iyidost69
20.04.2006, 10:30
Başka dünya yok!
Neredeyse klasik hale geldi. Ne zaman çevreyle ilgili bir yazı yazılsa, Özdemir Asaf'ın o güzel dizeleri akla takılır:
"Bütün renkler hızla kirleniyordu, / Birinciliği beyaza verdiler."
Evet, hızla kirleniyor dünyamız, havasıyla, toprağıyla, suyuyla.
Ne yazık ki öyle.
Böyle giderse bir ferah soluğa, bir tutam yeşile, bir yudum temiz suya hasret yaşayabilir gelecek kuşaklar...
Çünkü başka dünya yok!
Bir şarkı vardır:
"Biz büyüdük ve kirlendi dünya."
Bu bir alın yazısı mı yoksa?
Kader mi? Sanmıyorum.
Ama yaşadıklarımıza baktıkça bazen umutsuzluğa kapılıyor insan. Suç cezasız kalıyor çünkü. Cinayet görmezlikten geliniyor.
Tuhaf bir duyarsızlık!
Tuzla'da toprağın altında çıkan zehirli variller, atıklar...
Cinayet değil mi?
Soran, Çevre Bakanı Osman Pepe:
"Bu memlekette 750 bin ton zehirli atık, kimyasal madde üretiliyor. Ama bunların en çok 50 bin tonu yasal ve bilimsel yollarla yok ediliyor. Ya gerisi ne oluyor?"
Evet, ne oluyor?
Bakan'ın kendisi yanıtlamalı!
Nerede denetim mekanizmaları? Nerede arıtma tesisleri? Zehirli atıkları toprağa gömebilen, derelere, göllere, denizlere akıtan ilkel zihniyetle mücadele nerede?
Bunu kim yapacak?
En başta devlet değil mi? Hükümet değil mi? Halkın oyuyla seçilen belediyeler değil mi?
Ve kamuoyunun bu açılardan duyarlığını kaşıyacak medya ve sivil toplum değil mi, daha fazla birşeyler yapması gereken?
Tuzla'daki zehirli varillerle ilgili olarak kimileri gözaltına alınıyor, ama yasal yetersizlik yüzünden savcılık tarafından serbest bırakılıyorlar.
Korkunç!
Ya Tuzla sakinleri?
Onlar ne yapıyor?
Hiç mi seslerini yükseltmeyecekler, doğaya karşı işlenen bu cinayet karşısında? Kendilerinin, çocuklarının sağlığını birebir ilgilendiren böylesine tüyler ürpertici bir konuda sessizliği mi yeğleyecekler?
Ne yazık!
Doğaya karşı bir başka cinayet de Akdeniz'de işlenmeye devam ediyor.
Akdeniz mavisi kirletiliyor!
Devam ediyor betonlaşma. Balık çiftliği rezaleti sürüyor. Kooperatifler, ikinci konut felaketi alanında hâlâ çözüm üretilmiyor.
Gözbebeğimiz gibi sakınmamız gereken Akdeniz mavisi gitgide kirletiliyor. Olmadık yerler, güzelim koylar inşaata, betonlaşmaya açılıyor.
Bu da cinayet değil mi?
Bu ne hoyratlık!
Bu ne paragözlük!
Bu ne kültürsüzlük!
'Mavi'ye bu düşmanlık niye?
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun, "Mavi gezi bir ağaçtır/Dalları deniz./Mavi gezi bir bahçedir/Gülleri deniz./Mavi gezi bir gelindir/Telleri deniz./Mavi gezi bir beşiktir/Bebeği deniz/Mavi gezi bir mavidir, adı yok" dizelerini okuyarak mavi yolculuklara artık çıkamayacak mıyız?
Homeros'un, "Şarap rengi denizi allak bullak edince rüzgârlar..." dizesini mırıldanarak günbatımını sevdiklerimizle baş başa geçiremeyecek miyiz?
Ne yazık!
