Orijinalini görmek için tıklayınız : Arınç'tan Demokrasi Manifestosu


duygugemisi
24.04.2006, 11:56
Mrb arkadaşlar.Bildiğiniz gibi dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı'ydı.Bu vesileyle Meclis'te verilen özel oturumda söz alan TBMM Başkanı Bülent Arınç;açtı ağzını yumdu gözünü ve Cumhurbaşkanı Sezer ve Özkök'ün şaşkın bakışları arasında konuşmasını sürdürdü.
Anlaşılan o ki Arınç;birşeyler söyleme gereği hissediyordu.Peki ne olabilirdi Arınç'ı patlama noktasına getiren?Gelin hep beraber Arınç'ın ağzından dinleyelim:
'Gizli anayasa' diye kabul edilemez bir tanımlamayla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin hazırlanmasında,Meclis'imiz tamamen devre dışı.
Anayasa'da kuvvetler ayrılığına yönelik açık bir ifade olmasına rağmen bazı kurumlar kendilerinin öncelikli olduğunu hatta daha üstün olduğunu vehmetmektedir.
Dünya üzerinde daha çok demokrasi için sadece kurumların mutabakatını arayan demokratik başka ülke yoktur.Sadece milletvekillerinin mütabakatı aranmalıdır.
Devletin;dini inançların yaşanmasını teminat altına alması gerekirken tersini yapıyor.
Meclis'imiz 84 yıl önce saltanat kurumunu kaldırmıştır.Ancak bugün ülkede kurumların saltanatı hüküm sürmektedir.
Değerli canlar ve arkadaşlar Arınç'ın gergin geçen konuşmasının önemli bölümleri bu şekildeydi.Bilmiyorum siz ne kadar katılırsınız ama ben birkaç unsurun dışında genel olarak bu konuşmaya katıldığımı belirtmek istiyorum.Çünkü;Türkiye'de YÖK(Yüksek Öğretim Kuvvetleri!!) gibi faşist darbenin eseri bir kurum bulunmaktadır.Her ne kadar Arınç'ın görüşlerini beğenmesem de bu söylediklerini takdir etmemek mümkün değildir.Önemli olan bu mesajların yerine ulaşıp ulaşamadığıdır.....

redyellow
24.04.2006, 12:08
Çok güzel bir konuşma Sayın Bülent Arınç'ı tebrik ederim.

redyellow
24.04.2006, 12:10
Konuşmanın tam metni 1:

