Orijinalini görmek için tıklayınız : Zamanın Kısalıp Uzaması Hakkında


ErdalNET
19.07.2005, 22:00
IŞIK HIZI (saniyede 300.000 kilometre)

Işık hızı ile ilgili olarak çok önemli bir tesbit yapmış bulunmaktayım ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada Albert Einstein’ın görelilik yasalarının doğru olduğunu kabul ederek yorum yaptım.

Yapılan araştırmalarda ışığın hızının her türlü ortamda yani saniyede 1000 km ile giden bir uzay aracındada dünyanın herhangi bir noktasında da saniyede 100.000 km ile giden bir aracın içinde de el fenerini yaktığınız taktirde ışığın hızı yine saniyede 300.000 km olacaktır. Bu normal fizik kurallarına terstir. Çünkü saatte 300 km ile giden bir otobüsün içinde ileriye doğru saatte 50 km hız ile fırlattığınız bir taşın hızı otobüsün hızı ile taşın hızının toplamıdır. Yani taşın hızı 350 km/saat oluyor. Ancak ışık için bu geçerli değildir. Işığın hızı her ortamda saniyede 300.000 km/saniye bu hiçbir şekilde değişmez. Ben bunu şu şekilde açıklamaya çalıştım.

Işık hem madde olarak yani kütlesi olarak hareket etmekte hemde kütlesi olmadan hareket etmektedir. Işığın kendine göre de bir frekansı bulunmaktadır. Benim teorime göre ışık hızlı bir cisim içinde hareket ederken kendi hızını korumasının sebebi, ışığın hızlı hareketi halinde madde olan kısım ile madde olmayan kısmın sıkışmasından kaynaklanmaktadır. Şekil 1 de de görüleceği gibi A doğrusunda hareket eden ışık hızının düşüklüğünden dolayı medde ile madde olmayan arası çok geniştir. Ancak B şeklinde ise hız çok fazla olduğu için madde ile madde olmayan birbirine çok yaklaşmıştır. A’da madde olan kısım az olduğu için zaman uzun, B’de ise madde olan kısım çok olduğu için zaman kısadır.

Yorumlarınızı yazarsanız sevinirim

munzur_hozat
19.07.2005, 22:24
ışık fotonlardan meydana gelir fotonlar hareket etmezse kütlesi olmaz, ayrıca bu bahsettiğiniz konuyu einstein çok güzel açıklamış bu açıklma normal bilgilerle insanlar tarafından anlaşılamaz.Yanlış açıklama yapradım ama zamanım yok sehirdışına çıkıyıorum mesajına cevap yazamaya bilirim.

ErdalNET
19.07.2005, 22:26
Işığın mantığı şu ana kadar tam olarak çözülebilmiş değil. Yani hala bir sır

munzur_hozat
20.07.2005, 22:45
çözüldü ve biliyorsun fiber kablo dediğimiz teknikle iletişim ve mekan ışıklandırmada kullanılyor yani ileri teknikler gelişti sen halen ışığın keşfindemisin.Işığın nesi var bir tanecik birde dalga özelliği.

ErdalNET
20.07.2005, 22:52
çözüldü ve biliyorsun fiber kablo dediğimiz teknikle iletişim ve mekan ışıklandırmada kullanılyor yani ileri teknikler gelişti sen halen ışığın keşfindemisin.Işığın nesi var bir tanecik birde dalga özelliği.

yok hocam nasıl kullanılacağı biliniyor ama ışığın doğası ve yapısı tam olarak çözülemedi. çözüldü diyorsan ve elinde kaynak mevcutsa bana iletirsen sevinirim

munzur_hozat
20.07.2005, 23:01
Işığın ikili bir doğası olduğu de broglie tarafından ileri sürülmüştü biliyorsundur f=E/h burada enerji ışığın frekansına bağı yani ışığın dalga özelliği var.
Işığın tanecik olayı daha karmaşıktır planck sanırım 2 varsayım öne sürmüsştü bu varsayımlar ışınğın kuantumlu yapısını açıklamaktaydı kuanta tanecik yapı demek.Bahsettiğin konu eğer ışığın tanecikli yapsından ileri gelen enerji düzeyleri falan sa ben bu konularda en azından bir açık yada boşluk olduğunu bilmiyorum.