Başka dünyamız yok ki!
Neredeyse klasik hale geldi. Ne zaman çevreyle ilgili bir yazı yazılsa, Özdemir Asaf'ın o güzel dizeleri akla takılır:
"Bütün renkler hızla kirleniyordu, / Birinciliği beyaza verdiler."
Evet, hızla kirleniyor dünyamız, havasıyla, toprağıyla, suyuyla.
Ne yazık ki öyle.
Böyle giderse bir ferah soluğa, bir tutam yeşile, bir yudum temiz suya hasret yaşayabilir gelecek kuşaklar...
Çünkü başka dünya yok!
Bir şarkı vardır:
"Biz büyüdük ve kirlendi dünya."
Bu bir alın yazısı mı yoksa?
Kader mi? Sanmıyorum.
Ama yaşadıklarımıza baktıkça bazen umutsuzluğa kapılıyor insan. Suç cezasız kalıyor çünkü. Cinayet görmezlikten geliniyor.
Tuhaf bir duyarsızlık!
Tuzla'da toprağın altında çıkan zehirli variller, atıklar...
Cinayet değil mi?
Soran, Çevre Bakanı Osman Pepe:
"Bu memlekette 750 bin ton zehirli atık, kimyasal madde üretiliyor. Ama bunların en çok 50 bin tonu yasal ve bilimsel yollarla yok ediliyor. Ya gerisi ne oluyor?"
Evet, ne oluyor?
Bakan'ın kendisi yanıtlamalı!
Nerede denetim mekanizmaları? Nerede arıtma tesisleri? Zehirli atıkları toprağa gömebilen, derelere, göllere, denizlere akıtan ilkel zihniyetle mücadele nerede?
Bunu kim yapacak?
En başta devlet değil mi? Hükümet değil mi? Halkın oyuyla seçilen belediyeler değil mi?
Ve kamuoyunun bu açılardan duyarlığını kaşıyacak medya ve sivil toplum değil mi, daha fazla birşeyler yapması gereken?
Tuzla'daki zehirli varillerle ilgili olarak kimileri gözaltına alınıyor, ama yasal yetersizlik yüzünden savcılık tarafından serbest bırakılıyorlar.
Korkunç!
Ya Tuzla sakinleri?
Onlar ne yapıyor?
Hiç mi seslerini yükseltmeyecekler, doğaya karşı işlenen bu cinayet karşısında? Kendilerinin, çocuklarının sağlığını birebir ilgilendiren böylesine tüyler ürpertici bir konuda sessizliği mi yeğleyecekler?
Ne yazık!
Doğaya karşı bir başka cinayet de Akdeniz'de işlenmeye devam ediyor.
Akdeniz mavisi kirletiliyor!
Devam ediyor betonlaşma. Balık çiftliği rezaleti sürüyor. Kooperatifler, ikinci konut felaketi alanında hâlâ çözüm üretilmiyor.
Gözbebeğimiz gibi sakınmamız gereken Akdeniz mavisi gitgide kirletiliyor. Olmadık yerler, güzelim koylar inşaata, betonlaşmaya açılıyor.
Bu da cinayet değil mi?
Bu ne hoyratlık!
Bu ne paragözlük!
Bu ne kültürsüzlük!
'Mavi'ye bu düşmanlık niye?
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun, "Mavi gezi bir ağaçtır/Dalları deniz./Mavi gezi bir bahçedir/Gülleri deniz./Mavi gezi bir gelindir/Telleri deniz./Mavi gezi bir beşiktir/Bebeği deniz/Mavi gezi bir mavidir, adı yok" dizelerini okuyarak mavi yolculuklara artık çıkamayacak mıyız?
Homeros'un, "Şarap rengi denizi allak bullak edince rüzgârlar..." dizesini mırıldanarak günbatımını sevdiklerimizle baş başa geçiremeyecek miyiz?
Ne yazık!
Başka dünyamız yok ki!