Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:23
Baba Mansur, Ocağı ve Doğu Anadolu’da Alevi İnancının Oluşumundaki Yeri
1. Giriş
Toplumların kültürel değerlerinin her bölümü saygıya değerdir ve bunlar vazgeçilmez değerlerdir. Bu değerler araştırılıp incelenmeli, üzerindeki tarihin unutturucu kalın örtüsü kaldırılmalıdır. Kısaca su yüzüne çıkarılmalıdırlar. Bu günümüz aydınlarının, yurtseverlerinin ve bilimsel çevrelerin kaçınılmaz görevidir. Bir yerde aydının, aydın olmasının gereği olarak toplumuna karşı olan sorumluluğunun bir gereğidir.
Doğallıkla toplumsal, kültürel değerler aydınlığa kavuşturulurken ve değerlendirilirken; gerçeklerle bağdaşmayan duygusallıkların, gereksiz kimlik arayışlarının ve tartışmalarının, kısır soy-sop çekişmelerinin dar çerçevesi içinde kalınmaktan kaçınmalıdır. Aksi durumda yapılacak toplumsal çalışmalar kültürel gelişmeyi ve toplumsal kaynaşmayı engelleyebilecektir. Ayrıca, bu durum ortaya çıkarılan değerlerin yanlış algılanmasına ve işlevselliğinin yok edilmesine neden olabilecektir. Ancak, bilimsel çalışmalar ve kültürel değerler, tarihsel gerçeklik temelinde ulusal, evrensel ve toplumsal boyutlarıyla ele alındıklarında beklenen insansal ve toplumsal yararı sağlayabileceklerdir.
Bu bakış yöntemiyle Baba Mansur’un tarihsel kişiliğine ve ocağının Anadolu Alevi inancının oluşmasındaki yerine, toplum üzerindeki etkinliğine baktık. Baba Mansur’u Anadolumuzda bin yıla yakındır varlığını sürdüren, kültürümüzü zenginleştiren ve Horasan erenleri yoluyla Asya’dan Anadolu’ya ulaşan, Anadolu coğrafyasında Alevi inancının oluşumuna katkı sunan bir değer olarak görüyor ve bu anlayışla üzerine eğilme gereğini duyuyor, ona bilim çevrelerinin dikkatini çekmek istiyoruz. Baba Mansur ve ocağı Doğu Anadolu, giderek Anadolu inanç-kültürünün oluşmasında önemli bir addır. Bir temel taştır.
Doğu’daki Alevi dede ocakları, İç Anadolu’da toplumsal ve siyasal koşulların bir sonucu olarak giderek “birincil şahsiyet” durumuna yükselen Hacı Bektaş’ın ötesinde, Anadolu’nun doğusunda, Hacı Bektaş’tan bağımsız birer Alevilik odakları olarak varlıklarını ortaya koymuş, Anadolu’daki kültürel ve inançsal yapılanmaya katkı sunmuşlardır. Anadolu’nun doğusundaki bu ocakların Hacı Bektaş Dergâhı’nı “mürşit” kabul etmeleri, onun çevresinde halkalaşmaları yakın yüzyılların ürünüdür. Başında bağımsız hareket edilmiştir. Özellikle doğudaki ocaklar ayrı hareket etmişlerdir. Birleşme ve bütünleşme İç Anadolu’da Pirevi’ne yakın çevrelerde olmuştur. Balkanlardaki dergâhlar da çoğunluk Pirevi’ne bağlı ve onun yörüngesindedirler. Dönemin ulaşım ve iletişim olanaksızlıklarının bir sonucu olarak; doğudaki ocakların Hacı Bektaş Dergâhı ile birleşmesi ve bütünleşmesi, onu “mürşit makamı” olarak kabul etmeleri ve çevresinde halkalaşarak kurumlaşmaları, yakın yüzyıllara kadar gecikmiştir.
İncelememizi olabildiğince tarihsel temellere oturtmaya, kıt da olsa kaynak ve belgelere inmeye, düşünce ve bilgilerimizi kaynak ve belgelere dayandırmaya ve yaşayış kesitlerini nesnel olarak yansıtmaya özen gösterdik. Doğallıkla, bunu tarih araştırmacılığının bir kaçınılmaz gereği olarak düşünüyoruz.
2. “Ata” ve “Baba” Adlarının Kaynağı ve Türk Kültüründe “Ata” Adının “Baba”ya Dönüşmesi
Anadolulaşan Baba Mansur, Yesevi çevresinde iken ve bu dönemini yansıtan kaynaklarda “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya coğrafyasında ve Şamanilik döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem-Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır. Anadolulaşıldıktan sonra “ata”, “baba”ya dönüşmüştür. Örneğin Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve töresiyle beslenen Alevilik-Bektaşilikte kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. O nedenle konu edindiğimiz Baba Mansur’un Asya’da iken adı Mansur Ata’dır.[1] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn1) Anadolu’da ayrıca “baba” yerine ve aynı anlamda “dede” sözü de kullanılacaktır.
