solsun!

Kısraklar soyunsun
Çağlayan ırmaklarda...
Vurulsun prangalar, bedenler mahkum

Sen ölme! Ben ölme! O ölme!
Kuşlar özgür, düşler özgür...

Şair isyanı dünden, yarına
Zaman kumu zedeler
Cam kırılır...

Issızlığına direnir
Esaretinde uçurtma mavi...

Ve elbet tarihi insanlık için
Biri yeniden yazar! ...

Sen ölme! Ben ölme! O ölme! ...

Nisan Serap Muratoğlu

Av. Behiç Aşçı ve bu uğurda direnen tüm canları bu onurlu mücadelesinden dolayı kutluyorum ve her zaman yanlarındayız.
TECRİT'E SON

garcia
18.12.2006, 22:51
Beni Tarihle Yargıla

'Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is,
Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
Ve tarihle yargıla...'

Bal değildir ölüm bana,
İdam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık,
Gel düşümdeki sevgilim,
Ay ışığı yedir bana...

”Ahh... Ben hasrete tutsağım,
Hasretler tutsak bana
Bıyığımdan gül sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma...
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma...”

Duygu bana, öykü bana,
Roman gibi her an bana
Hücremde yalnızım gel,
Gel düşümdeki sevgilim,
Soyunup hazırlan bana.

“Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
Hoşçakalın sevdiklerim;
Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök...
Bütün doğa hoşçakalın...
Hoşçakalın sevdalılar,
Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
Hoşçakalın...
Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
Sevda türküleri ve şiirler.
Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın...
Hoşçakalın ağız tatlarım;
Sıcak çorbam, çayım, sigaram...
Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram...
Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
Ve kalemimi, ve saatimi,
Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
Hoşçakalın, hoşçakalın...”

Dostum bana, sevdam bana,
Soluğunu geçir bana,
Uyku tutmuyor gözüm,
Anılar sıraya girdi.
Gel anne süt içir bana.

”Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
Yedi bölge, dört deniz,
Yedi iklim, altmış yedi şehir,
Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...
Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
Ve işçiler ve köylüler...
Hoşçakal ülkem
Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
Sınırlı olmayan mekâna,
Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
En sevda halimle, en yaşayan halimle,
Gidiyorum dostlarım,
Hoşçakalın, hoşçakalın...
Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
Beni yüreğimle, beni özümle,
Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla.

Ersin Ergün

KaPLaN_
20.12.2006, 01:39
Konuya biraz geç geldim arkadaşlar ama
Gerçekten güzel mesajlar güzel destekler sunmuşuz birkaç klasik hizipçileride saymazsak.

Hiç tanımadığı kimseler için birileri yaşamını feda ediyor
Birileri resmen halkım deyip can verebiliyor
Tek bir mısraya ÖZGÜRCE YAŞAM !!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi !


ölüm orucu sürüyor !!

deniz olmak
20.12.2006, 12:03
Konuya biraz geç geldim arkadaşlar ama
Gerçekten güzel mesajlar güzel destekler sunmuşuz birkaç klasik hizipçileride saymazsak.

Hiç tanımadığı kimseler için birileri yaşamını feda ediyor
Birileri resmen halkım deyip can verebiliyor
Tek bir mısraya ÖZGÜRCE YAŞAM !!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi !


ölüm orucu sürüyor !!

Ölüm orucuna giren insanların duygu ve düşüncelerinin ne kadar güzel ve samimi olduğunu dile getirmek için bir cümle arardım...bunu güzel dile getirmişsiniz, bir insan hiç tanımadığı insanlar için hayatını bu yola adıyor bundan öte güzel bir duygu ve yaşayış varmı ?,yüreği her atan insan ne kadar yaşıyor...

bütün devrim şehitlerini saygıyla anıyorum...

b.alina
20.12.2006, 21:40
Adana Direniş Evi’nde Ölüm Orucu eyleminde olan Gülcan Görüroğlu 19-22 Aralık 200 tarihinde hapishanelere yapılan katliamın yıldönümüne ilişkin 19 Aralık günü yazılı bir açıklama yaptı. Gülcan Görüroğlu’nun katliama ilişkin yaptığı yazılı açıklamaya yer veriyoruz;

Basına ve Halkımıza;
19 Aralık’ın Yıldönümünde Tecrite Karşı Mücadeleyi Yükseltelim!

F Tipi hapishanelerinin ülke tarihinin en kanlı ve pervasız bir katliamla açılışının 6. yılındayız. Utanmadan adına “Hayata Dönüş” dedikleri ve 28 tutsağı diri diri yakarak katlettikleri bir acının yüzlerce ananın yüreğinin bir kez daha yaktığı bir gündeyiz.
“IMF politikalarını rahat uygulamak” için o gün bizleri katlederek F Tiplerine atanlar 8 metrelik hücrelerde uyguladıkları tecrit politikasıyla tutsakları teslim almanın uğraşını veriyor 7 yıldır. Daha 19 Aralık sabahı iradi olarak yenilenler 122 kez alt edilen ve iflas eden bir politikada ısrara devam ediyorlar. 7 yıldır yalan ve demagoji ile bunu yapanlar bugün artık başlarını nereye çevirseler “tecriti kaldırın ölümleri durdurun” sessini duymalarına ve bu talebi dile getiren herkesten köşe bucak kaçmalarına rağmen tecriti kaldırmamakta ısrar ediyor. Bütün ülke ve dünyanın birçok yerinden 123. ölüm olmadan bu sorunu derhal çözün diyenlerin isteklerine karşın Adalet Bakanlığı daha tek kelime etmemiştir. Bu sessizlik “123. ölümü istiyorum” demektir. Ben bugün direnişimin 229. gününde her an ölümle karşı karşıya iken, İstanbul’da bir avukat Behiç Aşçı ve Uşak Hapishanesinde bir tutsak olan Sevgi Saymaz gene ölüm sınırını çoktan aşmış ve her an ölebilecekleri bir durumda direnişlerine devam ediyorlar. Tecriti kaldırmadığı sürece Adalet Bakanlığı merak etmesin sadece 123. ölümü değil; 124. ve 125. ölümleri de görecek. Ve 126. 127. ölümleri de.
19 Aralık katliamı sürüyor. O gün hapishanelerdeki tutsakları diri diri yakarak katledenler, 7 yıldır ise F Tipi hapishanelerde ve tecritle insanları diri diri öldürmeye ve sakat bırakmaya devam ediyorlar.
Bu kadar uzun bir süre, bu kadar ölüm ve bu kadar sakat insan. Ve şu anda her an ölüm haberi gelebilecek 3 insan. Ve bunların hepsinin nedeni olan tecrit. İstenen şey imkânsız, çok zor veya masraf gerektiren bir şey değil; Hapishanelerde uygulanan tecritin kaldırılması. Yani 10 dakikada çözümü olan bir sorundan bahsediyoruz. Ve Adalet Bakanlığı bu kadar girişime rağmen hala tek kelime etmemiştir. Katliamla çözülmedi, sansürle çözülmedi, baskı ile çözülmedi, komplolarla çözülmedi. Şu ana kadar bu sorunu yok sayma temelindeki bütün girişimler başarısız oldu. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı susarak, yok sayarak da tecrit sorununu çözemeyecektir. Tecritin kaldırılması için ölüme yatmış bir anne olarak tekrar sesleniyorum; tecriti kaldırmadığınız için ölümüne sebep olacağınız 123. insanın katili olmaya hazır mısınız?
19 Aralık’ın yıldönümünde tecrit hücrelerine karşı canlarını siper edenlerin önünde saygıyla eğiliyorum. Tecriti kaldıracağımıza olan inancımla herkesi mücadeleyi daha da yükseltmeye çağırıyorum.
6 yılın sonunda katliamcılardan cezalandırılmış kimse yoktur. Bu katliamın sorumluları yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9571&stc=1&d=1166643612

fehat60
21.12.2006, 00:50
mrb arkadaşlar bız boyle ölum orucuyla cam cerceve polise jandarmaya saldırarak butur şeylerla hep kendı kendımızı harcıyoruz bız alevıler tererust goruyorlar aslında degılız vatanımızı sevıyoruz ama onlar oyle goruyorlar gelin bırleşelim ama örgut altında degılde mesala dernek altında bırleşelim yoksa bunlar bıze goz aştırmazlar örgut demek tererust fatan hayını anlamına geliyo