ErdalNET
20.07.2005, 23:08
http://www.antrak.org.tr/gazete/031999/sinan.htm

Çok eski çağlardan beri; bilim adamları, elektromanyetik tayf’ın dar bir
bölümündeki radyasyon formlarını, göz sayesinde algılayabildikleri için
buna ışık adını verdiler, ne olduğunu merak ettiler ve ilgi gösterdiler.
Önceleri; Antik çağda, Yunanlılar zamanında, gözün, bakılan cisme
doğru ışık ışınları yaydığı düşünülürdü, Epikür görüntünün gözden
kaynaklanan resimlerden oluştuğunu ileri sürmüş, Platon ışığın bakılan
cisimlerden göze geldiğini iddia etmişti. Daha garip düşünceler de
mevcuttu; bunlar arasında, gözden fırlayan parçacıklar ile görme
sağlandığı düşüncesi de mevcuttu. Bu düşünceler Antik çağdan
17. y.y. kadar uzanan düşünceleridir.

1675 yılında ilk kez Danimarkalı astronom Römer ışığın hızı konusuna
eğildi, Jüpiter’in bir uydusunun gezegen arkasında kalma süresini
hesaplamakta olan Römer, bu sürenin gezegenin dünyaya uzaklığı
arttığında fazlalaştığını farketti ve bunun ışığın daha çok yol katetmesi
ile ilgili olduğunu düşünerek ışığın hızı konusuna dikkati çekti.
Newton 1704'de ışık deneyleri ile ilgili çalışmalarını yazdığı ‘Optics’
kitabını yayımladı. Newton ışık ile ilgili olarak çalışırken, Hollanda'da
Cristian Huygens bir teori geliştiriyordu ve ilk bilimcilerin tersine ışığın
parçalardan değil dalgalardan meydana geldiğini öne sürüyordu.
O da Decartes, Newton ve daha başkaları gibi çok ince ve elastik
nitelikte olan ve ışığın yayılmasını sağlayan bir ortamdan bahsediyordu,
bu madde tüm uzayı baştanbaşa dolduruyordu ve bu ortam ışık
dalgalarının yayılmasını sağlıyordu. Daha sonraları eter veya esir
denen ve varlığı ile ilgili pek çok çalışma yapılan sonunda yokluğuna
karar verilen daha doğrusu tespitinin mümkün olamayacağı ispatlanan
bir madde idi bu. Huygens'in çalışmaları her ne kadar Snell'in kırılma
yasalarını destekliyorsa da, ışık düz gidiyor ve köşeleri dönmüyordu.
Bu sıralarda ışık için kafa yoranlardan biri de Robert Hooke idi.
O da ışığın eğri dalgalardan olduğu gibi bir varsayım geliştirmişti.
Newton'un parçacık teorisi ile Huygens'in dalga teorisi arasındaki
kavgayı o yıllarda tüm ağırlığınca hissedilen Newton'un Otoritesi
kazandı. Öyle ki: Dönemin ünlü bir bilim adamı Newton için ‘Acaba
onun da bizim gibi yeme, içme, uyuma gibi ihtiyaçları var mı?’ diye
sormaktan kendini alamamıştır.
19. yüzyılda Thomas Young ortaya çıktı ve dalga teorisine ağırlık
kazandırdı, o güne kadar dalga teorisi ile açıklanamayan kırınım
ve keskin gölge olayına, yeteri kadar kısa dalga uzunluklarında ışık
hem düz gidebilir hem de keskin gölge yapabilir diyerek açıklık getirdi,
girişim yasalarını açıkladı ve ışığın dalga uzunluğunu öçtü. Bu arada
Fresnel adında bir Fransız bilim adamı kırınım olayını başarı ile
açıkladı ve dalga teorisi güçlendi.
Daha sonraları Fizeau, Foucault, Michelson ışık hızı ile ilgili deneyler
yaptılar. Michelson 299.770 km/sn olarak ışık hızını belirledi. (Boşlukta
ışık yayılma hızı 299.793 km/sn'dir.) Boşluk ışık hızı, kırılma indisine
bölünerek o ortamdaki ışık hızı bulunur. Havanın kırılma indisi 1,0003'tür
o halde hava içinde ışık hızı 299.703 km/sn olarak bulunur.
Elmasın kırılma indisi 2. 42 dir o halde ışık hızı elmas içinde
124 .000 km/sn dir.
Clerk Maxwell 19. yüzyıl ortalarında elektromanyetik dalga kuramını
geliştirdi ve elektromanyetik dalgaların ışık hızında hareket ettiğini
gösterdi, o halde ışık da bir elektromanyetik dalga formunda olabilirdi.
Ayrıca daha başka elektromanyetik radyasyon formlarının da
varlığı araştırılmalı idi.
Işığın dalga formu 20. yüzyıl başlarına kadar ön planda oldu.
1900 yılında Max Plank‘ın kara cisim ışımasına ait kuramsal
çalışması yayınlandı ve sonuçta Plank enerjinin, enerji paketçikleri
olarak yayıldığını ortaya koydu ve bu paketçiklere ‘Quanta‘ adını