Saygıdeğer Milletvekilleri,

23 Nisan 1920 yılında açılan TBMM’nin 86. yıldönümünü kutluyoruz. Millet iradesinin temsil makamı olan Meclisimiz, daha nice 86 yıl halkımızı onurla temsil etmeye devam edecektir.
Açıldığı yıldan itibaren ülkenin kaderine el koyan, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten, Cumhuriyeti ilan eden, devrimler gerçekleştiren Meclisimiz, bu özellikleri nedeniyle dünya parlamentoları arasında müstesna bir yere sahiptir.
Bu müstesna Meclisi bize kazandıran, bağımsızlık savaşımızın komutanı, ilk Meclis Başkanı, Cumhuriyetimizin Kurucusu, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını, sözlerimin hemen başında minnetle anıyor, onların emanetini ilelebet koruyacağımızı ifade etmek istiyorum.
Savaşı yöneten bu Meclis hemen ardından büyük bir kalkınma hareketi başlatmış ve devrim niteliğinde kanunlar çıkarmıştır. Böylece her yanı işgal edilmiş topraklardan, yeni bir ülkenin inşasını gerçekleştirmiştir.
Bu yönüyle Meclisimiz, o dönem için fonksiyonu ve gücü bakımından son derece etkin ve dinamikti.
1961 Anayasası ile Meclisimizin kullandığı yetki, görev ve fonksiyonlarının bir kısmı diğer erklere devredilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrımı yapılmış; eşitlik, güç paylaşımı ve denge sağlanmaya çalışılmıştır.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Türkiye’nin geçirdiği bir takım olağanüstü şartlarla kuvvetler ayrımında bir denge sorununun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Bugün tüm dünyada geçerli olan parlamenter sistemin genel kuralları ülkemizde uygulansa da, Meclisimizin fonksiyonu, gücü ve yetkileri kısmen erozyona uğramıştır.
Yine de Meclisimiz, kendi uhdesinde tuttuğu yasama ve denetim faaliyetlerini bugüne kadar başarıyla sürdürmüş ve diğer erklerin görev alanlarına müdahil olmaktan titizlikle kaçınmıştır.
Ancak bugün Meclisimiz, asıl görevi olan yasama ve denetim faaliyetlerini yaparken, diğer erklerden bir takım eleştiriler geldiğini görmekteyiz.
Meclisimizde kurulan araştırma komisyonları görevlerini, Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddelerine dayanarak gerçekleştirmektedir. Araştırma komisyonlarının çalışmaları, milletimiz adına kullanılan bir denetim ve bilgi edinme hakkıdır. Komisyonlarımızın çalışmaları yargılama anlamına gelmediği gibi, yargının çalışma alanlarıyla da çakışmayan bir bilgi edinme faaliyetidir ve Anayasa’nın 138. maddesine aykırı değildir.
Bu nedenle, komisyon çalışmalarının yargı erkine bir müdahale olduğu iddiası, hukuk temelli bir eleştiri değildir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Türkiye’de darbeler döneminin başlangıcı kabul edilen ve “bürokratik iktidarın” güçlendiği 1960 yılından itibaren Meclisimizin gücü, yetkisi ve fonksiyonu, bu tür hukuki temellere dayanmayan eleştirilerle daraltılmaya çalışılmaktadır.
Anayasayı ve tüm kanunları yapan, Cumhurbaşkanını seçen, hükümeti içinden çıkartan ve aynı zamanda denetleyen, savaş kararını alan ve ülkenin geleceğine yön veren bir kurumun, bugün sahip olduğu gücü ve yetkiyi tam olarak kullandığı tartışmalıdır. Kimi zaman çok önemli mekanizmaların dışında bırakılan Meclis’in fonksiyonları daraltılmıştır.
Örneğin, ülkenin iç ve dış siyasetine çok büyük etkisi olan ve “gizli anayasa” diye kabul edilemez bir tanımlamayla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin hazırlanılmasında, Meclisimiz ve ilgili komisyonlarımız tamamen devre dışıdır. Açıklanması ve yayınlanması tamamen yasak olan bu belgenin, son haline karar verildiği günün hemen ertesinde gazete manşetlerinde yer alması son derece dikkat çekicidir. Yine bu belgeden yola çıkılarak hazırlanan İç Güvenlik Strateji Belgesi’nin çete kurmaktan yargılanan kişilerin arşivinden çıkması ne yazık ki, devlet ciddiyetiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Bu belgenin, Meclisimizin bilgisi ve denetimi haricinde hazırlanması, parlamentomuzun fonksiyonunun ve millet iradesine verilen değerin ne durumda olduğunu göstermektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Demokratik bir ülkede “gizli anayasa, kırmızı kitap, derin anayasa” gibi tabirler asla kabul edilemez kavramlardır. Bu kavramlar, gizli antidemokratik bir yönetimin iktidarda olduğunu ima eder.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tek bir Anayasası vardır ve yürürlüktedir.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi için kullanılan “gizli anayasa” gibi bir tanımın bazı çevreler tarafından üretildiğini ve resmi bir tanım olmadığını biliyoruz. Ancak böylesine bir tanım eğer kamuoyu tarafından kullanılıyorsa ve buna ciddi itirazlar gelmiyorsa bu, bazı kişilerin bilinç altında ülkemiz için nasıl bir yönetim biçimi olduğunu göstermektedir.
Bu algının aslında sadece kamuoyunda değil, bazı siyasetçilerin bilinç alıntında olduğunu da üzülerek görmekteyiz.
Maalesef her dönemde ülkemizin en önemli konusu olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için yaşanan tartışmalarda, bazı kamuoyu önderleri ve siyasetçilerin ifadeleri, bilinç altında “gizli bir anayasa” olduğunu ve buna göre hareket ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır.
Yeri gelmişken, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresinin bitmesine uzun bir zaman varken, yeni Cumhurbaşkanı’nın kim olacağını ve nasıl seçileceğini yoğun bir şekilde tartışmanın, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bir nezaketsizlik olduğunu belirtmek isterim.
Bundan üzüntü duymama ve bu tartışmalara girmekten imtina etmeme rağmen, yine de tartışmalarda bazı kişilerin Meclisimizle ilgili beyanlarındaki yanlışlığa burada değinmeyi, Meclis Başkanı olarak bir görev sayıyorum.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Ülkemiz, Meclisimizin çıkarttığı bir Anayasa ile yönetiliyor. Tüm kanunlarımız bu Anayasa’ya uygun çıkartıldığı gibi, yargı ve yürütme de yine mevcut Anayasamıza göre görevlerini sürdürmektedir.
Bu durumda mevcut Anayasamıza göre yeni Cumhurbaşkanının hangi özeliklerde olması gerektiği, Meclisimiz tarafından nasıl ve ne zaman seçileceği açıkça ifade edilmiştir ve bu herkesçe malumdur.
Buna rağmen mevcut Anayasamız açısından hiçbir sorun yokken, yeni Cumhurbaşkanını bu Meclisin seçip, seçemeyeceğini tartışmak, Meclisimizin meşruluk sorununu gündeme getirir ki, bu asla kabul edilemez bir durumdur.
Ülkemizin yönetilme biçimi, erkler arasındaki gücün kullanımı, meşruiyetlerin dayanak noktaları tartışma götürmez bir şekilde nettir.
Bu konu Anayasamızın başlangıç bölümünde; “Kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” açıkça ifade edilmiştir.
Bu net açıklamaya rağmen bazı kurumlar, kendilerinin öncelikli olduğunu, hatta daha üstün olduğunu vehmetmektedir.
Hatta bazı kurumlar, reform çalışmalarına karşı direnmişlerdir.
Ne ilginçtir ki; artık işlevini yitirmiş, yıllardır sorun üreten bir kurumun kaldırılması, bu kurumdan ve elitist, anti-reformculardan gelen tepkiler nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Halkın büyük çoğunluğunun istediği bu değişikliğe karşın, yürütmenin azınlık anti-reformcuların talebini öncelemesi ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Yüce Meclisimiz 84 yıl önce saltanat kurumunu kaldırmıştır. Ancak bugün ülkede bu kez “kurumların saltanatı” hüküm sürmektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Özgürlüklerin genişletilmesinde, yasakların kaldırılmasında ve demokratikleşmede temel iki zorunluluk vardır:
Birincisi, Anayasa’ya uygun olarak Meclisin karar alması.
İkincisi ise, milletin mutabakatıdır.
Yeni bir düzenleme yapılmasında, Anayasa değişikliğinde kurumların görüşünü almak başka bir şeydir, kurumların mutabakat şartını aramak başka bir konudur.
Dünya üzerinde daha çok demokrasi için, sadece “kurumların mutabakatını” arayan demokratik başka bir ülke yoktur.
Türkiye’de doğal bir durummuş gibi gösterilen bu tutumun, demokrasi anlayışımızı, özgürlüklere yaklaşımımızı ve hukuka olan inancımızın nasıl olduğunu açıkça gösterdiği inancındayım.
Büyük Önder Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünü hayata geçirmek için bu Meclis, saltanat kurumunu kaldırmış, düşmana karşı savaş vermiştir. Bundan sonra da bu ulvi ilke doğrultusunda Meclisimiz görevini kimseye bırakmadan sürdürmeye kararlıdır.
Anlaşılmaz bir şekilde özgürlüklerin genişletilmesi, yasakların kaldırılması için yıllarca bu kurumların mutabakatı beklenir olmuştur. Ancak bazı kurumlar katılımcı demokrasinin gereği olan ortak akılda buluşmak bir yana, görüş alışıverişi için oluşturulan zeminleri bile reddetmektedir.
Bu durumda bazı kurumların, “katılımcı demokrasi” yerine, “kurumsal saltanatı” Türkiye için uygun gördüklerini iddia etmek çok da dayanaksız olmayacaktır.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Bugün özgürlüklerin genişletilmesi için güçlü bir Anayasa değişikliği artık zorunlu hale gelmiştir. Tartışılan tüm konuları içine alan, daha özgür, daha demokrat, daha güçlü, daha mutlu bir Türkiye’nin inşasında gereken Anayasa değişikliği için ortak bir akıl oluşturmak gerekir. Tüm kurum, kişi ve kuruluşlar bu değişiklik için görüşlerini özgürce ifade etmelidir.
Ancak bir mutabakat aranacaksa sadece Yüce Meclis çatısı altında halkı temsil eden Milletvekillerinin mutabakatının aranması gerekir. Eğer burada bir mutabakat sağlanamazsa gidilecek bir tek merci vardır, o da yüce milletimizin iradesidir.