KaPLaN_
21.12.2006, 01:26
mrb arkadaşlar bız boyle ölum orucuyla cam cerceve polise jandarmaya saldırarak butur şeylerla hep kendı kendımızı harcıyoruz bız alevıler tererust goruyorlar aslında degılız vatanımızı sevıyoruz ama onlar oyle goruyorlar gelin bırleşelim ama örgut altında degılde mesala dernek altında bırleşelim yoksa bunlar bıze goz aştırmazlar örgut demek tererust fatan hayını anlamına geliyo

Şimdi bir insanın bir insana yada bir kitleye yakıştıramayacağı söleyemeyeceği bişey yoktur herkes kendi fikrince herkese bişeyler yakıştırır elbette bu önemli değil.Halk seni yere atsada seni kötülesede o halktır onun suçu aslında örgütlü olmamasından kaynaklıdır yada bilinçli değildir bilgisi yoktur.Terörist damgasını ben hayatımda defalarca yedim gazete dağıtırken bile ama güldüm beni dövmek isteyen insanlara karşı bile çünkü benim halkım herhaylukarda benim arkamda iyi yada kötü.
Elimizde neyimiz kaldı canımızdan başka kendimize siper edecek.Kimse kimseyi ölümle korkutmuyor aslında bunu herkesde biliyor Behiç aşçının ve birçok kişinin ölümü devleti ne kadar ilgilendiriyor esas konu şudurki tepki yaratmak bilinç açmak ve ilk zamanlarla şimdiki zamanı kıyaslayınca insanların f tipine tecrite ne kadar denni karşı olmaya başladığı gayet açık bir gözle görülmektedir.şimdi siz güzel sölemişsiniz ama bana göre yanlış konuşmussunuz dernek altında birleşmek die bahsederken örgütlü mücadele ve örgütsüz mücadele çok farklı bir kavgadır ikisi bir olamaz.
Kendi kendimizi harcamıyoruz aslında biz bazı şeylerin yanlış olduğunu biliyoruz ve diğer insanlarında bunu bilmesini doğruyu görmesini istiyoruz ve bu karanlık köhne düzene bir mum da onlar yaksın diye mücadele ediyoruzki bu düzen aydınlığa kavuşsun

spartacus
21.12.2006, 02:02
Burası üst üste gömülenler ovası
Zamanı sorarsan karanlığın yarısı
Beni dün dağlarda gül ekerken vurdular
Uzattılar sonra iki taşın arası

Üst Üste Vurulduk birer kırmızı güldük
Şehirlerde kırlarda dağlarda hep biz öldük
Delik Deşik oldu mermilerle bağrımız
Soruyorum sİze bİz ne kadar çok öldük

Burası üst üste gömülenler ovası
Sağım kör engerek Solum Kartal Yuvası
Karlı Yorganımda Kanlı Postal İzlerİ
Toprağı çürütmüş ciğerimin yarısı


Üst Üste Vurulduk Birer Kırmızı Güldük
Şehirlerde Kırlarda Dağlarda Hep Biz Öldük
Delik Deşik Oldu Mermilerle Bağrımız
Soruyorum size biz Ne Kadar Çok ÖldÜk
Yusuf Hayaloğlu

Düşene, devrim gazisi olana ve yürüyene bin selam olsun.

b.alina
21.12.2006, 12:40
Hukukun ve Adaletin yok edildiği bir ülkede yaşam hakkı için ölüm orucundayım” diyen Avukat Behiç Aşçı’yı 123. ölümden ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmalıyız. Tecrit bir devlet ve insanlık ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluğunu üstlenmelidir.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Turan Eser ABF adına bir Basın Açıklaması yaparak „TECRİT“in durmasını ve 123.ölümün engelenmesini talep etti. Aşağıda bu açıklamayı yayınlıyoruz.



.Tecrit bir hukuk ve insanlık ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluk üstlenmelidir.
.Tecrit insan hakları ihlalidir, 6 yıllık bu zulme son verilmelidir

İnsanlık ayıbı olarak tecrit, insanı yalnızlığa ve ıssızlığa mahkum eden, kişiyi her gün yavaş yavaş öldürmenin, uygulaması ve aracıdır. Ceza içinde cezadır tecrit. İnsanı, özü, değerlerinden uzaklaştırmak ve sosyal yaşamdan koparmaktır tecrit. „Tecrit“ insan haklarını ihlalinin diğer bir adıdır. Bir ideolojik tercihtir „tecrit“.



“Tecrit” uygulamalarına karşı olmanın adı da Avukat Behiç Aşçı’dır. O bir hukuk adamı, dava adamı, bir direniş adamı. Siyasi iktidarın sözde reformlarını ve sözde “özgürlük”, “insan hakları” gibi laflarının sahte ve boş olduğunu ortaya çıkartan bir simge haline gelmiştir. Behiç Aşçı, F tipi uygulamalarının en soğuk yüzüne, "tecrit"e, ölüm orucu eylemiyle çözüm arıyor. “Tecrit”in soğuk yüzünü, gündemi ısıtarak, lal olmuş siyasi dillerden cevap bekliyor ve kamuoyuna taşıyor. Direnişin 262. gününde, sağlığının en riskli aşamasında, "Bırakın böyle ideolojik işleri" diyenlere karşı davasını sürdürmeyi, insanlık ve özgürlükler adına görev sayıyor. F-Tipi sorunu devam edemez ve Behiç Aşcı ölüme terk edilemez.

Türkiye’nin soğuk yüzü, bu sıcak gündemde bile, çözümden uzak yaşıyor. Siyasi iktidar ve meclis partileri “sus pus”lu hallerini bozmuyor. Söz konusu F Tipi ve tecrit uygulamaları olunca, hepsi bir orkestra halinde lal oluyorlar, duymuyorlar ve görmüyorlar. Es geçmeleri kasıtlı ve ideolojiktir. Aydınlar, gençler, işçiler, kadınlar, sivil toplum ve sendikalar yükse sesle, siyasi iktidarı “demokratlığa” ve “adaletli” olmaya çağırıyor. Halk siyasi iktidarın, dış politikada “özgürlükçü” hallerinin, iç politikada nasıl da zalimleştiğini ve insan yaşamının celladı olduklarını sorguluyor. İktidar cellatlığını sessiz sürdürüyor. Sadece bakıyor.. AKP sorunun çözümden ve Avukat Behiç Aşçı’dan kaçıyor. AKP “TECRİT”ten kaçıyor.

Yaşar Kemal’in dediği gibi “Türkiye F tipiyle mücadele etmeli. Hapishaneye adam koyuyorsun, ikinci kez zulüm etmeye gerek var mı? Zaten zulumdür hapishane. Bu kadar zulümle Türkiye ayakta kalamaz! Türkiye insanoğluna karşı çok yanlış yapıyor. Türkiye daha merhametli, hoşgörülü, demokrat olmalı“ Çünkü “Hukukun ve Adaletin yok edildiği bir ülkede yaşam hakkı için ölüm orucundayım” diyen Avukat Behiç Aşçı’yı 123. ölümden ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmalıyız.

Tecrit bir devlet ve insanlık ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluğunu üstlenmelidir.

Tecrit insan hakları ihlalidir, 6 yıllık bu zulme son verin. 20 Aralık 2006

Kamuoyunu bilgisine sunulur



Alevi Bektaşi Federasyonu



Turan Eser, Genel Sekreter

bolşevik_partizan
21.12.2006, 15:32
Cezaevleri Genel Müdürü Kenan İpek, ailelerin, kitle örgütlerinin, devrimcilerin, aydınların, avukatların “üç kapı, üç kilit açılması" önerisini kabul etmeyeceklerini açıkladı.

