DiyaR_02
19.07.2005, 23:45
Bektaşiler ve TC
Osmanlı döneminde bir çok katliama uğrayan ve Osmanlı ile hiçbir zaman barışık olmayan Tahtacılar,Qızılbaşlar,Çepniler Tc’nin kurulmasını kendilerince bir kurtuluş olarak düşündüler. Aynı zamanda Osmanlının son dönemlerinden itibaren zulme maruz kalmış Bektaşiler de Tc’nin kurulmasıyla etkinliklerine yeniden dönebileceklerini düşündüler. Aynı zamanda laiklik ilkesinin kabulü ile bir şekilde islam-devletten kurtuluş olarak algılanan Tc’nin kuruluşu tüm Alewiler üzerinden sempati topladı. Ancak özellikle dergah usulü etkinliklerini sürdüren Bektaşilerin yukarda da değindiğim gibi dergahlarının kapatılması Bektaşiler arasında gözle görünmeyen bir küskünlüğe sebep oldu. Onlar da diğer Alewiler gibi Laiklik ilkesiyle avunma sürecine girip sisteme entegre oldular. Dersim Bölgesinde Başlayan ve özünde Kürt-Alewi isyanı olan Dersim ayaklanması ile Kürt alewilerinin bir kısmı yeniden özgün muhalif özelliklerine bürünürken bir kısmı tıpkı Bektaşiler gibi sisteme entegre olmak için ellerinden geleni yaptılar. Bunda yukarda değindiğim böl-dağıt-yönet miras politikasının etkisinin de olduğu bir gerçekliktir. Çünkü Dersim ayaklanması sonrasında bir çok Kürt Alewi farklı yerlere (bu sefer Kıbrıs’a kadar) sürülmüş ve özlerinden koparılmışlardır. Dersim ayaklanması ile başlayan sisteme entegre olan AleViler(Bektaşiler Dahil) siteme entegre olmamak için direnen Alewiler olmak üzere iki cepheye ayrılan Alewilik günümüzde hala bir realiteyi oluşturmaktadır. Bugün sistemin içine entegre olmuş Qızılbaş Kürt Alewisi, Çepni ve Tahtacı zamanla Bektaşileşmiş ve Tc’nin en önde gelen savunucularından olmuşlardır. Yine tarihte olduğu gibi sisteme entegre olmamış Alewiler ise Dersim sonrası Maraşta,Çorumda,Sivas’ta ve daha bir çok yerde katledilmişlerdir.
Bektaşi ve Yeniçeri ocaklarının kaldırılması ile başlayan ve TC’nin yakın tarihine kadar devam eden Hacı Bektaş’ı karalama kampanyaları sistem içine entegre olmuş Aleviler tarafından Hacı Bektaş’ın Türk düşünürü olduğu ifadesiyle değiştirilmiş ve meşrulaştırılmıştır. Bugün meşru kılınmış Hacı Bektaş için törenler düzenlenmekte durumun farkına varamayan Alewi insanlarımız güneşin bağrında serin gölgelikler içinde oturan siyasileri izleye izleye Hacı Bektaş’ı anmaktadır. Tabi semah dönenleri oy pusulası olarak gören siyasileri anlatmaya gerek, hem önceki yazılanlardan hem de yeteri derecede sinir bozucu olduğundan gereksizdir.
