iyidost69
26.04.2006, 09:23
Takiye zarından namlu zoruna
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak sınır hattı üzerinde başlattığı harekât, PKK'ya karşı topyekûn bir savaş kararlılığının ihtar işaretlerini taşıyor. Olası bir savaşın çapı, yoğunluğu ve süresi konusunda fikir sahibi olmak için, ne askerlik yapmışlık gerekiyor, ne de ilmini okumuşluk. Sağlam bir mantık ve karşılaştırma yetiyor:
Büyük Britanya İmparatorluğu ordusu, hava, kara ve deniz kuvvetleriyle toplam 205 bin mevcutludur...
ABD ve müttefikleri, Irak'ı 176 bin askerle işgal etti...
Şu anda Türkiye'nin sınır toprakları ve stratejik bölgelere konuşlandırdığı asker sayısı 200 bine yaklaştı ve sevkiyatın 240 bine ulaşacağına dair haberler, TSK tarafından yalanlanmadı.
Bu demektir ki dünyanın en büyük beş ordusundan biri olan TSK, mevcudunun hemen hemen yarısını Irak sınır bölgesine sevketmekte ve böylece, halen dünyanın yoğunluk açısından en yüksek mevcutlu askeri gücü, Türkiye'nin güneydoğusunda toplanmaktadır.
TSK'nın, sadece dünyanın en büyük beşinden biri değil, en disiplinli iki ordusundan biri (diğeri İngilizdir) ve gerek deneyim, gerekse savaşçılık yeteneğinde "en"lerin ilki olduğu, tarafsız anlamda bir gerçektir.
Bütün bu veriler alt alta sıralanınca, Türkiye'nin güneydoğu bölgesi ve Irak sınırında henüz "gözdağı" aşamasındaki savaşın da gerek hedef, gerekse çapta büyük olacağının yanısıra, olağandışı bir kararlılık sergilediği açıktır!
Bu yazının konusu, esas olarak bu kararın nasıl alındığı, bu kararlılığa nasıl varıldığıdır. Naçizane bendenizi, göze alınan manevi ve maddi bedelin büyüklüğüne bakarak, işte bu kararlılığın siyasal boyutu ilgilendiriyor.
Hükümetin, önce Şemdinli, ardından Diyarbakır'da yapılan kalkışma provalarının, iç savaş emareleri gösterecek biçimde civar yörelere sıçramalarına rağmen, "Kimse olağanüstü hal beklemesin!" dediği bir bölgede böylesi bir savaşa hazırlanmak... Kuşkusuz AKP'nin iradesine bağlı bir karar değildir.
AKP hükümetinin, ABD'den Kuzey Irak'ta yeniden palazlanma olanağı bulan PKK'ya karşı önlem almasını ve Türkiye'ye sızan teröristler konusunda yıllardır, aylardır istihbarat talep ettiğini hepimiz biliyoruz. Kös dinlendiğini de biliyoruz.
Amerikalıların, bugüne kadar AKP hükümetine reddettiği -en azından- istihbarat desteğini, şimdi bölgede 200 bini aşkın asker mevzilendikten sonra Türkiye'ye verdiğini hem de Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice gibi önemli bir ağızdan, daha doğrusu şahin gagasından açıklaması...
Başka bir deyişle, diplomatik lisanı münasiple sallamadığı selamı, lisanı harp nizamına çakması, Türkiye'den beklentilerini uzun süredir uzaklaştığı AKP iktidarından artık açıkça çözüp, TSK'ya bağladığının kanıtıdır.
Eğer yorumda yanılmıyorsam, böyle bir kanıt, önümüzdeki süreçte ABD'nin Türkiye'de sivil iktidardan çok, askerin sözü geçeceğini varsaydığını ve bu durumu kabullendiğini de gösterir!
Son zamanlarda Amerikan basınında yer alan AKP'ye yönelik "devleti İslamlaştırma" eleştirileri ve hükümetin yıkmaya çalıştığı laik rejime, hatta Atatürkçülüğe ilişkin övgüler, zaten böyle bir gidişatın ilk işaretleriydi.
Ancak ABD'nin kendisine bağladığı umutları birinci Irak tezkeresi, derken "terörist devlet İsrail", ardından Hamas'ın ziyareti, Amerikan düşmanlığını artık gizleyemeyen tabanı vb. ile boşa çıkaran AKP'yi gözden çıkarmasına karşın askere attığı palamar, TSK'nın ABD güdümüne girdiği anlamına, bence gelmemektedir.
Eğer yanılmıyorsam, ABD dün Kuzey Irak'ta kafasına çuval geçirdiği Türk askerine bugün istihbarat veriyorsa, TSK ona değil, kendisi TSK'ya "mecbur" kaldığı, bükemediği bileği öpmek içindir.