Avukat Behiç Aşçı, Gülcan Görüroğlu ve Sevgi Saymaz ölüm sınırına yaklaşırken; aileler, kitle örgütleri, devrimciler, aydınlar, avukatlar, “Üç kapı üç kilit açılsın” diyor. Adalet Bakanlığı’na sesleniyor. Tecrit sorunu Meclise taşınıyor. Behiç Aşçı, “Bir formülasyon yeter” diyor. Gözler Adalet Bakanı Cemil Çiçek’te. Ancak bakan, şu ana kadar uç maymunu oynamayı bırakıp bir açıklama yapmış değil.
http://www.atilim.org/haberler/2006/12/21/resimler/uc_kapi_onerisine_ret__tecritte_israr_20061221_140 326.jpg

Bakanı susuyor, Genel Müdürü konuşuyor

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in suskunluğu sürerken, Cezaevleri Genel Müdürü Kenan İpek bir açıklama yaptı ve “üç kapı üç kilit açılsın talebini” kabul etmeyeceklerini duyurdu. İpek, aynı koridora bakan üç hücrenin kapılarının belirli saatlerde açılarak, en fazla 9 tutuklunun bir araya gelmesine olanak tanıyan öneriyi, "cezaevi anahtarının tutuklulara verilmesi" şeklinde yorumlayarak, Avukat Behiç Aşçı’nın ölüm orucunu sürdürmesini eleştirdi.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek, hükümlülerin kütüphane, spor salonu ve iş atölyesi gibi yerlerde bir araya gelmelerine imkân sağlayan ortak saatlerin artırılması yönünde bir çalışma yapmakla yetineceklerini sözlerine ekledi.
http://www.atilim.org/haberler/2006/12/21/uc_kapi_onerisine_ret__tecritte_israr.html

b.alina
21.12.2006, 16:10
İSTANBUL (21.12.2006)- Cezaevleri Genel Müdürü Kenan İpek, ailelerin, kitle örgütlerinin, devrimcilerin, aydınların, avukatların “üç kapı, üç kilit açılması" önerisini kabul etmeyeceklerini açıkladı.

Avukat Behiç Aşçı, Gülcan Görüroğlu ve Sevgi Saymaz ölüm sınırına yaklaşırken; aileler, kitle örgütleri, devrimciler, aydınlar, avukatlar, “Üç kapı üç kilit açılsın” diyor. Adalet Bakanlığı’na sesleniyor. Tecrit sorunu Meclise taşınıyor. Behiç Aşçı, “Bir formülasyon yeter” diyor. Gözler Adalet Bakanı Cemil Çiçek’te. Ancak bakan, şu ana kadar uç maymunu oynamayı bırakıp bir açıklama yapmış değil.

Bakanı susuyor, Genel Müdürü konuşuyor

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in suskunluğu sürerken, Cezaevleri Genel Müdürü Kenan İpek bir açıklama yaptı ve “üç kapı üç kilit açılsın talebini” kabul etmeyeceklerini duyurdu. İpek, aynı koridora bakan üç hücrenin kapılarının belirli saatlerde açılarak, en fazla 9 tutuklunun bir araya gelmesine olanak tanıyan öneriyi, "cezaevi anahtarının tutuklulara verilmesi" şeklinde yorumlayarak, Avukat Behiç Aşçı’nın ölüm orucunu sürdürmesini eleştirdi.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek, hükümlülerin kütüphane, spor salonu ve iş atölyesi gibi yerlerde bir araya gelmelerine imkân sağlayan ortak saatlerin artırılması yönünde bir çalışma yapmakla yetineceklerini sözlerine ekledi.

Mansuri
21.12.2006, 17:04
ÖLÜ EBE
Bir deri bir kemiğin eline dokunurken…

Yerim,
Göğüm,
Günüm,
Gecem,
Sobe…
Elim,
Dilim,
Göz bebeğim,
Ebe…
Üç yüz dersem
Öl,
Üç yüz bir dersem
Ölme…
Bir romana imrenip,
Yattığından beri tozlu döşeğe
Uğultularımızı sayıyorum,
Doksan sekiz
Doksan dokuz
Yüz
Önüm,
Arkam,
Sağım,
Solum,
Güz.
Burada adalet
İnsanların
Etinden,
Umudundan,
Sigarasının dumanından
Sağlanırken…
Sağırlığımızı sayıyorum…
Yüz doksan dört dersem
Öl
Yüz doksan beş dersem
Ölme…
Utancımızı sayıyorum,
En hafifinden beş yıl yatıran
Bir asiliği
Dökerken önündeki kâğıda
Şair,
Titreyen ellerimizi sayıyorum…
İki yüz doksan yedi dersem
Öl
İki yüz doksan sekiz dersem
Ölme…

Volkan İPEK

KızılBant
21.12.2006, 17:33
Behiç Aşçı sansürü yıktı. Artık F tipleri hakkında insanlar olumsuz fikirlere sahip. Bu önemli bir gelişmedir.

Hiç kimse ölmek istemez ancak insanların bu mücadeleye karşı saygı duyması gerekiyor.

"Kendini öldürüyorlar" "Terörist hareketleri var" demek yanlıştır.

2 seçenek var ya destekleyeceksiniz ya da karşı olacaksınız...

Rose
21.12.2006, 18:51
canlar Behiç Aşçı için bir kampanya başlatmıştır arkadaşlar. siyaset meydanına Behiç Aşçı, tecrite son, ölüm oruçları ile ilgili bir program yapması adına mesaj göndermekteyiz. sizlerin de bu kampanyaya katılmanızı istiyoruz.
belki küçük bir şey, belki bu program yapılmayacak ama biz elimizden geleni yapalım.
haydi canlar mesaj göndermeye

siyaset meydanı (http://www.atv.com.tr/prog,siyaset_meydani.html)

Zelal
21.12.2006, 18:57
Öznur linki buraya da taşıdığın için teşekkür ederim. biz arkadaslarla böyle bişey düşündük..umarım yararlı olur..Herkesten destek bekliyoruz sadece 2 dakıkanızı alıcak...

derya_deniz
21.12.2006, 19:17
ROSE arkadaş öncelikle kanpanyamıza forumda yer verdiğin için çok teşekkürler ederiz,evet belki de siyaset meydanında bu durumun yer alması bir ihtimal ama biz Avukat Behiç Aşçı'yı unutmadığımızı ve yaşadığı müddetçe desteğimizi üzerinden bırakmayacağımızı görsünler istedik.İnsanı yaşama bağlayan olgunun UMUT ve TECRİTİN BİR İNSAN HAKKI İHLALİ' olduğunu unutmadan kampanya ya sadece 5 dak. ayırarak duyarlılıklarını gösterecek tüm dostlara şimdiden teşekkürler...

Lazoşa_62
21.12.2006, 19:51
mrb arkadaşlar bız boyle ölum orucuyla cam cerceve polise jandarmaya saldırarak butur şeylerla hep kendı kendımızı harcıyoruz bız alevıler tererust goruyorlar aslında degılız vatanımızı sevıyoruz ama onlar oyle goruyorlar gelin bırleşelim ama örgut altında degılde mesala dernek altında bırleşelim yoksa bunlar bıze goz aştırmazlar örgut demek tererust fatan hayını anlamına geliyo


Fehat60 kardeşim.

Biz böyle ölum orucuyla insanların onurunun ve namusunun mücadelesini veriyoruz.Bizlerin jandarma ile sorunumuz ve saldırdığımız yok. Polise gelince rejimi korumak için maaş alır ama biz durup dururken de polise saldırmadır ve saldırmayızda.Hakkımız verilmiyorsa ve bizde meydana çıkıp hakımızistiyoruz dedigimizde polis bize saldırdığında sadece kendimizi koruyoruz

Fehat60 kardeşim,Biz insan düşmanı değiliz.Bizler İnsanlık onuru kurtulsun ve namusu kurtulsun diye mücadele veririz.Sen halkı için mücadele eden insana terorist diyorsun.

