Orijinalini görmek için tıklayınız : Baba Mansur, Ocağı ve Doğu Anadolu’da Alevi İnancının Oluşumundaki Yeri


Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:23
Baba Mansur, Ocağı ve Doğu Anadolu’da Alevi İnancının Oluşumundaki Yeri
1. Giriş
Toplumların kültürel değerlerinin her bölümü saygıya değerdir ve bunlar vazgeçilmez değerlerdir. Bu değerler araştırılıp incelenmeli, üzerindeki tarihin unutturucu kalın örtüsü kaldırılmalıdır. Kısaca su yüzüne çıkarılmalıdırlar. Bu günümüz aydınlarının, yurtseverlerinin ve bilimsel çevrelerin kaçınılmaz görevidir. Bir yerde aydının, aydın olmasının gereği olarak toplumuna karşı olan sorumluluğunun bir gereğidir.
Doğallıkla toplumsal, kültürel değerler aydınlığa kavuşturulurken ve değerlendirilirken; gerçeklerle bağdaşmayan duygusallıkların, gereksiz kimlik arayışlarının ve tartışmalarının, kısır soy-sop çekişmelerinin dar çerçevesi içinde kalınmaktan kaçınmalıdır. Aksi durumda yapılacak toplumsal çalışmalar kültürel gelişmeyi ve toplumsal kaynaşmayı engelleyebilecektir. Ayrıca, bu durum ortaya çıkarılan değerlerin yanlış algılanmasına ve işlevselliğinin yok edilmesine neden olabilecektir. Ancak, bilimsel çalışmalar ve kültürel değerler, tarihsel gerçeklik temelinde ulusal, evrensel ve toplumsal boyutlarıyla ele alındıklarında beklenen insansal ve toplumsal yararı sağlayabileceklerdir.
Bu bakış yöntemiyle Baba Mansur’un tarihsel kişiliğine ve ocağının Anadolu Alevi inancının oluşmasındaki yerine, toplum üzerindeki etkinliğine baktık. Baba Mansur’u Anadolumuzda bin yıla yakındır varlığını sürdüren, kültürümüzü zenginleştiren ve Horasan erenleri yoluyla Asya’dan Anadolu’ya ulaşan, Anadolu coğrafyasında Alevi inancının oluşumuna katkı sunan bir değer olarak görüyor ve bu anlayışla üzerine eğilme gereğini duyuyor, ona bilim çevrelerinin dikkatini çekmek istiyoruz. Baba Mansur ve ocağı Doğu Anadolu, giderek Anadolu inanç-kültürünün oluşmasında önemli bir addır. Bir temel taştır.
Doğu’daki Alevi dede ocakları, İç Anadolu’da toplumsal ve siyasal koşulların bir sonucu olarak giderek “birincil şahsiyet” durumuna yükselen Hacı Bektaş’ın ötesinde, Anadolu’nun doğusunda, Hacı Bektaş’tan bağımsız birer Alevilik odakları olarak varlıklarını ortaya koymuş, Anadolu’daki kültürel ve inançsal yapılanmaya katkı sunmuşlardır. Anadolu’nun doğusundaki bu ocakların Hacı Bektaş Dergâhı’nı “mürşit” kabul etmeleri, onun çevresinde halkalaşmaları yakın yüzyılların ürünüdür. Başında bağımsız hareket edilmiştir. Özellikle doğudaki ocaklar ayrı hareket etmişlerdir. Birleşme ve bütünleşme İç Anadolu’da Pirevi’ne yakın çevrelerde olmuştur. Balkanlardaki dergâhlar da çoğunluk Pirevi’ne bağlı ve onun yörüngesindedirler. Dönemin ulaşım ve iletişim olanaksızlıklarının bir sonucu olarak; doğudaki ocakların Hacı Bektaş Dergâhı ile birleşmesi ve bütünleşmesi, onu “mürşit makamı” olarak kabul etmeleri ve çevresinde halkalaşarak kurumlaşmaları, yakın yüzyıllara kadar gecikmiştir.
İncelememizi olabildiğince tarihsel temellere oturtmaya, kıt da olsa kaynak ve belgelere inmeye, düşünce ve bilgilerimizi kaynak ve belgelere dayandırmaya ve yaşayış kesitlerini nesnel olarak yansıtmaya özen gösterdik. Doğallıkla, bunu tarih araştırmacılığının bir kaçınılmaz gereği olarak düşünüyoruz.