verdi. Enerji quantumları E= hxf olarak formülize edilmekteydi.
Bu teori de ki ‘h’ ifadesi doğanın değişmezlerinden biri olan
Plank sabitini ifade etmektedir ve 6.62x10-34 joule/sn'dir. Quantum
teorisi ile dalga teorisi sarsılmadı ama, doğanın sürekliliği yasası
yara aldı. ‘Natura non facit saltus‘ sallanmaya başlamıştı.
1905 yıllarına gelindiğinde Einstein‘ın Fotoelektrik Etki Teorisi
Quantum teorisini doğruladı. Daha sonraları ‘Tanrı zar atmaz'
diyerek quantum teorisini kabullenmekte zorlanan Einstein’ın,
özel rölativite kuramı ile; bizim evrenimiz için ışık hızının sınır olması
ve ışık hızına erişilememesi, evrenin sınırlarını ortaya koydu.
Yine; çekim alanından geçen ışığın sapması varsayımının deneylerle
doğrulanması, ışığın parçacık teorisini güçlendirdi. Planck ın E=hxf
olarak ortaya koyduğu formül, quantum denen enerji paketi ile
ışığın frekası arsındaki ilişkiyi ortaya koymakta idi. Işık artık enerji
paketçikleri idi. Einstein Foto - Elektrik Etki olayını açıklarken
ışığın foton adı verilen enerji parçacıkları olduğunu gösterdi.
Bu sıralar Niels Bohr adında bir Danimarkalı bilim adamı ortaya çıktı
ve yeni bir atom modeli ortaya koydu. Bu modelde elektronlar
çekirdek etrafında belli yörünge seviyelerinde olabilirdi ara seviye
söz konusu değildi. Elektronların bu seviyeler arasında sıçraması
söz konusu idi. Daha sonraları pek çok bilim adamının; dalga mekaniği,
istatiksel mekanik konularında yaptığı çalışmalarla quantum teorisi dev
adımlarla ilerledi. Bunlar arasında Heisenberg, Pauli, Landau, Born,
Dirac gibi fizikçiler vardı.
1950 yıllarından sonra, elementer parçacıklar konusunda yapılan
çalışmalar ve atomun yapısı ile ilgili yeni buluşlar 4 çeşit madde
etkileşimleri olduğunu ortaya koydu. Bunlar Kütlesel Çekim,
Elektromanyetik, Zayıf Etkileşim ve Güçlü Etkileşim olarak tanımlandı
(Bu konuyu bir başka yazımızda daha geniş olarak ele alacağız).
Elektromanyetik etkileşimle bağlantılı olan gluon'a foton adı verildi.
Yani 1905 de Einstein'ın ortaya koyduğu ışık parçacığı.
Bu konu ile ilgilenen Quantum elektrodinamiği; elektromanyetik alanın
yani ışığın gluon'unun foton olduğunu söyler. Foton kütlesi '0' olan ve
elektrik yükü '0' olan bir gluon'dur. Özel Rölativite'nin ortaya koyduğu
ışığın çekim alanında sapması olayı bize foton adı verilen bu
parçacığın bir kütlesinin olduğunu söylemektedir keza ışık basıncı'nın
olması da fotonun bir kütlesi ve momentumu olduğunu gösterir.
O halde ışık hızında, foton'un bir kütlesi vardır.
Her ne kadar rölativistik olarak düşünüldüğünde, hiçbir kütle ışık
hızına ulaşamaz, rölativistik kütle artış formülünde, bir kütlenin ışık
hızına ulaşması durumunda kütlesi sonsuz olur. Sonsuz bir kütle
sonsuz enerji demektir, bu da mümkün değildir. Peki o halde
fotonlar nasıl olup da ışık hızında gidebilmektedirler?
Rölativistik olarak bir kütlenin ışık hızına ulaştırılamaması fotonlar
için geçerli değildir; çünkü foton öncelikle sükünet kütlesi '0' olan
bir quantadır. Sükünet kütlesinin '0' olması da fotonun özel halini
tam olarak açıklamamaktadır ve bir belirsizlik vardır ki bu kütle artış
formülünde v = c alındığında sükünet kütlesi '0' olan foton'un kütlesi
belirsiz olarak bulunur . Bu çelişki ancak şimdilik bu formülün
fotonlara uygulamaz demesi ile unutulmaya çalışılmaktadır.
Pratikte biz ışık diye elektromanyetik tayfın görünen ışık kısmındaki,
elekromanyetik dalgaları içeren dar bir bölümününden bahsederiz;
çünkü görsel olarak bu bölümün algılanması göz sayesinde kolayca
başarılır. Bunun dışında olan elektromanyetik dalgalar çeşitli cihazlarla
görülür hale getirilerek veya etkileri belirlenerek algılanır. "Işık nedir?" sorusunun cevabı etrafındaki kavga artık sona ermiş
durumdadır. Işık hem dalga hem parçacıktır yani kimilerinin deyimi
ile ‘wavicle’ dır. Yani kimi zaman particle (parçacık)
kimi zaman wave (dalga).