Teröröst kim devlet içine sızmış mafyadır,seni yönettigini sanan ve vergileri halkına sırtına bindiren iktidardır,onu destekleyen kapitalis ve toprak ağalarıdır.Terörist hakkını arıyanın karşısına çıkıp susturmaya çalışandır.Hakkını gasp eden,emegini çalandır.

Behiç ve diger insanların açlık orucu ile dünyayı ayaga kaldırdılar.İnsanım diyen herkes artık sokaklarda bağır bağır bağırıyor.Basında,medyada,sivil toplum kuruluşları ve hatta islami kesim bile insanligin farkına vararak ayaklandı.

Tecrit bir kara lekedir.İnsan onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Sen çevredeki insanların veya kişilerin düşüncelirinin etkisiyle konuşuyorsun.Senin düşüncen olmadığını biliyorum.

insanlar kardeş
22.12.2006, 00:59
sevgili canlar
adelet bakanlığından Behiç Aşçı için bugun yapılan açıklamalar gerçekten demokratık hukuk devletinin adeletine yakışmayan açıklamardır.zaten başka şekilde beklemekte hata olurdu.fakat bu insanlık onuru için verilen mücadelenin ,hayatı pahasına ortaya konulmak istenen gerçeği, bırakın sıradan vatandaşlar tarafından ,devletin en üst düzey üstelik bir hukuk adamın ağzından terörize bir davranış olarak ifade edilmesi ne kadar esef verici.Neyazı ki çözümü düşünmek yerine ateşe körükle gitmek bu ülkeye ne kazandıracak.akıl almaz bir inat ki bu inat bir insan inadı değil !!!
saygılarımla...

b.alina
22.12.2006, 10:35
sevgili arkadaşlar puduhepa ve ben siyaset meydanında ölüm oruçları ile program yapılması için aşağıdaki gibi msj gönderdik

Sayın Ali Kırca
f tipi hapishanelerde uygulanan tecrite karşı mücadele eden behiç aşçı,gülcan güroğlu ve sevgi saymaz ölüm orucundalar.

sizde diğerleri gibi sessiz kalıp onaylayacak mısınız yoksa sesimize ses olmak için siyaset meydanı gündeminde bizede yer verecek misiniz

b.alina
22.12.2006, 20:00
Bugüne kadar tecrite ve F tipi hücrelere karşı yapılan açıklama ve eylemlere Hâkim Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Kenan İpek tarafından 21 Aralık günü yazılı bir açıklama ile cevap verildi.
Yapılan açıklamaya yer vereceğiz. Açıklamaya yer vermeden önce şunu da belirtmek isteriz ki, okuyacağınız bu açıklama ile bir kez daha Türkiye’de insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu, hukukçuların, tıpçıların, meslek odalarının sözlerinin geçersiz olduğunu göreceksiniz. Bunun nedenini açıklamayı okuyanca göreceksiniz.
Bilindiği gibi son süreçte tecrite karşı yapılan onlarca eylem, basın açıklaması, meslek odaların, hukukçuların, Demokratik Kitle Örgütleri’nin ve uluslararası kuruluşların çağrılarına rağmen devlet ölümleri savunmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığı’nın dışında tecritin savunucusunun kalmadığı bir dönemde, insanların 123. ölüm olmasın diye zamanla yarıştığı bir dönemde yapılan açıklama devletin kimler tarafından temsil edildiğinin de açık örneğidir.
Okuyacağınız açıklamada aslında devletin söylediği yeni bir şey yok. Sadece 7 yıldır tekrarladığı, yaptığı demagojiden bir tanesini daha yapmıştır. AKP hükümetinin Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklama ile bir kez daha adaletsizliğe tanık olacaksınız. Söz konusu açıklama şöyle;

T.C.
ADALET BAKANLIĞI 21.12.2006

BASIN AÇIKLAMASI


Son günlerde görsel ve yazılı basında “bir Avukatın F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında hükümlü ve tutuklulara tecrit uygulanması sebebiyle ölüm orucunda bulunduğu, ilgililerin ise bu duruma duyarsız kaldığı” yolunda haberler yer almaktadır. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılmasına gerek duyulmuştur.

Türk kamuoyunun çok iyi bildiği gibi, 2000 yılı öncesi ülkemiz ceza infaz kurumlarında mevcut olumsuz koşullar nedeniyle, isyan, rehin alma, sayım vermeme, arama yaptırmama, haraç alma, tünel kazma, firar etme ve örgüt içi infazlar yapma şeklinde hükümlü ve tutuklular ile görevli personelin can güvenliklerini tehlikeye düşüren ve yaşama haklarını hiçe sayan ve bu sebeple kamu düzenini bozan eylemler gerçekleştirilmiştir.

Bu sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan Uluslararası standartlara, bu arada Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (82)17 sayılı Tehlikeli Suçluların Hapsedilmesi ve İyileştirilmesi konulu tavsiye kararına ve bu kararın açıklayıcı memorandumuna uygun olarak 12 adet F Tipi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu inşa edilerek hizmete sokulmuştur.

Bu kurumlara ilgili mevzuat gereği terör ve çıkar amaçlı suç örgütü mensupları ile diğer kurumlarda asayiş ve can güvenliğine karşı tehlikeli eylemlerde bulunan hükümlü ve tutuklular konulmaktadır. Hâlen 428 ceza infaz kurumundaki 70.204 hükümlü ve tutuklunun, 3737’si yüksek güvenlikli F tipi kurumlarda bulunmaktadır.

F tipi kapalı infaz kurumları, iddia edildiği gibi hücrelerden değil gün boyu havalandırması ve doğal ışığı olan, 59 adet 1 ve 103 adet 3 kişilik odalardan oluşmaktadır. Üç kişilik odalar 25m² alt ve 25m² üst kat olmak üzere toplam 50m² dubleks olarak inşa edilmiş, yine bu bölüme ait havalandırma alanları 50m² olarak düzenlenmiştir. Üç kişiye ayrılan toplam yaşam alanı 100m²’dir. 12m²den oluşan tek kişilik odalar ise üç kişinin birlikte kullandığı 50m² büyüklüğündeki havalandırma alanlarına sahiptir.

Tüm modern infaz sistemlerinde tehlikeli vasıftaki hükümlü ve tutuklular yüksek güvenlikli kurumlarda ya da bölümlerde tutulmakta ve bu kişilere güvenliğin imkân tanıdığı ölçüde sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetler uygulanmaktadır.

F tipi kapalı ceza infaz kurumlarında açıldıkları tarihten itibaren barındırılan hükümlü ve tutukluların ortak faaliyetlerinin artırılması ve katılmak istemeyenlerin katılımının sağlanması için pek çok iyileştirme ve çalışmalar yapılmış ve uygulamaya konulmuştur.

Bu kapsamda;
? Okuma-yazma, ilköğretim, açık lise ve üniversite eğitimi yapmalarına,
? Kütüphane ve dershane çalışmalarına katılmalarına,
? Açık futbol sahası ile kapalı spor salonlarında futbol, voleybol, basketbol, masa tenisi gibi sportif faaliyette bulunmalarına,
? İşyurdu atölyelerinde meslek kazandırma faaliyetlerine katılmalarına,
? Boş zamanlarında kendi kabiliyetlerine göre elişi faaliyetlerinde bulunmalarına,
? Çok amaçlı salonda sosyal ve kültürel etkinliklere katılmalarına,
? Psiko-sosyal destek programlarından yararlanmalarına,
? Aile bireyleri ve akrabaları ile haftada bir kez, on dakika süre ile telefon görüşmesi yapmalarına,
? Aile bireyleri, akrabaları ve bildirecekleri üç kişiyle ayda 3 kez kapalı görüş ve ayda bir kez de anne, baba, eş ve çocukları ile açık görüş yapmalarına,
? Yukarıda sayılanlar dışında 10 kişilik gruplar halinde haftada 5 saate kadar sohbet etmelerine
imkân tanınmıştır.