redyellow
24.04.2006, 12:12
-2-


Saygıdeğer Milletvekilleri,

Yüce Meclisimiz çatısı altında çıkartılan kanunlar tartışılırken her meselenin rejim tartışmasına çekilmesi her geçen gün artmaktadır.
Tarım alanında yapılacak bir düzenleme, Belediyeler Kanunu’nda yapılacak bir değişiklik, hayvancılık, turizm ve benzeri onlarca konu tartışılırken konu aniden birileri tarafından rejim tartışmalarına getirilmiştir.
Son olarak önemli konumdaki bir siyasetçinin, İstanbul’da bir eğlence merkezinin insanların ölümüne neden olan kaçak yapılarının yıkılmasını, “rejimden ideolojik intikam almak” olarak değerlendirmesi durumun trajikomik yanını en çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin bir rejim sorunu yoktur. Türkiye, rejiminin Cumhuriyet olacağına, demokrasi olacağına bundan 83 yıl önce karar vermiştir. Bugün de Meclisiyle, hükümetiyle ve tüm organlarıyla aynı kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Ülkenin rejimine karşı bu kadar güvensiz olunamaz. Türkiye’nin rejimi her konu tartışıldığında sarsılacak, etkilenecek kadar zayıf değildir.
Hiç kimse Cumhuriyetten, demokrasiden, temel özgülüklerden vazgeçme niyetinde değildir.
Dolayısıyla ülkede bir rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma tartışması vardır. Ülke yönetiminde inisiyatif alanlarını genişletme ya da sahip oldukları gücü kaybetmeme tartışmaları vardır.
Laikliğin, Yüce Önder Atatürk’ün, Cumhuriyetin, bayrağın, rejimin sahibi milletin kendisidir. Milletin temsilcileri olan bizler tüm bu değerlere bağlı kalacağımıza, sahip çıkacağımıza milletvekili olduğumuzda yemin ettik. Bugüne kadar bu yeminimize muhalif bir tek davranış dahi bu Yüce Meclisimiz içinde vuku bulmamıştır.
Dolayısıyla milli değerlerimizin sahibi bir kesim, bir grup değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir.
Milletimiz ulusal ortak değerlerin sahibidir ve kendi içinde büyük bir hoşgörüyle yaşamaktadır. Toplumumuz etnik kimliğine, inancına, kültürüne göre kimseyi dışlamamakta ve bir arada barış içinde yaşamaktadır.
Ayrıca AB müzakerelerini sürdürdüğümüz bugünlerde hala rejimin tehlikede olduğundan bahsetmek, hele bu tehlikenin AB’ye üye olmak için bütün dönemlerden daha çok gayret sarf eden, bunda da başarılı olan kişilerin eliyle geleceğini iddia etmek her açıdan dayanaktan yoksundur.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Tartışmaların odağında yer alan ve nerdeyse tüm fikir ayrılıklarının gelip dayandığı bir başka konu da laiklik ilkesidir.
Açıkça belirtmeliyim ki, Anayasa’mızın değiştirilemez maddesi olan laiklik ilkesine, Türkiye’de karşı çıkan kimse yoktur.
Bütün tartışmalar laiklik ilkesinin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yorum farkı nedeniyle kamusal alanda her dönemde farklı uygulamalar yapılmış ve tartışma yaşanmıştır.
Kamusal alan, yurttaşların ortak meselelerini eşit ve özgürce tartıştığı alandır. Dolayısıyla her bireyin ayrım yapılmadan haklarının korunduğu, haklardan yararlandığı ve kendilerini özgür hissettiği bir alandır.
Bu alanı güvence altına almak ve tüm yurttaşlarına eşitçe kullanım hakkı sağlamak devletin görevidir. Kamu yararı devletin değil, halkın yararına doğru genişletilmelidir. Devlet kamusal alanın sahibi değil, koruyucusudur. Bu koruyuculuk; oradaki eşitliğin, adil paylaşımın ve hizmetlerin her birey tarafından kullanılmasını sağlamaktır.
Kamusal alandaki özgürlüklerin ve hakların bir gruba, bir kesime kayması anında devlet koruyuculuğu devreye girer ve haksızlığı önler. Devlet kamusal alanda herkes için geçerli olan hakları bir kesime yasaklayamaz ya da sınırlayamaz.
Buradan hareketle laiklik ilkesinin yorum farklılığını gündeme getirmek gerekir. Anayasamızın değiştirilemez maddesi olan laiklik maddesi, ilelebet var olacaktır. Ancak günün şartlarına, toplum yapımıza uygun olarak yorum farklılıklarını ortadan kaldırmak gerekir. Bu, laikliğin özünü değiştirmeyecek, bilakis toplumun bir arada daha uyum içinde yaşamasına katkı sağlayacaktır.
Dünyada bir çok örneği olan laiklik uygulamasının, Türkiye’dekine benzer tek örneği sadece Fransa vardır. Orada bile laiklikten yola çıkarak hak ve özgürlükler bizdeki kadar kısıtlanmamıştır.
Laikliği bir toplumsal barış ve uzlaşı mekanizması olarak algılamak gerekir. Laiklik, devletin inançlar karşısında tarafsızlığını zorunlu kılar. Bütün inançların kendisini ifade etmesine imkan vermek, bireylerin ibadet hürriyetini sağlamak laiklik ilkesinin temel işlevidir. Devlet, bu işlevi uygulayan ve tüm inançlara eşit mesafede davranan aygıttır.
Sorun işte burada başlamaktadır. Devlet, dini inançların yaşamasını teminat altına alması gerekirken, tam tersine kamusal alanda bazı inançların yaşam hakkını, ifade hürriyetini kısıtlamaktadır. Bunu da laiklik adına yapmaktadır ki, siyaset bilimi açısından büyük bir çelişkidir. Bu çelişki yıllardır Türkiye’nin iç huzurunu zedelemekte ve bitmez tükenmez sorunları beraberinde getirmektedir. Aydınların, siyasetçilerin ve akademisyenlerin hep birlikte çözmesi gereken yorum farkından kaynaklanan işte bu çelişkidir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Dünya büyük bir değişim içindedir. Küreselleşme hızla ilerleyip dünyayı adeta küçük bir köye çevirmiştir.
Artık dünya siyaset oyununun kuralları değişti. Şimdi değişimi anlamayan, hayata geçiremeyen ülkeler, dünyada sadece kaderleri başkaları tarafından belirlenen figüranlar haline geliyor.
Türkiye, dünya siyasetinin aktif bir üyesi, dengeleri değiştirecek bir ülkesi olmak zorundadır. Hiçbir dönemde pasif, edilgen ve boyun eğen bir devlet olmayı kabul etmeyen Türkiye, küresel siyaset aktörü olmak için hızla değişime ayak uydurmak zorundadır.
Türkiye’nin bu gücünü ve potansiyelini gören çevreler bugün aktif durumdadır. Batı ülkelerinde sözde Ermeni soykırımını bahane eden çevreler, Türkiye aleyhine bir süredir kampanya yürütüyorlar. 24 Nisan’ı sözde soykırımın yıl dönümü sayanlar, yarın yeniden bu karalama kampanyasını gündeme taşıyacaklardır.
Üzülerek görmekteyiz ki, bazı dost ülkelerin parlamentoları ve hükümetleri bu karalama kampanyasına alet olmaktalar. Bu ülke parlamentolarının başkanlarına birer mektup göndererek Türkiye’ye karşı haksızlık yapılmamasını istedik.
Yine de burada bir kez daha açıkça ifade etmek istiyoruz ki; Türkiye’nin tarihinde utanılacak bir şey yoktur. Bizi işlemediğimiz bir suçtan dolayı mahkum etmeye niyetli olan ülkeler, bu Yüce Meclisin gereken cevabı anında vereceğini unutmasınlar.

roro
24.04.2006, 12:17
arınç'ın söylediklerin de doğruluk payı var ama samimi değil....

