Boyasınlı
20.04.2006, 09:59
Çocukluğumdan beri bana bir şey aşılanıyor. Bölücülük. Evet bölücülük. Aşılayanlar annem, babam, yakın çevrem, komşum akrabam, köyüme gelen dede, kısacası çevredeki herkes. Bölücük aşıladıklarının farkında değiller aslında. Önce yezit kelimesini kazıdılar kafama. Okumak için Ankara'ya geldiğimde Alevi, Sunni, Kızılbaş gibi kelimeler ile tanıştım. Benim köyümde bize tahtacı bizden olmayana yezit denirdi ve aradaki çizgi çok keskindi. Yezitin suyu içilmez yemeği yenmez idi. Kız alınmaz verilmez idi. Yezitlerden alınan kızdan doğacak çocuğun ucube olacağı anlatılırdı. İlçede kurulan pazarda alışveriş Tahtacıdan yapılır mal önce Tahtacıya satılırdı. Aksine hareket edenler düşkün sayılır toplumdan soyutlanırdı. En önemlisi mutlaka Sol partili olmak gerekirdi. Sağcı olmak düşkünlük sebebi idi.
Ankara'da bir nevi kimlik bunalımına girdim bir süre. Sonra açtım gözümü ve etrafımı baktım. Yezit yaftası yapıştırılarak bana düşman diye öğretilen kişilerin aslında benden biri benim bir parçam olduğunun farkına vardım. Aynı gemide yol alırken batarsak birbirimizden başka sarılacak kimse olmadığının farkına vardım. Babam ve diğerlerinin iyi niyetle de olsa beni kendi insanıma düşman ettiğini anladım. Onlara kızmıyorum. Senelerin yanlış öğretisini bana aktardılar sadece.
Sonra siyaset ile tanıştım. Sağın soldan farkının olmadığını gördüm. Neticede hepsinin çirkin hepsinin iğrençlikle dolu olduğunu gördüm. Siyasete kendini adadığının ifade eden insanların Türkiye'nin gerçeklerinden uzak bir fanusun içinde kendi dünyülarında ama bizim kesemizden geçinerek refah içinde yaşadıklarını farkettim.
Sonra kendimin önce TÜRK sonra Tahtacı olduğumun farkına vardım. Ortaklığımızın önce TÜRKLÜK olduğunu kavradım. Araştırdıkça Tahtacıların kültürünün TÜRK kültürünün tam merkezinde yer aldığını farkettim. Sunni öğretiden uzaklaşırken biraz daha Şaman kültürüne yakınlaştığımızı farkettim. Sunni kültürün ise giderek Arab kültürü ile yoğurulmuş bir hale gelerek Sünnetten uzaklaştığını farkettim.
Nihayet en önemli şeyin farkına vardım. Sunni veya Alevi hepimizin kafası kuma gömülü arkamız açıkta. Bunu sağlayanlarda dedelerimiz ve babalarımız. Farkında olmadan, bilinçsizce parçalara ayırdılar bizi. Mevlana'yı Yunus Emre'yi, Pir Sultan Abdal'ı, Hünkar Bektaşi'yi, Ahmet Yesevi'yi Ahi Evran'ı tanıdım. Onları tanıdıkça bana komşu köydekileri canavar olarak tanıtanlara lanet okudum. Bizi fırkalara, sağa-sola ayıranlara lanet okudum. Küçüklüğümde köye gelen asık suratlı Dede'yi hatırlıyorum. Adam yezitleri bir anlattı bana ki sormayın. Sözü kanundu ve itiraz ne mümkündü. Yapılması gereken tek şey mutlak itaatti ve inanmaktı. Öyle yaptık senelerce ve bölündük.
Ben artık biliyorum "Ne olursan ol gel" diyen Mevlana'yı, "Bir ben var bende benden içerü" diyen Yunus'u "Enel Hak" diyen Hallacı Mansur'u. Ben biliyorum artık Ergenekon'u, Dedekorkut'u, Hanlar hanı Bayındır Han'ı. Ben biliyorum artık Musa'yı, İsa'yı, Muhammed'i, Ali'yi. Ben biliyorum artık Karamanoğlu Mehmet beyi, Ertuğrul Gazi'yi, ATATÜRK'ü.