Hükümlü ve tutuklular, bulundukları odalardan çıkarak bu imkânlardan, faaliyetlere mahsus yerlerde yararlanmaktadırlar. Kurumların ortak alanlarında yerine getirilen bu faaliyetlerin daha da yoğunlaştırılması için personel sayısının artırılması ve sivil toplum kuruluşları ile proje geliştirme çalışmaları da yürütülmektedir.

Ayrıca hükümlülük sürelerinin 1/3’ünü iyi hâlli geçirenler mevzuat çerçevesinde diğer kapalı ve açık ceza infaz kurumlarına nakledilebilmektedir.

Ülkemizde, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve buna bağlı çıkarılan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük, yönetmelikler ve genelgelerle infaz mevzuatı, çağdaş ve modern infaz anlayışına uygun hâle getirilmiştir.

Tüm ceza infaz kurumları adlî, idarî, sivil toplum ve parlâmento denetimi ile uluslararası denetime tâbi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu bağlamda kurumlar;
Adalet Bakanlığı müfettişleri, kontrolörleri ve Bakanlık görevlileri;
Sivil toplumun gönüllü üyelerinden oluşan Cezaevi İzleme Kurulları;
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ile yerel insan hakları kurulları;
Hükümlü ve tutuklularca kurum yönetiminin her türlü işlem ve faaliyetleri aleyhine dile getirilen şikâyetler üzerineinfaz hâkimliği; tarafından denetlenmektedir.
İç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar başvuru imkânı bulunmaktadır.

Yine, taraf olduğumuz sözleşmeler gereğince kurumlarımız, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyinin denetim komiteleri tarafından denetlenmektedirler.

Hâl böyle iken, F tipi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarının açılışından itibaren bir terör örgütüne mensup bazı hükümlü ve tutuklular ortak etkinliklere katılmayı “bilinçli” olarak reddetmekte, diğer taraftan ise dışarıda bulunan yandaşlarıyla birlikte kamuoyuna “tecrit” edildikleri kanısını vermeye çalışmaktadırlar.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, bu ceza infaz kurumlarında tecrit uygulanmamaktadır. Bir hukuk devleti olan Ülkemizde infaz kurumlarındaki tüm uygulamalarla ilgili olarak her türlü şikâyet ve yargı yolu açık iken ve bu yolları kullanma imkânı her zaman var iken, bazı terör örgütü mensupları açlık grevi veya ölüm orucu eylemini mücadele yolu olarak seçmektedirler.

Son günlerdeki haberlere konu olan ve İstanbul Barosuna kayıtlı olduğu belirtilen avukatın ölüm orucu eylemine gelince;

Terör suçlarından hükümlü ve tutuklulardan bir kısmının avukatı olan kişinin, terör örgütü mensubu olmak ve terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçları olmak üzere iki ayrı davadan yargılandığı bilinmektedir.

İstanbul Barosuna kayıtlı avukatın, cezaevlerinde tecrit var iddiasıyla ölüm orucu eylemine evinde başlaması ve devam etmesi karşısında ilgililerin sessiz ve duyarsız kaldığı iddiası doğru değildir. Ceza infaz kurumlarıyla ilgili yazılı ve görsel basında yer alan her türlü haber karşısında gerekli hassasiyet gösterilmekte ve takip edilmektedir. Yüksek güvenlikli kurumlarımız da dahil olmak üzere tüm kurumlarımızda sosyal, kültürel, eğitsel ve meslekî faaliyetlerin daha da yoğunlaştırılması konusunda çalışmalarımız sürdürülmektedir. Bu çalışmalarımızda çok sayıda sivil toplum örgütü, meslek kuruluşu ve kamu kurumlarının katkısı yoğun olarak alınmakta, ulusal ve uluslararası projelerle desteklenmektedir.

Bir hukuk devleti olan Ülkemizde, hak arama yolları sonuna kadar açık iken, soyut olarak cezaevlerinde tecrit var diyerek ölüm orucu eylemi ile tepki gösterilmesini kabul etmek mümkün değildir.

Hukuk dışı bu eylemi sona erdirme karşılığı olarak Yüksek Güvenlikli F tipi ceza infaz kurumlarında 3 kapı, 3 kilit açılsın söylemini dile getiren bazı kimse veya çevrelerin bununla eski koğuş sistemine dönme özlemi içinde oldukları, bazılarının ise ne anlama geldiğini bilmedikleri değerlendirilmektedir. Bu istem, terör ile çıkar amaçlı suç işleyen ve diğer kurumlar için tehlikeli olan hükümlü ve tutukluların barındırıldığı yüksek güvenlikli kurumların kapılarının açık tutulmasının istenmesidir. Bunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı bilinmelidir.

Amaç, insanları yaşatmak olmalıdır. Uyguladığımız infaz sisteminin amacı suç işleyeni tekrar topluma, ailesine ve kendini kendisine kazandırmaktır. Bunun için çalışıyoruz. Bu yönüyle her türlü yapıcı öneri ve işbirliğine açık olduğumuzu belirtmek istiyoruz. İnsanların ölüm orucu yoluyla hayatlarına son vermelerinden büyük üzüntü duyuyoruz. İnsanlar beğenmedikleri hususları hukuk içinde kalarak başkaca yollardan da ortaya koyabilirler. Bunun imkânları vardır. Biz bu yolların tercih edilmesini arzu ve tavsiye ediyoruz.

Kamuoyunun bilgi ve takdirlerine sunulur.
Saygılarımla.

Kenan İPEK
Hâkim Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü

opis-01
22.12.2006, 22:09
Yalnız gelme...

gelirken yağmuru da getir
yalnız gelme,
ömrüm sarnıcı olmuş
yarım kalmış bir aşkın...

yalnız gelme,
sana biriktirdiğim
yalnızlığımı da al gel...
sabahçıl martı seslerini,
ve bu kente yeniden
merhaba deyişimi de
al gel...

gelirken
yalnız gelme,
hummalı bir devrim/le gel
ki değişsin
gün batımlarım...

yalnız gelme
gelirken bir dirhem
barış getir,
çocuklara bayram şekeri...

yalnız gelme
gelirken
bir sokağı adımlar gibi
eski günlerden
bir demet getir...

kanamayan bir hüzün
acımayan hatıralar
ve doymayan bir açlık
getir gelirken
yalnız gelme...

yalnız gelme
gelirken
sen de gel...
gel ama
gel...

sunam
23.12.2006, 17:27
FTipi Cezaevleri'nde yaşanan tecrit sorununun çözümü için adım atması beklenen Adalet Bakanlığı'ndan, "3 kapı 3 kilit" önerisine "Hayır" yanıtı geldi. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Kenan İpek, sorunun çözümü için açlık grevi yapan Behiç Aşçı'nın, terör suçlarından hükümlü ve tutuklulardan bir kısmının avukatı olduğunu ve terör örgütüne yardım etmekten yargılandığını söyledi.

İpek, F tipi Cezaevleri'nde terör örgütlerine mensup bazı hükümlü ve tutukluların ortak etkinliklere katılmayı bilinçli olarak reddettiğini ve tecrit edildikleri izlenimi vermeye çalıştıklarını ileri sürdü.

SARAY GİBİ!

Adalet Bakanlığı, F Tipi Cezaevleri'nde yaşanan tecrit sorununun son bulması için adım atmak yerine açlık grevi yapan avukat Behiç Aşçı'yı ve bu cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüleri suçladı.