Saksıyı Çalıştırma Köşesi : Olmaz ya, diyelim ki ışık hızı ile giden bir
uzay gemisinin 299 km 793 m arkasından bir başka ışık hızı ile hareket
eden bir uzay gemisi geliyor. Arkadaki uzay gemisi içinde radyo
amatörleri var ve telsizleri bozulmuş,akıllı bir amatör çabucak bir
qrp cihaz yapıp mors göndermeye başlıyor.
.- / -. / - / .-. / .- /-.- --. / .- / --../ . / - / .
Sonra oturup cevabı bekliyor. Cevap kaç sn /dk/saat sonra gelir ?
Geçen Sayının Cevabı: Rezonans frekansı f= 1/ 2p V LxC'dir.
Dalga boyunun maximum olduğu yerde frekans en küçüktür o halde,
formüldeki f değerinin en küçük olması için C kapasitesinin en büyük
değerde olması gerekir.Yani Kondansatör kapalı olmalıdır.

ErdalNET
20.07.2005, 23:10
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/photonnedir.htm

Bilim adamları, ışığın bir tür elektromanyetik dalga olduğunu düşünüyorlardı ve içleri rahattı; ta ki Max Planck bazı deneylerinde ışığın tanecikmiş gibi davrandığını farkedinceye dek. Işık sanki devamlı dalgalar değil de, enerji paketcikleri gibi geliyordu. Einstein ve Planck bu enerji paketlerini ışık quantumu veya foton olarak adlandırdılar. Fotonlar sanki birer parçacıklarmış gibi davranıyordu. Relativite teorisine göre, bir parçacığın ışık hızında gidebilmesi için kütlesinin sıfıra eşit olması gerekiyordu! Demek ki ışığın enerjisi sadece kinetik enerjiydi; kütlesinden kaynaklanan hiçbir enerjisi yoktu. Einstein o güne dek açıklanamamış olan fotoelektrik olayını bu kavramla açıkladıktan sonra, bilim adamlarının ağızında yeniden 'ışık nedir?' sorusu gündeme gelmişti.
Eğer ışık dediğimiz olgu parçacıklardan oluşuyorsa, frekans veya dalgaboyunun ne anlamı var acaba? Aslında sorulması gereken en iyi soru: "ışık gerçekten nedir?"
Cevap: 'Hem dalga, hem parçacık!'
Işığın bazı özellikleri sadece dalga konsepti ile açıklanırken (girişim veya kırınım gibi), bazı özellikleri ise sadece foton konsepti ile açıklanabiliyor (Fotoelektrik olay veya atomların enerji soğurması ve salması gibi).

Foton nedir?
"Foton nedir?" sorusuna cevap ararken bir çok değişik perspektiften bakan cevaba gerek vardır. En bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır; E=h x f, p=h/l ve E=pc bağıntılarına uyar; kütlesi sıfır olduğu halde diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden bile etkilenir.

http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/Image469.gif

Farklı bir açıdan, fotonların nasıl ortaya çıktıklarını (bremsstrahlung proseslerinde olduğu gibi) veya bir yerden başka bir yere giderken nasıl hareket ettiklerini anlatabiliriz.