Türkiye'nin güneydoğusu, İran'ın kuzeybatısına komşudur. PKK, Amerikan işgali ve desteğiyle oluşturulan Kuzey Irak Kürdistanı'nda "ikinci hayat"ına doğarken, yalnız Türkiye'yi vurmak için değil, İran'ı da tartaklamak, hatta tırtıklamak için yapılandı.
5 milyon Kürt'ün yaşadığı İran'da iki yıl önce kurulan "İran Kürdistanı'nda Özgür Yaşam Partisi" PEJAK, ağası PKK'ya doğrudan emir komuta zinciriyle bağlıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, güneydoğuya asker yığmaya başlamadan kısa süre önce, İran kendi kuzeybatısında PEJAK'a karşı düzenli ordu harekâtına başladı ve hatırlarsanız, Türkiye'ye de "Sen güneyden, ben kuzeyden" diye birlikte kıstırmayı önerdi PKK'yı.
İran kimdir?
ABD'nin şimdiki bir numaralı düşmanı ve yakın gelecekteki hedefi.
PKK nedir?
ABD'nin doğrudan desteklemese bile Türkiye ve İran'ı kaşısın, hatta kanatsın, ellerini oyalasın diye çaktırmadan gaz verdiği, her halükârda göz yumduğu bir terör örgütü, yararlı bir "parazit". Amerikalılar, PKK parazitini Kuzey Irak'taki oluşumun mayasına ya Kürdistan devletinin "resmi" hazmı kolaylaşsın diye katıyorlar ya da "değiş tokuş" neması olarak tutuyorlar ellerinde. Şahsen, üçüncü bir olasılık göremiyorum ben.
Şimdi, Condoleezza Rice'ın Türkiye'den henüz resmi destek istemese de İran'a olası bir saldırı konusunda "yoklama" yapmaya geldiği günlerde, TSK'nın İran ordusu ile eşgüdümlü olmasa bile tesadüfen karşılıklı dayanışma hallerinde PKK'ya karşı harekâta başlaması...
Aynı zamanda, ABD'ye kafa tutmaktır.
Türkiye, bu harekât ve bölgeye yığdığı, Irak'taki Amerikan işgal kuvvetlerinden daha büyük bir orduyla, NATO müttefiki ABD'ye: "Madem benim düşmanım PKK senin dostun olmasa bile düşmanın olmayabiliyor, senin düşmanın İran da benim dostum değilse de düşmanım olmayabilir..." diye fısıldamaktadır.
AKP hükümeti Rice'la ne görüşürse görüşsün, Kuzey Irak sınırındaki kararlılık gösterisi sivil değil, askeridir. Ve zaten bu mesajın en büyük avantajı, "takiyeciler" tarafından değil, askerler tarafından verilmiş olması, TSK'nın "gıllıgışsız" güvenilirliğidir.
Şöyle ki... ABD, Atatürk ilkelerine bağlı laik cumhuriyetçi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İran rejimini desteklemediğine, işbirliği yapsa bile model almadığına emindir!
Ama pejmürde görünümlü molla Ahmedinecad'ın resmini, Türk Cumhurbaşkanı'yla yan yana koyup, Yahudi düşmanı, ırkçı bir Orta Çağ meczubu İranlı'yı, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm ideallerini kişiliğinde taşıyan uygar, vakur devlet adamı Ahmet Necdet Sezer'e tercih edenlere, artık güvenmemektedir!
Başka bir deyişle ABD'nin inayetiyle iktidara gelenlerin, Washington'da imana gelip Ankara'da inkârı bitmiştir.
AKP iktidarının İslamcı gündemi, ABD'yi rahatsız etmezdi, etmemeliydi aslında. Ama AKP, dünyanın "Hıristiyan efendisi"nin yüzüne gülüp arkasından intizar ettiğini fazlasıyla belli etti.
Oysa TSK'nın son on yıldaki duruşunu şöyle bir gözden geçirecek olursanız, doğru yanlış, ülkesinin çıkarlarını nasıl görüyorsa ona göre davranan, nerede taviz verip nerede vermeyeceği belli, özüne sözüne güvenilir bir muhatap. Gerek donanım, gerek ittifak anlamında bağlı olduğu ABD'nin düşmanı değil, ama dostluğu da Türkiye'nin yararına gördüğü hizmetle sınırlı. Çuval olayını hazmetmiş değil, kızgınlığı sürüyor. Ancak çuval için yorgan yakmayacak ve intikam uğruna ülkesini tehlikeye atmayacak kadar da sağduyulu.
İşte bu ordu sevkiyat yapıyor güneydoğuya, bu ordu toplanıyor PKK'ya karşı ve ihtar çekiyor ABD'ye. Elbette bu muhatap ciddiye alınır.