İpek, F tipi kapalı infaz kurumlarının, iddia edildiği gibi hücrelerden değil gün boyu havalandırması ve doğal ışığı olan, 59 adet 1, 103 adet de 3 kişilik odalardan oluştuğunu ifade ederek, "Tüm modern infaz sistemlerinde tehlikeli vasıftaki hükümlü ve tutuklular yüksek güvenlikli kurumlarda ya da bölümlerde tutulmakta ve bu kişilere güvenliğin imkan tanıdığı ölçüde sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetler uygulanmaktadır" dedi.

Hükümlü ve tutuklulara tanınan imkanlardan da örnek veren İpek, "Hal böyleyken, F tipi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarının açılışından itibaren bir terör örgütüne mensup bazı hükümlü ve tutuklular ortak etkinliklere katılmayı bilinçli olarak reddetmekte, diğer taraftan ise dışarıda bulunan yandaşlarıyla birlikte kamuoyuna 'tecrit' edildikleri kanısını vermeye çalışmaktadırlar" diye konuştu.

Bu ceza infaz kurumlarında tecrit uygulanmadığını ileri süren İpek, infaz kurumlarındaki tüm uygulamalarla ilgili olarak her türlü şikayet ve yargı yolu açıkken ve bu yolları kulanma imkanı varken, bazı terör örgütü mensuplarının açlık grevi veya ölüm orucu eylemini mücadele yolu olarak seçtiklerine dikkati çekti.

İpek yaptığı açıklamada, 2000 yılı öncesinde cezaevlerinde olumsuz koşullar nedeniyle, isyan, rehin alma, sayım vermeme, arama yaptırmama, haraç alma, tünel kazma, firar etme ve örgüt içi infazlar gibi eylemler gerçekleştirildiğini belirterek, bu sorunun çözümü için 12 adet F Tipi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu inşa edildiğini ifade etti. Bu cezaevlerine terör ve çıkar amaçlı suç örgütü mensuplarıyla diğer kurumlarda asayiş ve can güvenliğine karşı tehlikeli eylemlerde bulunan hükümlü ve tutukluların konulduğunu ifade eden İpek, halen 428 ceza infaz kurumundaki 70 bin 204 hükümlü ve tutuklunun, 3 bin 737'sinin yüksek güvenlikli F tipi kurumlarda bulunduğunu açıkladı.


'TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AVUKATI'

İpek, sorunun çözümü için açlık grevi yapan avukat Behiç Aşçı'yla ilgili olarak da şunları söyledi: "Terör suçlarından hükümlü ve tutuklulardan bir kısmının avukatı olan kişinin, terör örgütü mensubu olmak ve terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçları olmak üzere 2 ayrı davadan yargılandığını bilinmektedir." Açlık grevini hukuk dışı bir eylem olarak niteleyen İpek, "3 kapı 3 kilit" önerisini kabul etmeyeceklerini söyledi.

Bekaroğlu: Behiç Aşçı'nın durumu Türkiye'nin ayıbı


ESKİ Fazilet Partisi milletvekili Mehmet Bekaroğlu, hükümetin F tipi cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için 262 gündür ölüm orucunda bulunan Avukat Behiç Aşçı'nın durumunun "Türkiye'nin ayıbı" olduğunu söyledi.

Behiç Aşçı'yı dün Şişli'deki evinde ziyaret eden Mehmet Bekaroğlu, burada yaptığı açıklamada, geçmişte insan haklan mücadelesi verdikleri Aşçı'nın kendisinin dostu olduğunu dile getirdi. Gelinen süreçte, Türkiye'nin kendisine ve insanlığa yakışmayacak bir süreci sürdürdüğünü ifade eden Bekaroğlu, "Behiç Aşçı, bu eylemi tercih etmesinin nedenini, kendi ifadesi ile, 'Ben tecritin kalkması için bütün yolları denedim başka yapacak bir şey kalmadı ve o nedenle bu eylemi tercih ettim' diyerek açıklıyor. Tecridin kaldırılması için ölüm orucundan başka eylemin kalmaması Türkiye'nin ayıbıdır" diye konuştu.

'TECRİT BİR İNSAN HAKLARI İHLALİDİR'

Tecridin insan bir insan hakları ihlali olduğuna ve Türkiye'de ısrarla ve inatla devam ettirildiğine dikkat çeken Bekaroğlu, "Güvenlik konusunda mücadele ettiğini söyleyen devlet, bu mücadelenin insan hakları ve hukuk ölçüleri içinde yapılması gerektiğini ıskalıyor" dedi. Bekaroğlu, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek imzasıyla yapılan açıklamanın da "tüyler ürpertici" olduğunu söyleyerek, açıklamada tecridin ve bu sebeple ölen insanların hiç gündeme getirilmeden "Behiç Aşçı zaten terör örgütünün avukatlığını yapıyor" dendiğini anımsattı. Bekaroğlu, "Avukatlık yapmak suç mudur? Bir avukat, müvekkiline yöneltilen suçun niteliğine göre ayrılabilir mi? Sadece bu bile yetkililerin bu ve benzeri olaylara nasıl baktıklarını göstermesi açısından son derece önemli bir örnek" açıklamasını yaptı.

F tipi cezaevlerindeki tecrit konusunda toplumun doğru bilgilendirilmediğini savunan Bekaroğlu, "Tecrit, insanların diğer insanlardan soyutlanmalarıdır, bu bir insan hakları ihlalidir. Terör suçu ile yargılanıp hüküm giyenler de cezalarını insan haklarına uygun bir ortamda çekmeliler" dedi.

Hükümet yetkililerinin istediği takdirde, hiçbir bina yıkılmadan, mimari bozulmadan tecridin kaldırılabileceğinin altını çizen Bekaroğlu, "Ama ısrarla bunu yapmıyorlar. Bunu anlamak mümkün değil. Ben 2006 yılında bir Türkiye vatandaşı ve insan olarak bu durumdan utanıyorum. Nasıl bir ülkedeyiz ki bir avukat tecridin kalkması için mücadele veriyor ve elinde ölüm orucu yapmaktan başka bir çare kalmıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil" diye konuştu.

'HÜKÜMET BİR AN ÖNCE HAREKETE GEÇMELİ'

Bekaroğlu, hükümet yetkililerine de seslenerek, Behiç Aşçı'nın durumu ve tecridin kaldırılması için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini dile getirdi. Tecridin kaldırılması için yönetmelik değişikliği yapmaya gerek olmadığını, idari bir kararla şu anda cezaevlerinde yatan insanların gün içinde daha fazla bir araya gelmelerini sağlayacak bir değişikliğe gidilebileceğini kaydeden Bekaroğlu şunları söyledi: "İktidardaki arkadaşlarıma hatırlatmak isterim. Onların şimdi 'terk ettik' dedikleri dünya görüşü, 'Bir kişiye yapılan haksızlık bütün insanlara yapılan haksızlık gibidir' der. Bir kişinin haksız bir şekilde öldürülmesinin, bütün insanlığın öldürülmesi olduğunu kabul eden bir öğretiden geliyorlar. Nasıl oluyor da bir insanın ya da insanların ölümünü seyredebiliyorlar? Bunu anlamak mümkün değil. Adalet Bakanı'nın bir adım atacağını sanmıyorum, ancak Sayın Başbakan bir talimat verirse harekete geçer. Sayın Başbakan'a sesleniyorum: Nasıl olur da siz, böyle bir insanın ölümünü seyredebilirsiniz ve hiçbir şey yapmazsınız, sanki böyle bir olay yaşanmıyormuş gibi davranırsınız, merak ediyorum. Bugün tecrit ile ilgili atılacak bir adım Behiç Aşçı'nın hayatını kurtaracak. Sizin inançlarınıza göre bu bütün insanların hayatını kurtarmak anlamına geliyor. Niçin bütün insanlığın hayatını kurtarmıyorsunuz?"