Azrail
24.04.2006, 12:17
Bu müstesna Meclisi bize kazandıran, bağımsızlık savaşımızın komutanı, ilk Meclis Başkanı, Cumhuriyetimizin Kurucusu, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını, sözlerimin hemen başında minnetle anıyor, onların emanetini ilelebet koruyacağımızı ifade etmek istiyoruminşallah, Atatürk'ün emaneti ile ilke ve inkılapları korunsun bu bize fazlasıyla yeter

redyellow
24.04.2006, 12:24
-3-

Değerli Milletvekilleri,

Terör olayları da son günlerde tırmanışa geçti. Terörizm ülkemizin bir çok bölgesinde askerlerimizi, polisimizi, sivil vatandaşlarımızı hedef alıyor. Amaçları kargaşa yaratmak, huzursuzluk çıkarmak ve nifak tohumları ekmektir.
Ülkemizin bütünlüğünü hedef alan bu terörist faaliyetlerinin tam da bu günlerde ortaya çıkması düşündürücüdür. Türkiye ne zaman güçlense, ne zaman bölgesinde etkin olmaya çalışsa, birilerinin maşası olan teröristler sahneye çıkıyor ve ülkenin gücünü zayıflatmaya çalışıyorlar.
Ancak bu konuda başarılı olmaları mümkün değildir. Ordumuz, güvenlik kuvvetlerimiz ve devletimizin tüm unsurları, terörizme karşı büyük bir kararlılıkla görevlerinin başındadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı, artık iç politik çekişmelerden kurtulmak gerekir. Artık enerjimizi tüketen ve yıllardır ülkenin ilerlemesini engelleyen prangalardan kurtulmak gerekir.
Teröre, uluslararası karalama kampanyalarına karşı, yani gücümüzü zayıflatmak isteyenlere karşı birlikte hareket etmek zorundayız.
Ortak bir akla ihtiyacımız var. Ortak hayallere ve hedeflere ihtiyacımız var. Yıllardır kendi içimizdeki çekişmeler, kavgalar yüzünden kaybettiğimiz enerji ülkeye yeterince zarar verdi.
Buna dur demenin zamanı gelmiştir.
Türkiye, tarihinin en önemli fırsatlarını yakaladığı bir dönemden geçmektedir. Ülkenin en önemli değişim projelerinden bir olan AB üyeliğimiz yolunda artık çok kritik bir noktaya geldik. Türkiye’nin AB üyeliği tüm dünyada büyük bir açılımın işareti olacaktır. Müslüman bir ülke tarihte ilk defa AB üyesi haline gelecektir ki, bu medeniyetler arası çatışma yaşanacağını iddia edenlere en güçlü cevap olacaktır.
Öte yandan, krizlerle boğuşan bölgemiz açısından da Türkiye’nin konumu hayati önem taşımaktadır. Güçlü bir Türkiye, sadece kendi halkına değil, bölgesindeki tüm halklara huzur ve barış getirecektir. Türkiye’nin tarihi geçmişi, Balkanlardan, Kafkaslara kadar tüm ülkelerde derin izler bırakmıştır. Bu ülkeler geçmişin en güçlü ülkesi ve geleceğin parlayan yıldızı olan Türkiye’ye hala umutla bakmaktadır.
Bunun son örneğini geçtiğimiz haftalarda, Meclisimizin ev sahipliğinde yaptığımız İKÖPAB toplantısında gördük. 47 ülkenin parlamento temsilcileri İstanbul’da yapılan toplantıda Türkiye’nin öncü gücünün önemini bir kez daha bize iletmiştir. Meclisimiz de iki ayrı deklarasyonun hazırlanmasına öncülük ederek, dünya barışı için tüm ülkelere önemli çağrılarda bulunmuştur.
Bu nedenle bölge ve dünya barışı için Türkiye artık bir misyon üstlenmek zorundadır. Tarihin akışını barışa doğru değiştirecek bir güce sahipken, bunu kullanamayan bir ülkeden tarih de, gelecek kuşaklar da hesap soracaktır.
Bu yüzden üzerimizdeki ölü toprağını atıp önce kenetlenmeliyiz. Geleneksel korkulardan kurtulmalıyız. Bu Meclisin açıldığı günlerde olduğu gibi kucaklaşmalıyız, kol kola girmeliyiz ve büyük Türkiye hayali için yola çıkmalıyız.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

23 Nisan’ın hediye edildiği çocuklarımız, gençlerimiz ve gelecek kuşaklarımız için yeni Türkiye’yi inşa etmeliyiz. Bireysel çıkarlarından vazgeçen vatanperverler olarak kendimizi ülkemize feda etmeliyiz.
Türkiye’nin bir milada ihtiyacı vardır. Yeni bir başlangıca, yeni bir hamleye, yeni hedeflere ihtiyacı vardır. Geçen yüzyılın sorunlarını geçmişte bırakmanın vakti gelmiştir. Artık yeni yüzyılda, yeni bir Türkiye inşa etmek için ayağa kalkmalıyız.
Artık Milletimiz, devletin en önemli organları arasındaki kavgalardan yorulmuştur. Yaptığımız her şey tarihin sayfalarına kaydediliyor.
Gelecekte hayırla, gururla, takdirle anılmak istiyorsak bu fırsatı kaçırmamalıyız.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Sözlerimi tamamlarken Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın hepimize, özellikle bugünün armağan edildiği çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Bu Meclisi kuran, yaşatan ve bugünlere kadar gelmesini sağlayan başta gerçek reformcu, uzak görüşlü Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Meclis Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm milletvekillerimizi minnetle anıyorum.

Tüm halkımızın Milli Egemenlik Bayramını kutlar, hepinize saygılar sunarım.

redyellow
24.04.2006, 12:25
arınç'ın söylediklerin de doğruluk payı var ama samimi değil....

insanların samimi olup olmadıklarını anlama ölçünüz nedir?

manifesto
24.04.2006, 23:21
Samimiyet ölçerler gene ellerindeki cihazlar ile insanların samimiyetini bir çırpıda ölçüverdiler.Öyleya Arınç samimi olamaz.

Bu çok önemli bir hadisedir,hukuksuzluğun hertülü ihlallerin yapıldığı meclisin açtığı araştırma komisyonlarından birtakım insanların rahatsızlık duyduğu bir dönemde tekrar Demokrasi demişdir,ona sahip çıkın ve onu yüceltin demişdir Atatürk Cumhuriyeyeti veya demokrasiyi süs olsun diye tesis etmemişdir sözde atatürkçüler bu sözlerden rahatsızlık duyabilir.

Her şeye rağmen demokrasi insan hakları din ve vicdan özgürlüğü evrensel normlarda şeffas bir sistem ve adil bir düzen milletin tek beklentis.

O yüzden Arınç'ı tebrik ediyorum, gizli anayasalar,kırmızı kitaplar derin yasalar tabirlerinin ortalıkda cirit attığı bir dönemde SÖZ MECLİSİNDİR demokrasinindir deme erdemini göstermişdir.Yasama yerinin meclis olduğunu tekrar hatırlatmıştır

tibet
24.04.2006, 23:33
Bülent bey eline almış bir keman gıygıdı gıygıdı gıy gıy diye demokrasi çığırtkanlığı yapıyor. insanda biraz utanma olur. gelmiş geçmiş en faşist aykırı görüşlere tahammül edemeyen kendini kürt islama adamış bir partinin üyesi bunları söylerse komik olur. o da çok komik zaten. :p hep aynı maval. Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz derler. biz işe bakalım işe icraat önemli konuşma değil. bir yandan demokrasi diyeceksiniz öte yandan tüm kurumlarda kadrolaşacak insanları başörtülü başörtüsüz diye ayıracaksınız bi de kalkıp fethullahçı savcıyı savunacaksınız. var mı böyle bir demokrasi. bu demokrasi falan değil. gerçek demokrasi bu değil. bu sadece şov. bugün tüm demokrasi çığırtkanlığı yapanlar da o şovun bir parçası bir piyonu figüranı. AKP= FAŞİZM