“Baba” sözü, Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş tanrıçasıdır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, önderleri, aile yöneticilerini ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Ortadoğu ve Anadolu toplumları üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisinden kaynaklanıyor olmalıdır. “Baba”nın Anadolu’da kutsal anlama dönüşerek kullanılması, Sümer anlayışını yansıtmaktadır.[2] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn2)
3. Baba Mansur’un Tarihsel Kimliği
a) Baba Mansur’un Soyu ve Kimliği
Baba Mansur, Yesevi tarikatındadır. Yesevi dervişleri arasındadır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesidir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi M. 1197-98 (H. 594) olarak verilir.[3] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn3) Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğludur.
Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir.[4] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn4) Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte[5] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn5)
Uzun bir ömür süren Arslan Baba Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb”adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar”adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Hazini kendilerinin Baba Mansur, Seyyid Hasan ise Zengi Ata’nın soyundan geldiklerini yazarlar. Ahmed Yesevi’nin yerine ilk halifesi Mansur Ata / Baba Mansur geçer. Baba Mansur’un yerine ise oğlu Abdü’l- Melik Ata, ondan sonra da tarikatın başına Abdü’l- Melik’in oğlu Tac Hoca geçmiştir. Tac Hoca, 1199 / 1200 (H: 596) yılında ölmüştür. Ünlü Zengi Ata (ölm. M. 1258 / 59 - H. 566)’nın babasıdır. Tarikat içerisinde Harzemli Said Ata (ölm. M. 1218 / 19 - H. 615) ve Süleyman Hakim Ata (ölm. M. 1186 / 87 - H. 582) gibi bu aileden olamayan ünlü halifeler de vardır. Mansur Ata’dan sonra zaman zaman bu kişiler tarikatın başına gelirler. Zengi Ata, Ahmed Yesevi’nin üçüncü halifesi Süleyman Hakim Ata’nın mürididir. Zengi Ata da bu yola oldukça ünlenen müridler kazandıracaktır. Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata (ölm. M. 1302 / 03 - H. 702), Sadr Ata ve Bedr Ata bunlar arasındadır. Ahmed Yesevi’nin kurduğu Yesevilik Tarikatı’nın yol kütüğü Seyyid Ata ile Sadr Ata’yla sürecektir.[6] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn6)
1. Giriş
Toplumların kültürel değerlerinin her bölümü saygıya değerdir ve bunlar vazgeçilmez değerlerdir. Bu değerler araştırılıp incelenmeli, üzerindeki tarihin unutturucu kalın örtüsü kaldırılmalıdır. Kısaca su yüzüne çıkarılmalıdırlar. Bu günümüz aydınlarının, yurtseverlerinin ve bilimsel çevrelerin kaçınılmaz görevidir. Bir yerde aydının, aydın olmasının gereği olarak toplumuna karşı olan sorumluluğunun bir gereğidir.
Doğallıkla toplumsal, kültürel değerler aydınlığa kavuşturulurken ve değerlendirilirken; gerçeklerle bağdaşmayan duygusallıkların, gereksiz kimlik arayışlarının ve tartışmalarının, kısır soy-sop çekişmelerinin dar çerçevesi içinde kalınmaktan kaçınmalıdır. Aksi durumda yapılacak toplumsal çalışmalar kültürel gelişmeyi ve toplumsal kaynaşmayı engelleyebilecektir. Ayrıca, bu durum ortaya çıkarılan değerlerin yanlış algılanmasına ve işlevselliğinin yok edilmesine neden olabilecektir. Ancak, bilimsel çalışmalar ve kültürel değerler, tarihsel gerçeklik temelinde ulusal, evrensel ve toplumsal boyutlarıyla ele alındıklarında beklenen insansal ve toplumsal yararı sağlayabileceklerdir.
Bu bakış yöntemiyle Baba Mansur’un tarihsel kişiliğine ve ocağının Anadolu Alevi inancının oluşmasındaki yerine, toplum üzerindeki etkinliğine baktık. Baba Mansur’u Anadolumuzda bin yıla yakındır varlığını sürdüren, kültürümüzü zenginleştiren ve Horasan erenleri yoluyla Asya’dan Anadolu’ya ulaşan, Anadolu coğrafyasında Alevi inancının oluşumuna katkı sunan bir değer olarak görüyor ve bu anlayışla üzerine eğilme gereğini duyuyor, ona bilim çevrelerinin dikkatini çekmek istiyoruz. Baba Mansur ve ocağı Doğu Anadolu, giderek Anadolu inanç-kültürünün oluşmasında önemli bir addır. Bir temel taştır.