'MANTIKSIZ VE KOMİK'

Avukat Behiç Aşçı ise, Bekaroğlu'nun ziyaretinin kendileri için çok önemli ve anlamlı olduğunu ifade ederek, Bekaroğlu'na teşekkür etti. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek'in dünkü açıklamalarına değinen Aşçı, açıklamada "3 kapı 3 kilit" önerisinin hayata geçirilmesinin güvenlik gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatarak, "Bu çok mantıksız ve komik bir düşünce. Üzerinde biraz daha düşünülmüş bir gerekçe beklerdik" dedi. Aşçı, şöyle konuştu: "0 kadar para ve zaman harcanarak yapılmış yüksek güvenlikli bu hapishanelerde bütün güvenlik iki kapıya mı bakıyor? 0 iki kapı açılınca bütün güvenlik çöküyor mu? Eğer söylediği buysa, biz bunun üstüne bir şey söylemeyeceğiz artık. İnsanları bir araya getirmek konusunda bir çözüm bulmalılar. Onları bekliyoruz

www.birgun.net

deniz_kizi
24.12.2006, 10:59
eski fazilet partisi milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun Behiç Aşçı'yı ziyereti .....

b.alina
24.12.2006, 21:28
Hâkim Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Kenan İpek tarafından 21 Aralık günü yazılı bir açıklama yapılmış ve bu açıklama ile devletin tecrit politikasının devam edeceği ve bugüne kadar yapılan demogojilerin tekrarı yapılmıştı. Adana Direniş Evi’ne Ölüm Orucu’nu sürdüren Gülcan Görüroğlu Kenan İpek’e cevap niteliğinde 24 Aralık günü bir açıklama yayınladı. Gülcan Görüroğlu’nun açıklamasını yer veriyoruz;

KAMUOYUNU ALDATMAYA SON VERİN,
SOMUT BİR GERÇEK OLAN TECRİTİ KALDIRIN!



F Tipi Hapishanelerde 7 yıldır uygulanan ve 122 can alan tecrit sorununun özellikle son dönemde kamuoyuna yansıması ve tartışılması karşısında yetkili makamlar da nihayet bir açıklama yaptılar! Kamuoyu tecritin kaldırılması yönünde çözüme yönelik adımlar atılmasını acil olarak talep ederken dünden beridir hem Adalet Bakanı Çiçek’ten hem de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Kenan İpek’ten tecriti yok sayan açıklamalar geldi.
Bu saatten sonra bu makamlarla tecritin var olup olmadığı tartışmayacağım. Bu artık kara mizaha girer. Ortada 122 ölüm, 600 sakat var, aylardan beridir ayağa kalkan on binlerce insan var, bu kadar başvuru var ve Adalet Bakanı çıkıp tecrit yok diyor. Buna aslında kendisi de inanmıyor. Ama tecrit var dediğinde 122 ölümden sorumluluğunun da hesabını vermesi gerekecek. Ama şu gerçekliği unutuyor Adalet Bakanlığı; şu an 3 ölüm kapısında duruyor. Bakanlık ne kadar inkâr etse de binlerce insan, yüzlerce kurum gibi ben, Avukat Behiç Aşçı ve Sevgi Saymaz’da tecrit var ve kaldırılmalıdır diyor ve bunun için 200 günü aşkındır ölüm orucundayız. Şu an üçümüzden biri her an 123. ölüm olarak Bakanın karşısına çıkabilir. 122 ölümdeki sorumluluğunu tecriti yok sayarak ve yalanlara çarpıtanlar yeni ölümlerin sorumlusu olduklarında işleri daha kolay olacak mı?
Bu ülkeyi yönetenler onyıllardan beri demagoji ve yalana başvurmuşlardır. Ama bu kez karşılarında kandıramayacakları bir kitle var. Bu ülkenin aydınları, sanatçıları, öğrencileri, memurları yani halkın her kesimi var. Ve ortada 122 cana neden olan bir tecrit gerçeği var. Bu somut gerçeklik karşısında hala yalana başvurmak, yeni ölümleri istemek demektir.
Hapishanelerdeki sosyal alan, kütüphaneler, spor alanları gibi uygulamaların varlığını göstererek tecrit yok diyorlar. Şu ana kadar hiç kimse bu alanların olmadığını söylemedi ki zaten. Taleplerimize bakıldığında kütüphane, basketbol sahası, özel gezinti alanları v.s yok ki zaten. Sorun F Tipi hapishanelerin her yerinde tecrite, tretmana maruz kalınması. Bu çarpıtmayla tecrit gerçeğini gizleyemezsiniz.
“Bir avuç terörist ve yandaşlarının” tecrit var diyerek Ölüm Orucu’na devam ettiklerini söylüyor açıklamasında İpek. Tecrit var diyenlerin hepsine terörist veya terörist yandaşı gözüyle bakılıyor. Ki bu kurumların ülkedeki milyonlarca insanı temsil ettiğini göz önüne alırsak ülkeyi yönetenlerin bakışını bir kez daha görmüş olacağız. IMF, TUSİAD, Genelkurmay istediğinde derhal evet diyenler ne hikmetse milyonlarca vatandaşının var dediği ve çözün dediği bir soruna yok demeye devam ediyor. Terör edebiyatıyla da yok saymaya çalışmaları demagojiden başka bir şey değildir.
Ve “üzüldüklerini” söylüyorlar. 122 insanın tabutu sizin yönettiğiniz bu hapishanelerden katar katar çıkarken neredeydiniz? Yüzlerce ananın yüreği 7 yıldır yanıp kavrulurken neredeydiniz? Açıklamadaki en büyük demagojilerin başında da bu geliyor.
Ölüm orucunun 233. gününde olan bir anne olarak buradan yetkili mercilere tekrar sesleniyorum. Bu taktiklerden, yalandan vazgeçin. 7 yıldır bunu onlarca kez tekrarladınız. Ama ne yeni ölümleri, ne de tecrit gerçeğini çözemediniz. Üzüntünüzde gerçekten samimiyseniz bunu somutlayacak adımlar atın ve yeni ölümleri durdurun. Sizden istenen çok şey değil. Tecritin kaldırılmasını istiyoruz. Bu sizin elinizde, yetkinizde olan bir şey.

Gülcan Görüroğlu


halkınsesi

suyunsesi
24.12.2006, 23:56
HAYKIR ACINI EY HALK!

Haykır acını ey halk, başeğme haykır!
Bir yol kavşağındasın ve ancakyaraların haykırışlarla onarılır
bir yol kavşağındasın ve senin değişmen için çırpınıyor kaderin.
Kuşan anlında biriken o kara teri,sırtında şakırdayan o kırbacı
kopar soluk al,ışıldat o mazlum yüreğini ; bak korlaştı
acıların ,kozalandı ey halk, parçala şu nankör
suskunluğunu baş kaldır artık


Sevginin ve öfkenin uğultusunu bağrına vura vura taşırken
sana karşılık gözetmiyor o gencecik insanlar;
ne barbarın tehdidi
ne dişleri kıran elektrik
dalga dalga yayılan o rüzgarı durdurabilir
Bu direniş senin için ey halk;
bu çığlık, senin kollarınla yıkılsın şu köhne dünya ve çoşkuyla
yeniden kurulsun diye çınlatıyor hayatı


Bir yol kavşağındasın,fakat mutlaka değişecek kaderin.
Bunu bekliyor ıslak çukurlarda üşüyen şu yoksul çoçuk, bunu
bekliyor göz evleri kurutulmuş analar, bunu bekliyor
zincirin oyduğu bilek, bunu bekliyor açlık,kuraklık,ılık ılık
akan kan;
Bunun için en genç yerimizi ölümle tanıştırdık


Kuşan kendini artık, birazda gövdeni yüreğinle kırbaçla;
Ey halk, haykır acını bu kara dumanı dağıt

Nihat Behram
__________________

Vapurmania
25.12.2006, 17:19
Tecrite Karşı Avukatlar Meclis’te! - 24 Aralık 2006
http://www.halkinsesi-tv.com/images/AnkaraAvukatlar251206_10.gif