Sistemin içine entegre olmamış Alewiler ise kendi inançlarını her zaman olduğu gibi hala gizli,sakınarak yapmaktadırlar.Sinemilli Dede hala anılamıyor, çünkü Sinemilli ocağı Safevilerin Şahına Şah dedi, Akdeniz bölgesinde Şahkulu(Şahkulu Sultan ile karıştırılmasın) unutuldu çünkü o Osmanlıya başkaldırmıştı,38’de kafasına zorla fötr şapka geçirilen, dar ağaçlarında on üç yaşındaki oğlu ve yol-daşları ile asılan Seyit Rıza’nın adı söylenemiyor çünkü devlete isyan etmişti..Ya onların doğruları, doğru olmak için meşru olmamak yolunda verdikleri direniş, inandıkları için verdikleri canlar.. Özellikle Alewi gençliği, hepimiz artık bir şeylerin farkına varmalı ve tarihten ders almalıyız, Bektaşilerin kafasına inen Osmanlı kılıçları, doğru olmasa bile sırf meşru olmak adına ,yanında durduğumuz sistem ve egemenleri tarafından her zaman başımıza inebilir. Bu sebeple son olarak Hz.Ali’nin bir sözünün hatırlanması bu yazdığım satırlara, kelimelere bile gerek bırakmayacaktır;‘Gafilin değil..Mazlumun yanında olmalıyız’
Osmanlı döneminde bir çok katliama uğrayan ve Osmanlı ile hiçbir zaman barışık olmayan Tahtacılar,Qızılbaşlar,Çepniler Tc’nin kurulmasını kendilerince bir kurtuluş olarak düşündüler. Aynı zamanda Osmanlının son dönemlerinden itibaren zulme maruz kalmış Bektaşiler de Tc’nin kurulmasıyla etkinliklerine yeniden dönebileceklerini düşündüler. Aynı zamanda laiklik ilkesinin kabulü ile bir şekilde islam-devletten kurtuluş olarak algılanan Tc’nin kuruluşu tüm Alewiler üzerinden sempati topladı. Ancak özellikle dergah usulü etkinliklerini sürdüren Bektaşilerin yukarda da değindiğim gibi dergahlarının kapatılması Bektaşiler arasında gözle görünmeyen bir küskünlüğe sebep oldu. Onlar da diğer Alewiler gibi Laiklik ilkesiyle avunma sürecine girip sisteme entegre oldular. Dersim Bölgesinde Başlayan ve özünde Kürt-Alewi isyanı olan Dersim ayaklanması ile Kürt alewilerinin bir kısmı yeniden özgün muhalif özelliklerine bürünürken bir kısmı tıpkı Bektaşiler gibi sisteme entegre olmak için ellerinden geleni yaptılar. Bunda yukarda değindiğim böl-dağıt-yönet miras politikasının etkisinin de olduğu bir gerçekliktir. Çünkü Dersim ayaklanması sonrasında bir çok Kürt Alewi farklı yerlere (bu sefer Kıbrıs’a kadar) sürülmüş ve özlerinden koparılmışlardır. Dersim ayaklanması ile başlayan sisteme entegre olan AleViler(Bektaşiler Dahil) siteme entegre olmamak için direnen Alewiler olmak üzere iki cepheye ayrılan Alewilik günümüzde hala bir realiteyi oluşturmaktadır. Bugün sistemin içine entegre olmuş Qızılbaş Kürt Alewisi, Çepni ve Tahtacı zamanla Bektaşileşmiş ve Tc’nin en önde gelen savunucularından olmuşlardır. Yine tarihte olduğu gibi sisteme entegre olmamış Alewiler ise Dersim sonrası Maraşta,Çorumda,Sivas’ta ve daha bir çok yerde katledilmişlerdir.
Bektaşi ve Yeniçeri ocaklarının kaldırılması ile başlayan ve TC’nin yakın tarihine kadar devam eden Hacı Bektaş’ı karalama kampanyaları sistem içine entegre olmuş Aleviler tarafından Hacı Bektaş’ın Türk düşünürü olduğu ifadesiyle değiştirilmiş ve meşrulaştırılmıştır. Bugün meşru kılınmış Hacı Bektaş için törenler düzenlenmekte durumun farkına varamayan Alewi insanlarımız güneşin bağrında serin gölgelikler içinde oturan siyasileri izleye izleye Hacı Bektaş’ı anmaktadır. Tabi semah dönenleri oy pusulası olarak gören siyasileri anlatmaya gerek, hem önceki yazılanlardan hem de yeteri derecede sinir bozucu olduğundan gereksizdir.
Sistemin içine entegre olmamış Alewiler ise kendi inançlarını her zaman olduğu gibi hala gizli,sakınarak yapmaktadırlar.Sinemilli Dede hala anılamıyor, çünkü Sinemilli ocağı Safevilerin Şahına Şah dedi, Akdeniz bölgesinde Şahkulu(Şahkulu Sultan ile karıştırılmasın) unutuldu çünkü o Osmanlıya başkaldırmıştı,38’de kafasına zorla fötr şapka geçirilen, dar ağaçlarında on üç yaşındaki oğlu ve yol-daşları ile asılan Seyit Rıza’nın adı söylenemiyor çünkü devlete isyan etmişti..Ya onların doğruları, doğru olmak için meşru olmamak yolunda verdikleri direniş, inandıkları için verdikleri canlar.. Özellikle Alewi gençliği, hepimiz artık bir şeylerin farkına varmalı ve tarihten ders almalıyız, Bektaşilerin kafasına inen Osmanlı kılıçları, doğru olmasa bile sırf meşru olmak adına ,yanında durduğumuz sistem ve egemenleri tarafından her zaman başımıza inebilir. Bu sebeple son olarak Hz.Ali’nin bir sözünün hatırlanması bu yazdığım satırlara, kelimelere bile gerek bırakmayacaktır;‘Gafilin değil..Mazlumun yanında olmalıyız’