Doğu’daki Alevi dede ocakları, İç Anadolu’da toplumsal ve siyasal koşulların bir sonucu olarak giderek “birincil şahsiyet” durumuna yükselen Hacı Bektaş’ın ötesinde, Anadolu’nun doğusunda, Hacı Bektaş’tan bağımsız birer Alevilik odakları olarak varlıklarını ortaya koymuş, Anadolu’daki kültürel ve inançsal yapılanmaya katkı sunmuşlardır. Anadolu’nun doğusundaki bu ocakların Hacı Bektaş Dergâhı’nı “mürşit” kabul etmeleri, onun çevresinde halkalaşmaları yakın yüzyılların ürünüdür. Başında bağımsız hareket edilmiştir. Özellikle doğudaki ocaklar ayrı hareket etmişlerdir. Birleşme ve bütünleşme İç Anadolu’da Pirevi’ne yakın çevrelerde olmuştur. Balkanlardaki dergâhlar da çoğunluk Pirevi’ne bağlı ve onun yörüngesindedirler. Dönemin ulaşım ve iletişim olanaksızlıklarının bir sonucu olarak; doğudaki ocakların Hacı Bektaş Dergâhı ile birleşmesi ve bütünleşmesi, onu “mürşit makamı” olarak kabul etmeleri ve çevresinde halkalaşarak kurumlaşmaları, yakın yüzyıllara kadar gecikmiştir.
İncelememizi olabildiğince tarihsel temellere oturtmaya, kıt da olsa kaynak ve belgelere inmeye, düşünce ve bilgilerimizi kaynak ve belgelere dayandırmaya ve yaşayış kesitlerini nesnel olarak yansıtmaya özen gösterdik. Doğallıkla, bunu tarih araştırmacılığının bir kaçınılmaz gereği olarak düşünüyoruz.
2. “Ata” ve “Baba” Adlarının Kaynağı ve Türk Kültüründe “Ata” Adının “Baba”ya Dönüşmesi
Anadolulaşan Baba Mansur, Yesevi çevresinde iken ve bu dönemini yansıtan kaynaklarda “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya coğrafyasında ve Şamanilik döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem-Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır. Anadolulaşıldıktan sonra “ata”, “baba”ya dönüşmüştür. Örneğin Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve töresiyle beslenen Alevilik-Bektaşilikte kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. O nedenle konu edindiğimiz Baba Mansur’un Asya’da iken adı Mansur Ata’dır.[1] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn1) Anadolu’da ayrıca “baba” yerine ve aynı anlamda “dede” sözü de kullanılacaktır.
“Baba” sözü, Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş tanrıçasıdır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, önderleri, aile yöneticilerini ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Ortadoğu ve Anadolu toplumları üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisinden kaynaklanıyor olmalıdır. “Baba”nın Anadolu’da kutsal anlama dönüşerek kullanılması, Sümer anlayışını yansıtmaktadır.[2] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn2)
3. Baba Mansur’un Tarihsel Kimliği
a) Baba Mansur’un Soyu ve Kimliği
Baba Mansur, Yesevi tarikatındadır. Yesevi dervişleri arasındadır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesidir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi M. 1197-98 (H. 594) olarak verilir.[3] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn3) Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğludur.
Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir.[4] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn4) Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte[5] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn5)
Uzun bir ömür süren Arslan Baba Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb”adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar”adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Hazini kendilerinin Baba Mansur, Seyyid Hasan ise Zengi Ata’nın soyundan geldiklerini yazarlar. Ahmed Yesevi’nin yerine ilk halifesi Mansur Ata / Baba Mansur geçer. Baba Mansur’un yerine ise oğlu Abdü’l- Melik Ata, ondan sonra da tarikatın başına Abdü’l- Melik’in oğlu Tac Hoca geçmiştir. Tac Hoca, 1199 / 1200 (H: 596) yılında ölmüştür. Ünlü Zengi Ata (ölm. M. 1258 / 59 - H. 566)’nın babasıdır. Tarikat içerisinde Harzemli Said Ata (ölm. M. 1218 / 19 - H. 615) ve Süleyman Hakim Ata (ölm. M. 1186 / 87 - H. 582) gibi bu aileden olamayan ünlü halifeler de vardır. Mansur Ata’dan sonra zaman zaman bu kişiler tarikatın başına gelirler. Zengi Ata, Ahmed Yesevi’nin üçüncü halifesi Süleyman Hakim Ata’nın mürididir. Zengi Ata da bu yola oldukça ünlenen müridler kazandıracaktır. Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata (ölm. M. 1302 / 03 - H. 702), Sadr Ata ve Bedr Ata bunlar arasındadır. Ahmed Yesevi’nin kurduğu Yesevilik Tarikatı’nın yol kütüğü Seyyid Ata ile Sadr Ata’yla sürecektir.[6] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn6)