Temel fizikteki yerlerini bile belirtebiliriz: Fotonlar elektromagnetik kuvveti iletirler. Bu açıdan bakılınca, iki elektrik yükü fotonları "takas ederek" etkileşir (fotonlar bir yükten yayınlanır, öteki yük tarafından soğurulur). Bu fotonlar genellikle hayali veya "virtüel" (sezilgen) fotonlardır, adları sadece teorik fiziğin matematiksel formalizminde anılır, fakat gerçek fotonların sahip oldukları bütün özellikleri taşırlar.
Bilinen hiç bir cevabı olmayan bir soru, fotonun iç yapısının ne olduğudur. Foton nelerden yapılmadır? Mahiyetlerinin, gerçek matematiksel anlamda, "nokta" olduğuna inandığımız foton ve elektron gibi bazı elemanter (en basit yapıtaşı) parçacıklar bulunuyor: Fiziksel hiç bir büyükleri yoktur ve parçalardan oluşan iç yapıları olmadığından parçalarına ayrılamazlar.

Fotonla ilgili olarak cevaplanması en zor soru, onun bir parçacık mı yoksa dalga mı olduğu sorusudur. Yukarda sayılan özelliklere sahip bu fiziksel parçacık, onunkinden çok farklı özellikler listesine sahip elektromagnetik dalgadan daha mı gerçektir?
Burada bir paradoksun varlığı aşikar. Girişim ve kırınım içeren bazı deneyler elektromagnetik radyasyonun (ışımanın) deney düzeneğiyle dalgalar olarak etkileştiklerini gösteriyor; fotoelektrik etki ve Compton saçılması gibi başka deneyler de elektromagnetik radyasyonun foton olarak bilinen parçacık-gibi quantumlar şeklinde etkileştiğini gösteriyor. Şurası kesin ki dalga ve parçacık yorumları uyumlu değildir: Parçacıklar enerjilerini konsantre paketler halinde verirken bir dalganın enerjisi bütün dalga cephesi üzerinde düzgün olarak yayılır. Örneğin ışığı sadece parçacıklar olarak ele alırsak çift-yarık deneyinde gözlenen girişim desenini açıklamak zor olur. Bir parçacık ya bir yarıktan ya da diğerinden gitmelidir; sadece bir dalga cephesi ikiye ayrılarak her iki yarıktan geçer ve sonra birleşir.
Dalga ve parçacık yorumlarını geçerli fakat birbirini dışlayan alternatifler olarak kabul edersek, bir kaynaktan çıkan ışığın ya dalga ya da parçacık olarak yayılması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir. Kaynak ne tür ışık (dalga veya parçacık) üretmesi gerektiğini nasıl bilebilir? Farz edelim ki kaynağın bir tarafına çift-yarık düzeneği diğer tarafına da fotoelektrik düzeneği koyduk. Çift-yarık düzeneği tarafına yayılan ışık dalga gibi davranır, fotosel tarafına yayılan ışık parçacık gibi davranır. Kaynak hangi yöne dalga ve hangi yöne parçacık yayınlayacağını nasıl bildi?