izmirksk
25.04.2006, 02:07
gerçi akp li değilim oyda vermedim ama akp de 2 kişi varki benim sempatimi kazanmıştır..
biri tayyip erdoğan(özellikle türkiyelilik üst kimliği söylemi ile)
diğeri ise bülent arınç..(gerçekten akıllı biri)
yani melih gökçek gibi ülkücü kökenliler partide barınmasa süper parti diyeceğim:) gerçi belediye başkanı sıfatı ile ama olsun..
her ne ise bülent arınç a sonuna kadar katılıyorum .hayatımda boyunca sola oy verdim belki bundan sonrada öyle olur ama akp nin türk-kürt ayrımı yapmadan vatandaşlarına eşit muamelede bulunması ve(başbakan tayip erdoğanla bülent arınç ın söylemleri) beni etkilemiştir...bülent arınç ın bu konuşmasıda oldukça etkiledi..akıllı bir insan
keşke türkçülük kökenli insanlar olmasa partide..ne diyelim o kadar kusur kadı kızındada olur:)

tibet
25.04.2006, 12:37
zaten varla yok arasılar. konuşturulmuyorlar doğru düzgün. merak etme partiniz tam anlamıyla bir kürt-islam partisi, ABD de yanınızda ohh değmeğin keyfine:p

manifesto
25.04.2006, 14:04
Tibet seni anti akp cephesinin kahraman silahşörü ilan edelim:)
Yani hertürlü mevzuyu akp ve erdoğan eksenine çekmen büyük bir başarı.
akp yi enson üstad mussolini ile özdeşleştirmen taktire şayan bir başarı.Faşizmin ne olduğunu bilmesek yiyicez yani bütün kimlikleri kabul eden bir siyasi oluşum nasıl faşist oluyor onuda anlamış değilim.
Sen değilmisin herkezi türk ölmaya çağıran tibet kim faşist:)
Ayrıca Arınç çok güçlü bir hatiptir,onu dinlemek bana herzaman zevk ve gurur vermişdir.Parçalamayı değil birleştirmeyi baskıları değil özgürlükleri askeri rejimleri değil sonuna kadar demokrasiyi savunmuşdur.Yüreğine sağlık Arınç

Serkan_Devrim
25.04.2006, 14:46
zaten varla yok arasılar. konuşturulmuyorlar doğru düzgün. merak etme partiniz tam anlamıyla bir kürt-islam partisi, ABD de yanınızda ohh değmeğin keyfine:ptespitleriniz ve söylemlerinizi beğenmeme rağmen her yazınızda kürt konusu can sıkıcıdır. AKP yi kürt partisi gösterme çabası kürt düşmanlığına yol açar. her milletin iyisi de kötüsüde vardır. bu tür söylemleri doğru bulmuyorum.
saygılar

duygugemisi
25.04.2006, 15:10
zaten varla yok arasılar. konuşturulmuyorlar doğru düzgün. merak etme partiniz tam anlamıyla bir kürt-islam partisi, ABD de yanınızda ohh değmeğin keyfine:p
Sevgili arkadaşım senin ne demek istediğini anlamış değilim.Keza sen bile farkında değilsin.Biliyorum bastırılmış duygularını açığa vurmak istiyorsun ama burası ne yeri ne de zamanı.Konuyla alakalı alakasız ağzına ne geliyorsa yazıp söylüyorsun.Faşist kelimesini ağzına sakız yapmışsın ama ikide bir Kürtlere laf atmaktan da geri kalmıyorsun.Sence bir tezatlık sözkonusu değil mi?Lütfen özellikle benim açtığım topikleri proveke etmekten vazgeçmeni ve iddianın ötesine geçmeyecek söylemlerde bulunmaktan da sakınmanı rica ediyorum.Saygılarımla

izmirksk
25.04.2006, 15:21
zaten varla yok arasılar. konuşturulmuyorlar doğru düzgün. merak etme partiniz tam anlamıyla bir kürt-islam partisi, ABD de yanınızda ohh değmeğin keyfine:p
abd yıllar boyu Türkiye de faşistleri destekledi(sizin gibi düşüncede olanları :p )yine destekleyeceği o olur..
akp gibi yurttaşları arasında ayrım yapmayanları desteklemez....Anlaşılıyor ki ülkede düzen ve istikrar için akp yi desteklemek gerekecek galiba..aksi takdirde meydan türkçü faşistlere kalacak..bu ülkede vatandaşlarını ırkından dolayı ayırmayacak bir partiye ihtiyaç var..şimdilik akp görünüyor sadece....
tabi oy verirmiyim bilmem:)elim hep sola alışmış:)nede olsa sol değerleri benimsiyorum ama akp nin kimi noktalarda soldan daha sol politikalarıda oluyor..tebrik ederim onları..
akp ye kürt-islam partisi demek ya bilgisizlik yada saygısızlıktır.zaten akp böyle bir yola girerse kaybeder..akp hiç bir ırkın partisi olmamalıdır..türkiyenin partisi olmalıdır..benim tanıdığım yüzlerce akp li arasında tek bir kürt yok...türk olan ve bu kimliklerini saklamayan insanlar..yani kürt-islam partisi demek akp ye iftiradır..gerçi bu zamanda yapılabilecek tek şeyde bu şimdilik iftira ve yalanla durdurabilir belki bu parti..oda faşistlerin yapabileceği en iyi şey..
dediğim gibi akp nin büyük çoğunluğu türklerden oluşur..ve bunlara kürt-islamcı demek iftiradır(yalnız akp li olan türk kökenliler genelde sağduyuludur..yani kürtleri kürt olarak kabul ederler..bu yüzden aynı çatı altında birleşirler...akp li olmayabiliriz ama insanlara iftira atmamalıyız..

istanbul60
26.04.2006, 00:07
Bülent Arınçada, Hükümete, Hiç bir Milletvekillerenide güvenmiyorum. SAdece Bu ülkeyi yöneten birileri oldukları için saygı duyuyorum.

Bu yazının tartışılacak bir yanı yok, alıntı almazsanız iyi olur.

Saygılar

duygugemisi
26.04.2006, 19:39
Bana göre Bülent Arınç'ın söyledikleri Türkiye'nin düğümlenmiş,kemikleşmiş sorunlarıdır.İşin ilginç tarafı bunun Arınç tarafından dile getirilmiş olmasıdır.Ama sonuçta bunu dile getirmek bile yürek istiyor.Arınç'ı bu cesareti gösterdiği için tekrar kutluyorum..Saygılarımla

Haci
26.04.2006, 20:28
Bana göre Bülent Arınç'ın söyledikleri Türkiye'nin düğümlenmiş,kemikleşmiş sorunlarıdır.İşin ilginç tarafı bunun Arınç tarafından dile getirilmiş olmasıdır.Ama sonuçta bunu dile getirmek bile yürek istiyor.Arınç'ı bu cesareti gösterdiği için tekrar kutluyorum..Saygılarımla

Arınç kutlanılması gerekn bir şahıs değildir..Kökeni azılı şeriatçılara dayanır..28 Şubat post modern darbesinden hiç yara almadan korunmasını bilmiş ve için için Atamızın Kurmuş olduğu laik düzene kinini saklamıştır..
Halen bu kinini üstü kapalı kusmaktadır..Amerikalı bir diplomatı makamına davet ettiğinde Bülent Arınç'ın eşi diplomatla toklaşmayıp elini göğsüne vurması Amerikada büyük rezalete yol açmıştı..Atamızın kurduğu Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler dergahı olamaz..