Ben biliyorum artık bu topraklardan başka gidecek yerimiz olmadığını. Ben biliyorum artık Alevi-Sunni, sağ-sol, Türk-Kürt çatışmalarının bana ait olmadığını. Ve biliyorum ki biraz daha uyursak elimizden alacaklarını bu cennet vatanı.
Saygılarımla.
Ankara'da bir nevi kimlik bunalımına girdim bir süre. Sonra açtım gözümü ve etrafımı baktım. Yezit yaftası yapıştırılarak bana düşman diye öğretilen kişilerin aslında benden biri benim bir parçam olduğunun farkına vardım. Aynı gemide yol alırken batarsak birbirimizden başka sarılacak kimse olmadığının farkına vardım. Babam ve diğerlerinin iyi niyetle de olsa beni kendi insanıma düşman ettiğini anladım. Onlara kızmıyorum. Senelerin yanlış öğretisini bana aktardılar sadece.
Sonra siyaset ile tanıştım. Sağın soldan farkının olmadığını gördüm. Neticede hepsinin çirkin hepsinin iğrençlikle dolu olduğunu gördüm. Siyasete kendini adadığının ifade eden insanların Türkiye'nin gerçeklerinden uzak bir fanusun içinde kendi dünyülarında ama bizim kesemizden geçinerek refah içinde yaşadıklarını farkettim.
Sonra kendimin önce TÜRK sonra Tahtacı olduğumun farkına vardım. Ortaklığımızın önce TÜRKLÜK olduğunu kavradım. Araştırdıkça Tahtacıların kültürünün TÜRK kültürünün tam merkezinde yer aldığını farkettim. Sunni öğretiden uzaklaşırken biraz daha Şaman kültürüne yakınlaştığımızı farkettim. Sunni kültürün ise giderek Arab kültürü ile yoğurulmuş bir hale gelerek Sünnetten uzaklaştığını farkettim.
Nihayet en önemli şeyin farkına vardım. Sunni veya Alevi hepimizin kafası kuma gömülü arkamız açıkta. Bunu sağlayanlarda dedelerimiz ve babalarımız. Farkında olmadan, bilinçsizce parçalara ayırdılar bizi. Mevlana'yı Yunus Emre'yi, Pir Sultan Abdal'ı, Hünkar Bektaşi'yi, Ahmet Yesevi'yi Ahi Evran'ı tanıdım. Onları tanıdıkça bana komşu köydekileri canavar olarak tanıtanlara lanet okudum. Bizi fırkalara, sağa-sola ayıranlara lanet okudum. Küçüklüğümde köye gelen asık suratlı Dede'yi hatırlıyorum. Adam yezitleri bir anlattı bana ki sormayın. Sözü kanundu ve itiraz ne mümkündü. Yapılması gereken tek şey mutlak itaatti ve inanmaktı. Öyle yaptık senelerce ve bölündük.
Ben artık biliyorum "Ne olursan ol gel" diyen Mevlana'yı, "Bir ben var bende benden içerü" diyen Yunus'u "Enel Hak" diyen Hallacı Mansur'u. Ben biliyorum artık Ergenekon'u, Dedekorkut'u, Hanlar hanı Bayındır Han'ı. Ben biliyorum artık Musa'yı, İsa'yı, Muhammed'i, Ali'yi. Ben biliyorum artık Karamanoğlu Mehmet beyi, Ertuğrul Gazi'yi, ATATÜRK'ü.
Ben biliyorum artık bu topraklardan başka gidecek yerimiz olmadığını. Ben biliyorum artık Alevi-Sunni, sağ-sol, Türk-Kürt çatışmalarının bana ait olmadığını. Ve biliyorum ki biraz daha uyursak elimizden alacaklarını bu cennet vatanı.
Saygılarımla.