Belki de tabiatta, hangi deneyi yaptığımızı geriye, kaynağa, haber veren bir tür "gizli kod" var ve kaynak dalga veya parçacık üretmesi gerektiğini geri gelen sinyale göre anlıyor. Yukarıdaki ikili deneyi uzaklardaki bir galaksiden gelen ışıkla tekrarlayalım. Işık bize, kabaca, evrenin yaşı (15.109 sene) kadar uzaktan geliyor olsun. Böyle bir deneyde, bizim laboratuardaki çift-yarık deney düzeneğini alıp yerine fotoelektrik deney düzeneğini koymamız için geçen zaman zarfında, ışığın bu değişikliği kaynağa haber vermesi mümkün olamazdı; ancak yıldız ışığının hem çift-yarık girişimini hem de fotoelektrik etkiyi oluşturduğunu yine gözlerdik.
O halde rahatsız edici bir sonucun kapanına kısıldık: Işık ne parçacık ne de dalga; her nasılsa hem parçacık hem de dalga ve yapmakta olduğumuz deneyin türüne göre bize her defasında sadece bir yüzünü gösteriyor: Parçacık-tipi bir deneyde parçacık yüzünü ve dalga-tipi bir deneyde dalga yüzünü. Bizim ışığı ya dalga ya da parçacık olarak sınıflandırmakta başarısız oluşumuzun nedeni, ışığın tabiatını anlamaktaki başarısızlığımızdan ziyade, sınırlı kelime hazinemizin, basit bir dalga veya parçacıktan daha zarif ve daha esrarengiz bir olguyu tanımlamaktaki yetersizliğidir.

Çift-yarık desenini gözlemek için gözümüzü veya bir fotoğrafik filmi kullanırsak durum daha da zorlaşır. Hem gözümüz hem de film bireysel fotonlara tepki verir. Bir tek foton bir retina hücresi tarafından soğurulduğunda, beyne kadar giden bir elektrik impulsu meydana gelir (tabi, görme böyle bir çok impulstan oluşur). Bir tek foton film tarafından soğurulduğunda fotoğrafik emülsiyonun minik bir bölgesi kararır; tam bir resim için çok fazla sayıda minik bölgenin kararması gerekir.
Bir an için, fotonları soğurur ve kararırken filmin tek tek minik bölgelerini görebildiğimizi farz edelim ve bu deneyi, fotonlar arasında nisbeten uzun zaman aralıklarının bulunduğu, çok zayıf bir ışık kaynağıyla yapalım. Önce bir bölgeciğin, ardından diğerinin, sonra bir başkasının ... karardığını ve ancak çok sayıda foton filme düştükten sonra girişim deseninin ortaya çıkmaya başladığını görecektik. Alternatif olarak, çift-yarık deneyinin dalga yorumu, ekrana çarpan dalga cephelerinin net elektrik alanını, iki yarıktan geçmek üzere gelen dalga cephelerinin kısmi elektrik alanlarını üst üste bindirme yoluyla hesaplayabileceğimizi düşündürüyor. Bu durumda birleşik dalganın şiddetini veya gücünü ilgili denklemlerle bulabilirdik. Bileşke şiddetin de çift-yarık deneyindeki gibi minimum ve maksimumlar göstermesini beklerdik.

Özetle, girişim deseninin kaynağının ve ortaya çıkışının doğru açıklaması dalga yorumunda, film üzerindeki desenin oluşumunun doğru açıklaması da parçacık yorumundadır. Bizim sınırlı kelime hazinemiz ve her günkü deneyimlerimize göre bu iki açıklama aynı anda doğru olamaz, elektromagnetik ışımanın tam bir açıklamasını vermek üzere ikisi bir şekilde birleştirilmelidir.