Gülseren58
26.04.2006, 20:49
Arkadaşlar, bir de nelerin söylediğine değil, kimlerin söylediğine bakalım. Unutmamak gerekir ki, bu kişiler istedikleri herşeyi yapmaya muktedir olurlarsa, ilk zararı bizler görürüz.
Elbette YÖK uygulamasına katılmak elde değil ama bu şatafatlı demokrasi dersini verenlerin tüm sistemi ele geçirdikleri vakit bir de bakmışsınız ki, YÖK'ü bile arar olmuşuz.

Gülseren58
26.04.2006, 20:54
Gençken Fransız Kültür Merkezinde Fransızca dersleri alıyordum. Fransızca öğretmenimiz (kendisi Fransızdı) dindar bir kadındı ve her haliyle tutucu olduğunu da belli ediyordu. Neyse, bir gün bir konuşma sırasında bizlere " Demokrasi kolay elde edilen bir sistem değildir. Ama asıl zor olanı onu elde tutmaktır" dedi. Kuşkusuz bu sözler bir düşünüre ait ve çok doğru sözler. Bizler henüz demokratik bir düzeni elde edemedik. Sn. Arınç'ın da içinde bulunduğu hükümet bugünlerde seçim telaşıyla kısa süre önce meclisten geçirdikleri yasalar üzerinde değişiklik yapmayı ve zaten az olan demokratik hakları kısıtlamayı amaçlıyorlar. Bunların derdi belli. Türbana özgürlük ama sadece ona özgürlük. Türban da onların siyasi bayrağı zaten.

manifesto
26.04.2006, 22:36
Arkadaşlar, bir de nelerin söylediğine değil, kimlerin söylediğine bakalım. Unutmamak gerekir ki, bu kişiler istedikleri herşeyi yapmaya muktedir olurlarsa, ilk zararı bizler görürüz.
Elbette YÖK uygulamasına katılmak elde değil ama bu şatafatlı demokrasi dersini verenlerin tüm sistemi ele geçirdikleri vakit bir de bakmışsınız ki, YÖK'ü bile arar olmuşuz
Korku manifestosu kurulu düzenin propagandaları işe yarıyor demek.
Bu insanlar öcü değil bu ülkede büyüdüler,neymiş sizin zarar göreceğiniz şeyler.
Baş açık gezmek ise zaten size bugüne karışan oldu mu? Nedir korku, hıımm iran olmak istemiyoruz diyecekseniz biz ne zaman iran olduk ki yarında iran olalım???? Demokrasi adına söylediği sözlere sahip çıkacağınıza korku ile hareket ediyorsunuz, unutmayın mağdur olan şuan sizler değilsiniz bana dokunmayan yılan bin yaşasın derseniz bir bakmışsınız o yılan sizede tıslamaya başlar.Hakları sizler lutfetmiyceksiniz hak sahipleri alacak.
Bunların derdi belli. Türbana özgürlük ama sadece ona özgürlük. Türban da onların siyasi bayrağı zaten
???Siyasi bayrak demek ,zaten beyinlerinize kazınmış bu yapacak birşey yok.
Yarın türban dışında bir örtü ile karşınıza çıksalar sanki buyurun diyeceksiniz.Zihinlerdeki türbanla kim mücadele edecek???

tibet
27.04.2006, 12:16
arınç da ahmet necdet sezer 'de hatalı bu konuda. sezer son derece militarist bir liaklik anlayışının savunuculuğunu yaptı ve ortamı gerdi. bir de sanki türkiyenin tek sorunu laiklişmiş gibi bir derdi var ve ne yazıkki bu tavrı AKP ye ve tüm cumhuriyet düşmanlarına oy kazandırıyor. AKP liler de bundan gayet memnunlar. ancak şunu da göz ardı etmemek lazım ki arınç 'ın yaptığı şey bir demokrasi manifestosu değildir. herşeyden önce demokrasiyi kendi içine sindirememiş bir insan arınç. eski tavırları gayet net biliniyor. ve konuşması da en az sezer'inki kadar ortamı gereksiz yere gerecek nitelikteydi. seçimler yaklaştığı için oy toplamaya çalışıyor belki de. ayrıca konuşmasında hiçbir demokratik cümle yoktu. tamamen militarist bir islamcılık anlayışı vardı. zaten AKP nin icraatlarıda bunun bir yansıması. demokrasi demokrasi diye bağırıp el altından malı götürenler, kadrolaşanlar iskenderpaşa dergahından icazet alanlar demokrat olamazlar zatrn

redyellow
27.04.2006, 14:28
Türban da onların siyasi bayrağı zaten.

"TÜRBAN da onların siyasi bayrağı"

Yüzde yüz katılıyorum.

"TÜRBAN" kelimesi, başörtüsü düşmanlarının, tesettür düşmanlarının siyasi bayrağı olmuştur.

İslam diyemeyenler, başörtüsü diyemeyenler, tesettüre düşmanız diyemeyenler "TÜRBAN"ı kendilerine siyasi bayrak olarak kullanmaktadırlar.

Haci
27.04.2006, 14:56
"TÜRBAN da onların siyasi bayrağı"

Yüzde yüz katılıyorum.

"TÜRBAN" kelimesi, başörtüsü düşmanlarının, tesettür düşmanlarının siyasi bayrağı olmuştur.

İslam diyemeyenler, başörtüsü diyemeyenler, tesettüre düşmanız diyemeyenler "TÜRBAN"ı kendilerine siyasi bayrak olarak kullanmaktadırlar.
O hald esorun nerede..
Türban siyası simgedir..Bunu bilmeyen yok zaten..;İslamcılar türbanı kendilerine bir mili kimlik olarak görmüşlerdir ki halen öyle.

redyellow
27.04.2006, 15:10
Arınç kutlanılması gerekn bir şahıs değildir..Kökeni azılı şeriatçılara dayanır..28 Şubat post modern darbesinden hiç yara almadan korunmasını bilmiş ve için için Atamızın Kurmuş olduğu laik düzene kinini saklamıştır..
Halen bu kinini üstü kapalı kusmaktadır..Amerikalı bir diplomatı makamına davet ettiğinde Bülent Arınç'ın eşi diplomatla toklaşmayıp elini göğsüne vurması Amerikada büyük rezalete yol açmıştı..Atamızın kurduğu Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler dergahı olamaz..

Bülent Arınç'a olan kininizi gayet güzel anlatmışsınız, tebrik ederim.

Demek Bülent Arınç'ın eşi Amerikalı bi diplomatla tokalaşmamış ve rezalet olmuş haaa....

vah vah.. ne kadar büyük bir rezalet gerçekten.

kınıyorum sayın arınçın eşini.

elin amerikalısıyla niye tokalaşmazsın, bak tokalaşmadın ülke geriye gitti, laiklik irtifa kaybetti, hatta ülkemiz uzaya astronot gönderecekti senin yüzünden iptal oldu.

tüh yazık olmuş hakkaten!!!

redyellow
27.04.2006, 15:23
O hald esorun nerede..
Türban siyası simgedir..Bunu bilmeyen yok zaten..;İslamcılar türbanı kendilerine bir mili kimlik olarak görmüşlerdir ki halen öyle.

sorun şurda:

İslam düşmanı, başörtüsü düşmanı, tesettür düşmanı oldukları halde bunu açıkca dile getiremeyenlerin "türban siyasi simgedir" demesindedir.