Mine G. Kırıkkanat'tan -Vatan Gazetesi-
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak sınır hattı üzerinde başlattığı harekât, PKK'ya karşı topyekûn bir savaş kararlılığının ihtar işaretlerini taşıyor. Olası bir savaşın çapı, yoğunluğu ve süresi konusunda fikir sahibi olmak için, ne askerlik yapmışlık gerekiyor, ne de ilmini okumuşluk. Sağlam bir mantık ve karşılaştırma yetiyor:
Büyük Britanya İmparatorluğu ordusu, hava, kara ve deniz kuvvetleriyle toplam 205 bin mevcutludur...
ABD ve müttefikleri, Irak'ı 176 bin askerle işgal etti...
Şu anda Türkiye'nin sınır toprakları ve stratejik bölgelere konuşlandırdığı asker sayısı 200 bine yaklaştı ve sevkiyatın 240 bine ulaşacağına dair haberler, TSK tarafından yalanlanmadı.
Bu demektir ki dünyanın en büyük beş ordusundan biri olan TSK, mevcudunun hemen hemen yarısını Irak sınır bölgesine sevketmekte ve böylece, halen dünyanın yoğunluk açısından en yüksek mevcutlu askeri gücü, Türkiye'nin güneydoğusunda toplanmaktadır.
TSK'nın, sadece dünyanın en büyük beşinden biri değil, en disiplinli iki ordusundan biri (diğeri İngilizdir) ve gerek deneyim, gerekse savaşçılık yeteneğinde "en"lerin ilki olduğu, tarafsız anlamda bir gerçektir.
Bütün bu veriler alt alta sıralanınca, Türkiye'nin güneydoğu bölgesi ve Irak sınırında henüz "gözdağı" aşamasındaki savaşın da gerek hedef, gerekse çapta büyük olacağının yanısıra, olağandışı bir kararlılık sergilediği açıktır!
Bu yazının konusu, esas olarak bu kararın nasıl alındığı, bu kararlılığa nasıl varıldığıdır. Naçizane bendenizi, göze alınan manevi ve maddi bedelin büyüklüğüne bakarak, işte bu kararlılığın siyasal boyutu ilgilendiriyor.
Hükümetin, önce Şemdinli, ardından Diyarbakır'da yapılan kalkışma provalarının, iç savaş emareleri gösterecek biçimde civar yörelere sıçramalarına rağmen, "Kimse olağanüstü hal beklemesin!" dediği bir bölgede böylesi bir savaşa hazırlanmak... Kuşkusuz AKP'nin iradesine bağlı bir karar değildir.
AKP hükümetinin, ABD'den Kuzey Irak'ta yeniden palazlanma olanağı bulan PKK'ya karşı önlem almasını ve Türkiye'ye sızan teröristler konusunda yıllardır, aylardır istihbarat talep ettiğini hepimiz biliyoruz. Kös dinlendiğini de biliyoruz.
Amerikalıların, bugüne kadar AKP hükümetine reddettiği -en azından- istihbarat desteğini, şimdi bölgede 200 bini aşkın asker mevzilendikten sonra Türkiye'ye verdiğini hem de Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice gibi önemli bir ağızdan, daha doğrusu şahin gagasından açıklaması...
Başka bir deyişle, diplomatik lisanı münasiple sallamadığı selamı, lisanı harp nizamına çakması, Türkiye'den beklentilerini uzun süredir uzaklaştığı AKP iktidarından artık açıkça çözüp, TSK'ya bağladığının kanıtıdır.
Eğer yorumda yanılmıyorsam, böyle bir kanıt, önümüzdeki süreçte ABD'nin Türkiye'de sivil iktidardan çok, askerin sözü geçeceğini varsaydığını ve bu durumu kabullendiğini de gösterir!
Son zamanlarda Amerikan basınında yer alan AKP'ye yönelik "devleti İslamlaştırma" eleştirileri ve hükümetin yıkmaya çalıştığı laik rejime, hatta Atatürkçülüğe ilişkin övgüler, zaten böyle bir gidişatın ilk işaretleriydi.
Ancak ABD'nin kendisine bağladığı umutları birinci Irak tezkeresi, derken "terörist devlet İsrail", ardından Hamas'ın ziyareti, Amerikan düşmanlığını artık gizleyemeyen tabanı vb. ile boşa çıkaran AKP'yi gözden çıkarmasına karşın askere attığı palamar, TSK'nın ABD güdümüne girdiği anlamına, bence gelmemektedir.
Eğer yanılmıyorsam, ABD dün Kuzey Irak'ta kafasına çuval geçirdiği Türk askerine bugün istihbarat veriyorsa, TSK ona değil, kendisi TSK'ya "mecbur" kaldığı, bükemediği bileği öpmek içindir.