Bu dalga-parçacık ikili tabiat bilmecesi basit bir açıklamayla çözülemez. Quantum teorisi ortaya atıldığından beri fizikçiler ve filozoflar bu sorun üzerinde kafa patlattılar. Diyebileceğimizin en iyisi, ne dalga ne de parçacık yorumunun aynı anda tamamen doğru olmadığı, fiziksel olguları tam olarak açıklamak için ikisine de gerek duyduğumuz ve bunların birbirlerini tamamladıklarıdır. Çift-yarık deneyinde şu şekilde akıl yürütebiliriz: Bir ışıma "kaynağı" ile elektromagnetik alan arasındaki etkileşim quantizedir (sürekli değil, kesik kesiktir) ve atomları bireysel fotonlar yayan kaynaklar olarak düşünebiliriz. Deneyin diğer tarafındaki, fotoğrafik film tarafındaki, etkileşim de quantizedir ve atomların bireysel fotonları soğurduklarını tasavvur edebiliriz. İkisinin arasında, elektromagnetik enerji düzgün ve sürekli olarak bir dalga gibi ilerler ve dalga-gibi davranış sergiler (girişim veya kırınım). Çift-yarığın etkisi dalganın ilerleyişini değiştirmektir (örneğin, düzlem dalgadan karakteristik çift-yarık desenine). Dalga şiddetinin büyük olduğu yerlerde, fotoğraf filmi çok sayıda fotonun varlığını haber verir; şiddetin küçük olduğu yerlerde az sayıda foton gözlenir. Bir dalganın şiddeti genliğinin karesiyle orantılı olduğundan şu bağıntı yazılır:
fotonları gözleme olasılığı µ (elektrik alan genliği)2

İşte bu ifade dalga davranışı ile parçacık davranışı arasındaki nihai ilişkiyi sağlar. Önceleri klasik parçacıklar olarak düşünülen elektron gibi nesnelerin dalga ve parçacık davranışlarını da benzer bir ifade birbirine bağlar.

munzur_hozat
20.07.2005, 23:18
evet bunları biliyorum, zaten dalga özelliğinde önemli bir deney Çift-yarık deneyidir burada desenler oluşuyor bunun nedeni girişim saçaklarının oluşması ya günlük hayattaki olaylarla kıyaslarsan bilimin nerereyse tümü yanlış.
Bak heisenberg belirsizlik ilkesi vardır kolay bir dillle burada kuantumlu yapılarda hiç bir zaman hiç bir ölçüm tam olarak doğru ölçülemez der
ancak klasik fizikte yani görünebilir maddelerle yapılan fizikte, hatasız ölçümler yapmnak mümkündür yani yüzeysel basit ölçümler yapılır.
şimdi burada yola çıkarak günlük hayatımızdaki olayları (klasik fiziğe göre) kuantum fiziğiyle yada dalga fiziğiyle direkt bir mantıkla kıyaslıyamazsın.

ErdalNET
20.07.2005, 23:27
Işık hiçbir şekilde şuanki teknolojiyle görülemez. Bir maddeyi görmek için mutlaka ondan daha küçük bir maddeye sahip olmamız gerekiyor. Yapısı ile ilgili ileri sürülenlerin çoğu teoridedir. Tam olarak kanıtlanmış birşey yoktur. Sanırım tam olarak kanıtlandığı zaman bu bilimde bir devrim olacaktır.

munzur_hozat
21.07.2005, 00:49
katılmıyorum sana

ErdalNET
21.07.2005, 10:14
katılmıyorum sana

Bugün elektron mikroskoplar yadımıyla atomu görebiliyoruz neden çünkü atomdan daha küçük olan elektronu kullanıyoruz. Elektronu ise sadece bulut şeklinde görebiliyoruz tek tek inceleyemiyoruz.

munzur_hozat
21.07.2005, 11:28
bilim net ve kesin sonuçları varken nasıl anlaşamıyoruz anlamnıyorum 2 kere 2 4 tür bitti tarafların bilgi eksikliği var sanırım.