Açıkca çıksınlar ve biz İSLAM DÜŞMANIYIZ desinler, hiç bir sorun kalmayacak.

Resmen takiyye yapıyorlar.

Ayrıca diyelimki türban siyasi simge, eee ne olmuş.

üniversitelerde siyasi simgeler yokmu?

üniversite kampüslerine girin bi bakın, TKP'nin, İP, veya diğer siyasi bir çok kuruluşun afişleri yer almıyormu?

İslam düşmanları TAKİYYE yapmasınlar sorun kalmaz.

Haci
27.04.2006, 15:24
Bülent Arınç'a olan kininizi gayet güzel anlatmışsınız, tebrik ederim.

Demek Bülent Arınç'ın eşi Amerikalı bi diplomatla tokalaşmamış ve rezalet olmuş haaa....

vah vah.. ne kadar büyük bir rezalet gerçekten.

kınıyorum sayın arınçın eşini.

elin amerikalısıyla niye tokalaşmazsın, bak tokalaşmadın ülke geriye gitti, laiklik irtifa kaybetti, hatta ülkemiz uzaya astronot gönderecekti senin yüzünden iptal oldu.

tüh yazık olmuş hakkaten!!!


Uslubunuz çok yanlış.Laiklikten bahsediyoruz biz. İlk önce medeni olmayı öğrenmeliyiz..
Saygılar

redyellow
27.04.2006, 15:29
Uslubunuz çok yanlış.Laiklikten bahsediyoruz biz. İlk önce medeni olmayı öğrenmeliyiz..
Saygılar
Sizin uslübünüz harika, ve gerçekten sizden medeni olma konusunda öğreneceğimiz çok şey var!

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı hakkında yazdığınız yazı:

Arınç kutlanılması gerekn bir şahıs değildir..

Kökeni azılı şeriatçılara dayanır..

28 Şubat post modern darbesinden hiç yara almadan korunmasını bilmiş ve için için Atamızın Kurmuş olduğu laik düzene kinini saklamıştır..

Halen bu kinini üstü kapalı kusmaktadır..


dedim ya, sizden öğreneceğimiz baya medeni kelimeler var!

duygugemisi
27.04.2006, 15:44
sorun şurda:

İslam düşmanı, başörtüsü düşmanı, tesettür düşmanı oldukları halde bunu açıkca dile getiremeyenlerin "türban siyasi simgedir" demesindedir.

Açıkca çıksınlar ve biz İSLAM DÜŞMANIYIZ desinler, hiç bir sorun kalmayacak.

Resmen takiyye yapıyorlar.

Ayrıca diyelimki türban siyasi simge, eee ne olmuş.

üniversitelerde siyasi simgeler yokmu?

üniversite kampüslerine girin bi bakın, TKP'nin, İP, veya diğer siyasi bir çok kuruluşun afişleri yer almıyormu?

İslam düşmanları TAKİYYE yapmasınlar sorun kalmaz.
Değerli arkadaşım sana kısmen katılmıyor değilim.Çünkü "türban siyasi bir simgedir" diyenlerin çoğu aynı zamanda İslama da karşıdır.Bir bakıma takiyye diyebiliriz.Ben diyorumki herkes istediği şekilde giyinebilir ve buna müdahale edilerek hak ile özgürlükler kısıtlanmamalı..Teşekkür ederim

tibet
28.04.2006, 00:03
o zaman hıristyanlar da üniversitelerde cüpeyle dolaşsın bari:p

manifesto
28.04.2006, 00:12
Türban siyası simgedir..Bunu bilmeyen yok zaten..;İslamcılar türbanı kendilerine bir mili kimlik olarak görmüşlerdir ki halen öyle.
Evet bu masalı bilmeyen yok zaten.Dinin emirleri nezamandan beri siyasi simgelere dönüştü???Sizi okus pokusçular sizi.
Yarın sanki bir bacımız başını türbanla değilde geleneksel tarzda kapatıp girse yada osmanlıda ki peçe benzeri bir şekilde örtüp girse sanki içeri alıcaklar. İnsan köylü gibi giyinince fazilet kazanacak sanki.Neymiş onlar bizim babaannemiz gibi örtünmüyorlar:)eee sende öyle örtünmüuorsun. Senin babaannene benzemek zorunda mı bu gençler.???
Türban=Moda , yani bayanlar örtünerek de modayı takip edebilir
Ama anti-türban ve türbansavar çephenin kimler tarafından oluşturulduğunu bilmek beni rahatlatıyor.Gürüzcü ve Teziçci cunta...

redyellow
28.04.2006, 09:03
o zaman hıristyanlar da üniversitelerde cüpeyle dolaşsın bari:p

tipik bir başörtüsü düşmanı mantığı.

hristiyanların sokakta cüppe giymeleri hristiyan dinine göre gerekli bi şeymiki böyle yazıyorsun. cüppye giymek hristiyanların dini inançları gereğimidir?

Ama başörtüsü takanlar bunun Allah'ın emri, inançlarının gereği olduğu için takıyorlar.

ve Allahın emride sokaktada, üniversitede, kamusal alandada her yerde geçerlidir.

başörtüsünün Allah'ın emri olduğuna sen inanırsın veya inanmazsın bu seni bağlar, ama başkası buna inanıyorsa ona ancak saygı duyulur.

verdiğiniz örnek kelalaka bir örnek olmuş, üzgünüm.

tibet
28.04.2006, 10:42
tipik bir başörtüsü düşmanı mantığı.

hristiyanların sokakta cüppe giymeleri hristiyan dinine göre gerekli bi şeymiki böyle yazıyorsun. cüppye giymek hristiyanların dini inançları gereğimidir?

Ama başörtüsü takanlar bunun Allah'ın emri, inançlarının gereği olduğu için takıyorlar.

ve Allahın emride sokaktada, üniversitede, kamusal alandada her yerde geçerlidir.

başörtüsünün Allah'ın emri olduğuna sen inanırsın veya inanmazsın bu seni bağlar, ama başkası buna inanıyorsa ona ancak saygı duyulur.

verdiğiniz örnek kelalaka bir örnek olmuş, üzgünüm.


yapılan kamuoyu yoklamalarına göre başörtüsü takanlar diğer dini emirleri yerine getirmediklerini söylüyorlar. ayrıca camilerde cuma hutbelerinde eylem yapmak ve bu işi bir siyasi propaganda malzemesi olarak kullanmak kabul edilemez. ikinci olarak asıl ayrımcılığı asıl düşmanlığı bugün dinciler yapmaktadır. AKP başta olmak üzere hepsi başı açık olan insanları görevlerinden azlediyor atıyorlar. bizzat antalyadaki turizm müdürlüpğünde neler yaşandığını biliyorum. pek çok kişi sırf başları açık diye ve modern giyindikleri için işten çıkarıldı. özgürlüklerden asıl korkanlar bu yobaz kesim

manifesto
28.04.2006, 11:06
yapılan kamuoyu yoklamalarına göre başörtüsü takanlar diğer dini emirleri yerine getirmediklerini söylüyorlar
Yalanın kuyruklusu o bahsini ettiğin araştırmayı keşke buraya aktasaydın ama ben sana başka bir araştırma aktarayım.