Türkiye'nin güneydoğusu, İran'ın kuzeybatısına komşudur. PKK, Amerikan işgali ve desteğiyle oluşturulan Kuzey Irak Kürdistanı'nda "ikinci hayat"ına doğarken, yalnız Türkiye'yi vurmak için değil, İran'ı da tartaklamak, hatta tırtıklamak için yapılandı.
5 milyon Kürt'ün yaşadığı İran'da iki yıl önce kurulan "İran Kürdistanı'nda Özgür Yaşam Partisi" PEJAK, ağası PKK'ya doğrudan emir komuta zinciriyle bağlıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, güneydoğuya asker yığmaya başlamadan kısa süre önce, İran kendi kuzeybatısında PEJAK'a karşı düzenli ordu harekâtına başladı ve hatırlarsanız, Türkiye'ye de "Sen güneyden, ben kuzeyden" diye birlikte kıstırmayı önerdi PKK'yı.
İran kimdir?
ABD'nin şimdiki bir numaralı düşmanı ve yakın gelecekteki hedefi.
PKK nedir?
ABD'nin doğrudan desteklemese bile Türkiye ve İran'ı kaşısın, hatta kanatsın, ellerini oyalasın diye çaktırmadan gaz verdiği, her halükârda göz yumduğu bir terör örgütü, yararlı bir "parazit". Amerikalılar, PKK parazitini Kuzey Irak'taki oluşumun mayasına ya Kürdistan devletinin "resmi" hazmı kolaylaşsın diye katıyorlar ya da "değiş tokuş" neması olarak tutuyorlar ellerinde. Şahsen, üçüncü bir olasılık göremiyorum ben.
Şimdi, Condoleezza Rice'ın Türkiye'den henüz resmi destek istemese de İran'a olası bir saldırı konusunda "yoklama" yapmaya geldiği günlerde, TSK'nın İran ordusu ile eşgüdümlü olmasa bile tesadüfen karşılıklı dayanışma hallerinde PKK'ya karşı harekâta başlaması...
Aynı zamanda, ABD'ye kafa tutmaktır.
Türkiye, bu harekât ve bölgeye yığdığı, Irak'taki Amerikan işgal kuvvetlerinden daha büyük bir orduyla, NATO müttefiki ABD'ye: "Madem benim düşmanım PKK senin dostun olmasa bile düşmanın olmayabiliyor, senin düşmanın İran da benim dostum değilse de düşmanım olmayabilir..." diye fısıldamaktadır.
AKP hükümeti Rice'la ne görüşürse görüşsün, Kuzey Irak sınırındaki kararlılık gösterisi sivil değil, askeridir. Ve zaten bu mesajın en büyük avantajı, "takiyeciler" tarafından değil, askerler tarafından verilmiş olması, TSK'nın "gıllıgışsız" güvenilirliğidir.
Şöyle ki... ABD, Atatürk ilkelerine bağlı laik cumhuriyetçi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İran rejimini desteklemediğine, işbirliği yapsa bile model almadığına emindir!
Ama pejmürde görünümlü molla Ahmedinecad'ın resmini, Türk Cumhurbaşkanı'yla yan yana koyup, Yahudi düşmanı, ırkçı bir Orta Çağ meczubu İranlı'yı, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm ideallerini kişiliğinde taşıyan uygar, vakur devlet adamı Ahmet Necdet Sezer'e tercih edenlere, artık güvenmemektedir!
Başka bir deyişle ABD'nin inayetiyle iktidara gelenlerin, Washington'da imana gelip Ankara'da inkârı bitmiştir.
AKP iktidarının İslamcı gündemi, ABD'yi rahatsız etmezdi, etmemeliydi aslında. Ama AKP, dünyanın "Hıristiyan efendisi"nin yüzüne gülüp arkasından intizar ettiğini fazlasıyla belli etti.
Oysa TSK'nın son on yıldaki duruşunu şöyle bir gözden geçirecek olursanız, doğru yanlış, ülkesinin çıkarlarını nasıl görüyorsa ona göre davranan, nerede taviz verip nerede vermeyeceği belli, özüne sözüne güvenilir bir muhatap. Gerek donanım, gerek ittifak anlamında bağlı olduğu ABD'nin düşmanı değil, ama dostluğu da Türkiye'nin yararına gördüğü hizmetle sınırlı. Çuval olayını hazmetmiş değil, kızgınlığı sürüyor. Ancak çuval için yorgan yakmayacak ve intikam uğruna ülkesini tehlikeye atmayacak kadar da sağduyulu.
İşte bu ordu sevkiyat yapıyor güneydoğuya, bu ordu toplanıyor PKK'ya karşı ve ihtar çekiyor ABD'ye. Elbette bu muhatap ciddiye alınır.
Mine G. Kırıkkanat'tan -Vatan Gazetesi-