Tecrite Karşı Avukatlar 25 Aralık’ta Anakara’ya gelerek Meclisle görüşmeye gitti. Adliye önünde saat 09.40’ta buluşan avukatlar burada bir basın açıklaması yaptı açıklamayı ÇHD Genel Başkanı Hüseyin Biçen okudu, Biçen açıklamada şunlara değindi;
“İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat meslektaşımız Behiç Aşcı 5 Nisan 2006 tarihinden bu yana F Tipi Cezaevlerinde uygulanan tecrit/tretman modelinin kaldırılmasını sağlamak amacıyla ölüm orucundadır. 25.12.2006 tarihi itibariyle Ölüm Orucu’nun 265. gününde olan meslektaşımızın sağlığı ve yaşamı kritik evrededir. Yaşam ile ölüm arasındaki çizginin inceldiği bu aşamada, eylemi ve eylem biçimini tartışmaktan öte, toplumsal bir travma halini alan meselenin bilimsel bir tarzda ele alınıp çözüm üretilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu tarz yaklaşımın meslektaşımızın tekrar adliye koridorlarına dönmesini sağlayacağı gibi yeni ölümleri de durduracağını biliyoruz. Bu noktada sorunun kapsamı ve çözümü düşünüldüğünde parlamenter demokrasinin bir öznesi olarak, milletvekillerine de önemli sorumluluklar düşmektedir.
4.12.2006 tarihinde, İstanbul’da The Marmara Oteli’nde Türk Tabipler Birliği, TMMOB, DİSK, KESK, HAK-İŞ tarafından düzenlenen “123. ölümü durduralım” adlı toplantının sonuç bildirgesinde yer alan ve katılımcı kurumların yanı sıra 79 aydın ve sanatçının da imzaladığı, aşağıdaki tespitlerine dikkat ve değerlendirmenize sunuyoruz;
“Ülkemizde 19–22 Aralık 2000 tarihinden bu yana, F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevleri başta olmak üzere, benzeri diğer cezaevlerinde, tutuklu ve hükümlülerin tek kişilik veya küçük gruplu hücrelere yerleştirildiği, bu bağlamda diğer tutuklu ve hükümlülerden yalıtıldığı bir infaz modeli uygulanmaktadır.
Islah/tretman adı altında geliştirilen ve uluslararası sözleşme, standart ve uygulamalara aykırı olan bu uygulama nedeniyle, tutuklu ve hükümlülerin; savunma, havalandırma, okuma, görüş yapma, diğer tutuklu ve hükümlülerle temas etme, giyinme, sağlık olanaklarından yararlanma gibi temel ve vazgeçilmez haklarının kısıtlandığı ve hatta kimi zaman tamamen ortadan kaldırıldığı bir olgudur.
Bu model, yukarıda sözü edilen olumsuzlukların dışında, tutuklu ve hükümlülerin en başta bedeni ve ruhi yapılarında, yani sağlıklarında olmak üzere, kültürel ve siyasal kimliklerinde onarılmaz yaralar açmakta ve açmaya devam etmektedir.

http://www.halkinsesi-tv.com/images/AnkaraAvukatlar251206_1.gif
İstanbul Barosuna kayıtlı Av. Behiç Aşcı, söz konusu uygulamaya son verilmesini sağlamak ve soruna kamuoyunun dikkatini çekebilmek amacıyla 05 Nisan 2006 tarihinde başlattığı Ölüm Orucu’nu sürdürdüğü gibi, aynı amaçla Ölüm Orucu’nda olan başkaca tutuklu ve hükümlüler de vardır. Tamamının sağlığı ve yaşamı tehdit altındadır.
Sorunun kalıcı çözümünün; Adalet Bakanlığı’nın, baro ve meslek odalarının katıldığı bir çalışma grubu ile sorunun kapsamını ve çözüm imkânlarını araştırmasında olduğuna inanıyoruz. Köklü ve kapsamlı çözüm bulununcaya kadar mevcut mevzuatın izin verdiği iyileştirme derhal gerçekleştirilmelidir.
Bakanlık infaz mevzuatının gereklilikleri, ulusal infaz politikası, güvenlik gibi gerekçelerle mevcut modeli sürdürmek ısrarını iki nedenle terk etmelidir. Birincisi, önerilen çözümün cezaevlerinde ne iç ne de dış güvenlikte en küçük bir zaafa yol açması söz konusudur. İkincisi ise, Birleşmiş Milletler İlkeler Bütününün 6.’sında açıkça ifade edildiği üzere “işkenceyi ya da başka bir eziyeti, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi ya da cezayı haklı göstermek için başvurulabilecek hiçbir durum haklı veya hukuki kabul edilemez”. Muhtemel bir güvenlik zafiyeti iddiası hem gerçek dışı olmakla hem de “kötü muamele” için gerekçe kabul edilemezliği nedeniyle gündemden çıkarılmalıdır.
...
Mevcut düzenlemenin bize tanıdığı imkân son derece açıktır;
5275 sayılı yasanın yukarıda belirttiğimiz 9. maddesinde anılan “Mevzuatın belirttiği haller” açısından temel düzenleme 5275 sayılı yasanın 34. maddesinde yapılmaktadır. Yani kapalı cezaevlerinde kapıların ne zaman açılabileceği ve mahpusların ne şekilde temas ettirileceği burada düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında “Hükümlüler, yukarıda sayılan hallerin dışında, diğer odalardaki hükümlüler ve kurum görevlileri ile temasta bulunamazlar” denilmektedir.
Birinci fıkra doğal afetler, hastane sevki ve benzeri olağanüstü temas hallerini saydıktan sonra (f) bendinde; “Cezaevi idaresince gerekli görülen halleri” hükümlülerin birbirileriyle temas ettirilebilmesi veya kapıların açılması için yeterli görmüştür. 2006/1021 sayılı İnfaz Tüzüğü’nün 45/1 (f) düzenlemesi aynı imkândan “Kurum idaresince gerekli görülen haller” şeklinde söz etmektedir. Bundan daha gerekli bir hal bulunmamaktadır.
Bu durumda; F Tipi Cezaevlerinde gün içerisinde (sabah ve akşam sayımları arasında) aynı koridora açılan kapatma ünitelerinin kapıları belirli sürelerle açık tutularak 9 (dokuz) kişiye kadar sosyal temasın sağlanması 5275/9, 34/1 (f), uyarınca “gerekli görülen hallerden” sayılmalıdır.
Hiçbir güvenlik sakıncası bulunmayan aynı zamanda mevzuat değişikliği ve mimari tadilat gerektirmeyen bu çözüm insani bir infaz rejimine geçiş açısından zorunluluktur. Adalet Bakanlığı, ilgili meslek odaları ve infaz idaresi ile ortak yürüteceği sorun tespiti ve değerlendirme çalışmaları sonuçlandırılıncaya kadar bu “güven artırıcı” adımı atmalıdır. Böylece, 7 yıla varan süredir merkezinde F tipi cezaevi uygulamalarının yer aldığı ağır ve kapsamlı protesto eylemlerinin sona ermesi imkânı sağlanacaktır.”
Hukukçu sıfatı ile ülkemiz hapishanelerinde uygulanan infaz modelinin değerlendirmesini yapmak, mevcut sorunlara dikkat çekmek ve çözüm önerileri getirmenin mesleki olarak bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Uygulaması 6 yılı dolduran F Tipi Cezaevlerinde uygulanan model kaynaklı 122 insanın yaşamını yitirmesine, 123. ölüme ve bunun meslektaşımız olmasına kayıtsız kalmamız söz konusu değildir.
Önemli bir sorun olarak önümüze duran “yakın ölüm”ü durdurmak görüldüğü gibi son derece kolay. Bu nedenle, sizlerden, ölüme değil hayata yakın olmanızı istiyoruz. Haya