Milliyetin yaptırdığı türban anketi;

Türbanı Laiklik karşıtlığının simgesimidir:%70 HAYIR
Evet Simgesidir diyenler :%19
CHP li seçmende hadi evet laiklik karşıtı siyasi simgedir diyenlerin oranı %45 dir.
Yani CHP Seçmeninin yarısı aksi görüşte.
Başınızı örtüyormusunuz %62 EVET
Neden kapanıyorsunuz sorusuna %63.4'ü inançlarımdan dolayı diyor.
Bu oran üniversitelilerde ise %100
%19.2 Geleneklerimden dolayı örtünüyorum
%13.3 alışkanlıkdan dolayı
%4.3 ise eşim istediği için diyor.
Halkın yüzde 56’sı resmi tören ve davetlere, devlet büyüklerinin eşlerinin türbanla katılmasını doğru buluyor; yüzde 44’ü ise yanlış, diyor

Kafdan konuşmamak lazım isteyen bu anketi milliyette bulabilir
ayrıca camilerde cuma hutbelerinde eylem yapmak ve bu işi bir siyasi propaganda malzemesi olarak kullanmak kabul edilemez
Camiiye cumaya gittinmiki bunu burada uyduruyorsun?Ben bugüne kadar hiçbir hutbede arkadaşlar sokağa çıkıp protesto edelim diye birşey duymadım.
Ama anlıyorum zannınca camiiler siyasete alet edilmeliki eleştirilsin
ikinci olarak asıl ayrımcılığı asıl düşmanlığı bugün dinciler yapmaktadır. AKP başta olmak üzere hepsi başı açık olan insanları görevlerinden azlediyor atıyorlar.
E yufff yani:) kim başı açık olduğundan dolayı görevden azledil mişş:) Bir örnek versene bana!!! Ama ben sana başı kapalı olduğu için müdürlükden atılan atanmayan birsürü örnek vereyim.
pek çok kişi sırf başları açık diye ve modern giyindikleri için işten çıkarıldı. özgürlüklerden asıl korkanlar bu yobaz kesim
En iyi savunma saldırıdır:) Sana hak veriyorum ama yanlış kaleye hücum ediyorsun.

redyellow
28.04.2006, 11:13
bizzat antalyadaki turizm müdürlüpğünde neler yaşandığını biliyorum. pek çok kişi sırf başları açık diye ve modern giyindikleri için işten çıkarıldı.

turizm müdürlüğü 657 ye tabidir, yani devlet memurudur. nasıl işten çıkarılıyorlar?

hemde başları açık diye:p

belkide başları açık diye işten atılanların yerlerine de çarşaflı memurlar başlamıştır, ha ne dersin:p

Naci
28.04.2006, 12:24
bülent arınçsız gündem olmayacak galiba, bugün kü haberi gördünüz mü

Meclis komisyon başkanlarına tahsis edilen 16 yeni araca TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın baş harflerini içeren BA plakaları takıldı. CHP plakalara tepki gösterdi.

CHP'li vekil Muharrem İnce "BA, Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın isim ve soyadının kısaltmasıdır. Böyle şey diktatör rejimlerde bile görülmemiştir" dedi.

Meclis araçlarının plakası 'BA'

Meclis komisyon başkanları için alınan 16 makam aracına BA plaka takılması CHP'yi kızdırdı. CHP'li İnce, "BA 'Bülent Arınç' anlamında" dedi.

TBMM Başkanlığı'nın, komisyon başkanlarının makam araçlarını yenilemesi, beklenmedik bir tartışma başlattı. CHP, komisyon başkanları için alınan 16 yeni araca "BA" harflerinden oluşan sivil plaka takılmasına itiraz ederek bunun Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın, isim ve soyadını sembolize ettiğini öne sürdü. Meclis Başkanlığı ise "BA'nın Bülent Arınç'ı ifade etmesi gibi bir anlam kimsenin aklına gelmemiştir. Meclis Başkanının çok değerli olan adlarının bu tarzda magazin gündemi yapılması hoş olmamaktadır" diye açıklama yaptı. Milli Eğitim Komisyonu'nun
dün yapılan toplantısında CHP'li Muharrem İnce yeni makam araçlarına BA plaka takılmasına dikkat çekti. İnce, "BA. Yani Bülent Arınç. Bu diktatörlüklerde bile görülmedi. Arınç, kendi emekli maaşını da 6.5 milyar liraya çıkardı. İlk kez bir meclis başkanı milletvekillerinden farklı maaş alacak" dedi. İnce, daha önce de Milli Eğitim Bakanlığı araçlarına "AK" plaka takıldığını hatırlattı.

'LÜTFEN BİNMEYİN'

İnce, daha sonra da Komisyon Başkanı Tayyar Altıkulaç'a, "Uzun süredir komisyonda birlikte çalışıyoruz. Sizi tanırız. Lütfe BA plakalı araca binmeyin. Yoksa sizinle ilgili görüşlerimiz de değişecek" dedi. Altıkulaç da, "Tesadüf olamaz mı? Biz de plakayı değiştiririz" yanıtını verdi. CHP'li Berhan Şimşek de, "Devleti şirket gibi yönetmeye kimsenin hakkı yok. Burası TBMM A.Ş değil. BA plaka kullanılamaz" diye tepkisini dile getirdi. Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ise, Ankara'da plakalardaki harf sırasının "BA"ya geldiğini, yeni alınan araçlara bu plakanın verildiği söylediler.

manifesto
28.04.2006, 12:31
Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ise, Ankara'da plakalardaki harf sırasının "BA"ya geldiğini, yeni alınan araçlara bu plakanın verildiği söylediler.
E bu yaygara niye:) yani siyaset ve muhalefet yapıcam diye insanlar şekilden şekile giriyor,Arınç da onlara "bakın plakalar BA lı olsun yoksa almam demiş":)
ee en iyi savunma saldırıdır saldır,ya o plakalar sökülecek yada o plakalar sökülecek:) ne diyelim buda plaka manifestosu olsun

Naci
28.04.2006, 12:40
Bugünkü milliyet gazetesinde de bir bülent arınç karikatürü var, bakın isterseniz, (haslet soyöz çizmiş)

www.milliyet.com.tr/2006/04/28/cizer/index.html

manifesto
28.04.2006, 12:48
:) Bu adamlardan başka ne beklenir ki dervişin fikri ne ise zikride o olurmuş.
Şimdiye kadar bir problem yoktu ama arı kovanına çomak soktun mu işte böyle üşüşürler.
En garibime giden de ne oluyor biliyormusunuz bütün dünyada sol ve sosyalist yapılar devrimci ve özgürlükçü bir yapıya sahiptirler ve statükocu tutucu ve muhafazakar siyasetin karşısındadırlar ama türkiyede işlem tersden işliyor:)
Yani sol statikoya öyle bir yapışmışki zamklanmış sanki , ak parti özgürlük demokrasi diyor karşısında sol var, yani burada millet sağını solunu bile şaşırmış:)