ErdalNET
21.07.2005, 17:36
Ok. konuyu araştıralım ve sağlam delillerle konuşalım. Olurmu!

munzur_hozat
21.07.2005, 18:33
anlayışın için sağol.

ErdalNET
21.07.2005, 20:27
hocam bi araştırma yaptım da, yukarıdaki yazılarda da yazıyor: "Özel Rölativite'nin ortaya koyduğu ışığın çekim alanında sapması olayı bize foton adı verilen bu parçacığın bir kütlesinin olduğunu söylemektedir keza ışık basıncı'nın olması da fotonun bir kütlesi ve momentumu olduğunu gösterir. O halde ışık hızında, foton'un bir kütlesi vardır." bu açıklamaya göre eğer maddenin son hızı ışık hızı ise fotonların kütlesinin olmasını açıklayamayız. buda demek ki; madde ışık hızını en düşük kütleyle zorluyor ve uzay-zamanı belli noktalarda aşıyor.

izmirksk
27.09.2005, 22:36
IŞIK HIZI (saniyede 300.000 kilometre)

Işık hızı ile ilgili olarak çok önemli bir tesbit yapmış bulunmaktayım ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada Albert Einstein’ın görelilik yasalarının doğru olduğunu kabul ederek yorum yaptım.

Yapılan araştırmalarda ışığın hızının her türlü ortamda yani saniyede 1000 km ile giden bir uzay aracındada dünyanın herhangi bir noktasında da saniyede 100.000 km ile giden bir aracın içinde de el fenerini yaktığınız taktirde ışığın hızı yine saniyede 300.000 km olacaktır. Bu normal fizik kurallarına terstir. Çünkü saatte 300 km ile giden bir otobüsün içinde ileriye doğru saatte 50 km hız ile fırlattığınız bir taşın hızı otobüsün hızı ile taşın hızının toplamıdır. Yani taşın hızı 350 km/saat oluyor. Ancak ışık için bu geçerli değildir. Işığın hızı her ortamda saniyede 300.000 km/saniye bu hiçbir şekilde değişmez. Ben bunu şu şekilde açıklamaya çalıştım.

Işık hem madde olarak yani kütlesi olarak hareket etmekte hemde kütlesi olmadan hareket etmektedir. Işığın kendine göre de bir frekansı bulunmaktadır. Benim teorime göre ışık hızlı bir cisim içinde hareket ederken kendi hızını korumasının sebebi, ışığın hızlı hareketi halinde madde olan kısım ile madde olmayan kısmın sıkışmasından kaynaklanmaktadır. Şekil 1 de de görüleceği gibi A doğrusunda hareket eden ışık hızının düşüklüğünden dolayı medde ile madde olmayan arası çok geniştir. Ancak B şeklinde ise hız çok fazla olduğu için madde ile madde olmayan birbirine çok yaklaşmıştır. A’da madde olan kısım az olduğu için zaman uzun, B’de ise madde olan kısım çok olduğu için zaman kısadır.

Yorumlarınızı yazarsanız sevinirim
ışık hızının yapısı fizikte kabul edilen bir yapı olduğu için fizik kurallarına ters demek doğru olmaz kanaatindeyim.
elindeki taşı atan kişi taşa enerji yüklemiş olur.yani taş bir hızla ileriye doğru gider.bu biraz yavaşda atılabilir çok hızlıda atılabilir.
ama ışık hızına böyle bir müdahale söz konusu değil.yani aralarındaki farklılık zaten temel etken.
ışıkda bükülmeye uğradığına göre onu uzayın içinde ve ona bağımlı olarak düşünebiliriz.ama kendine has özelliklerini kabul ederek düşünmeliyiz.
bir de şu var ki ışık hızı su içinde örneğin 225.000 km/sn dir.ışık bu ortamlarda enerji yitirir.o halde ışığın davranışı ortama göre değişir.
yani ışık hızlı bir cisim içindede olsa boşlukta yüzdüğünden ve enerji kaybetmesine neden olacak bir ortam bulunmadığından hızını etkilemez ve etkilememeli diye düşünüyorum.