2. “Ata” ve “Baba” Adlarının Kaynağı ve Türk Kültüründe “Ata” Adının “Baba”ya Dönüşmesi
Anadolulaşan Baba Mansur, Yesevi çevresinde iken ve bu dönemini yansıtan kaynaklarda “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya coğrafyasında ve Şamanilik döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem-Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır. Anadolulaşıldıktan sonra “ata”, “baba”ya dönüşmüştür. Örneğin Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve töresiyle beslenen Alevilik-Bektaşilikte kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. O nedenle konu edindiğimiz Baba Mansur’un Asya’da iken adı Mansur Ata’dır.[1] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn1) Anadolu’da ayrıca “baba” yerine ve aynı anlamda “dede” sözü de kullanılacaktır.
“Baba” sözü, Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş tanrıçasıdır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, önderleri, aile yöneticilerini ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Ortadoğu ve Anadolu toplumları üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisinden kaynaklanıyor olmalıdır. “Baba”nın Anadolu’da kutsal anlama dönüşerek kullanılması, Sümer anlayışını yansıtmaktadır.[2] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn2)
3. Baba Mansur’un Tarihsel Kimliği
a) Baba Mansur’un Soyu ve Kimliği
Baba Mansur, Yesevi tarikatındadır. Yesevi dervişleri arasındadır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesidir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi M. 1197-98 (H. 594) olarak verilir.[3] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn3) Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğludur.
Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir.[4] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn4) Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte[5] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn5)
Uzun bir ömür süren Arslan Baba Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb”adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar”adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Hazini kendilerinin Baba Mansur, Seyyid Hasan ise Zengi Ata’nın soyundan geldiklerini yazarlar. Ahmed Yesevi’nin yerine ilk halifesi Mansur Ata / Baba Mansur geçer. Baba Mansur’un yerine ise oğlu Abdü’l- Melik Ata, ondan sonra da tarikatın başına Abdü’l- Melik’in oğlu Tac Hoca geçmiştir. Tac Hoca, 1199 / 1200 (H: 596) yılında ölmüştür. Ünlü Zengi Ata (ölm. M. 1258 / 59 - H. 566)’nın babasıdır. Tarikat içerisinde Harzemli Said Ata (ölm. M. 1218 / 19 - H. 615) ve Süleyman Hakim Ata (ölm. M. 1186 / 87 - H. 582) gibi bu aileden olamayan ünlü halifeler de vardır. Mansur Ata’dan sonra zaman zaman bu kişiler tarikatın başına gelirler. Zengi Ata, Ahmed Yesevi’nin üçüncü halifesi Süleyman Hakim Ata’nın mürididir. Zengi Ata da bu yola oldukça ünlenen müridler kazandıracaktır. Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata (ölm. M. 1302 / 03 - H. 702), Sadr Ata ve Bedr Ata bunlar arasındadır. Ahmed Yesevi’nin kurduğu Yesevilik Tarikatı’nın yol kütüğü Seyyid Ata ile Sadr Ata’yla sürecektir.[6] (http://alewiten.com/babamansur.htm#_edn6)

Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:24
b) Baba Mansur’un Etnik Konumu

Baba Mansur’un soyundan gelen Hazini kitabında kök dedeleri Arslan Baba’nın “siyah ırktan olduğunu” yazar. “Reşahat Tercümesi”nde Baba Mansur’un torunlarından Zengi Ata için “deve dudaklı zenci” olarak söz edilir. “Hakim Ata Kitabı”nda Zengi Ata’nın “Taşkent dağlarında sığır güden kalın dudaklı Zenci bir çoban” olduğu vurgulanır. Bu iki kaynakta da şeyhi Hakim Ata’nın ölümünden sonra dul kalan eşi Anber Ana ile evlenmek isteyen Zengi Ata bu siyahlığı ve çirkinliği nedeniyle yadırganır. Anber Ana, onun siyahlığını öne sürer. Ancak, “bir keramet nedeniyle” bu evliliği kabul eder. Bu kaynaklara dayanan Köprülü de Arslan Baba’nın “Arap”, torunu Zengi Ata’nın da bu soydan geldiği için “siyah tenli ve çirkin bir adam” olduğunu belirtir.[7]

Kaynaklara bakılırsa gerek Arslan Baba, gerekse oğlu Baba Mansur ve bu soydan gelen kişiler Türklere karşın siyah tenli, kalın dudaklı ve fiziki olarak çirkin görünümlüdürler. Kısaca, Baba Mansur soy olarak Arap’tır. Ama Türk bir çevrede ve Türklerin kurumlaştırdığı Ahmed Yesevi-Horasan tasavvuf okulunda yetişmiş; bu anlayışla kültürü, düşüncesi, inancı ve bilinci biçimlenmiştir. Buradan edindiği bilinçle Horasan erenleri arasına katılmış ve Türklüğün yeni oluşum merkezi olan Anadolu’nun yeniden yapılanmasında görev almıştır.

Baba Mansur’un babası Arslan Baba veya ataları Arabistan’dan Türkistan’a -o bilinen nedenle-, yani Ehlibeyt’ten olanlara Emeviler ve Abbasilar döneminde yapılan aşırı baskılar nedeniyle gelmiş olmalıdırlar. Baba Mansur Ehlibeyt’tendir. Anadolu’daki Baba Mansur Ocağı’nın kendilerini Oniki İmamların 5. si olan İmam Muhammed Bakır (676-735)’a bağlı görmeleri ve onun soyundan geldikleri bilgisini geleneksel yolla günümüze taşımaları, Baba Mansur’un köken olarak Arap oluşunun, Hz. Ali soyundan, yani İmam Bakır evlatlarından olduklarının kanıtıdır.

4. Baba Mansur’un Anadolu’ya Gelişi ve Bir Alevi Ocağı’nın Doğuşu

Bütün söylenceler ve özellikle Hacı Bektaş “Vilayetname”si Yesevi tasavvuf okulunda yetişen binlerce dervişin bu okul, diğer bir deyişle dergâh tarafından Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerine, özellikle Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gönderilmişlerdir. Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” olarak nitelediği bu Horasan erenleri, Türkistan-Harzem yöresinin Melami, Yesevi ve Kalenderi eğilimini almış kimselerdir. Türk / Türkmen boylarının başında, onlara önderlik ederek Anadolu’ya gelmişlerdir. Yine Anadolu’da bu boyların yerleşmeleri, üretime geçmeleri, çevreleriyle toplumsal ilişki yürütmelerinde onlara önderlik etmişlerdir. Türk toplumunun Anadolu’yu, giderek Balkanları yurt edinmelelerinde Horasan erenleri olan bu babalar (yani dedeler) aktif rol oynamışlardır.

Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişine de bu bağlamda bakmak gerekir. Yalnız, Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişi konusunda belirsizlikler vardır. Elde hiçbir belge ve kaynağın olmayışı, bizim bu konuda kesin konuşmamızı önlüyor. Durum karşısında akıl yürütmeden öte başka bir şey yapılamıyor. Bu durum karşısında akla çeşitli sorular gelebiliyor doğallıkla. Biz bu yaklaşımları irdeleyerek değerlendireceğiz. Akla ve tarihe uygun düşeni belirleyeceğiz:

1)Baba Mansur Anadolu’ya gelmemiştir. Zaten Anadolu’ya geldiğine ilişkin kesin bilgilere sahip değiliz.

2)Baba Mansur, Hacı Bektaş’dan önce Anadolu’ya gelmiştir. Doğu Anadolu’da kalmıştır. Ocağının Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız kalmasının, ayrı bir “mürşitlik kurumu” olmasının nedeni budur.

Bu görüş akılcı görünmektedir. Çünkü Baba Mansur 1197-98’de ölmüştür. Hacı Bektaş ise onun ölümünden 10-11 yıl sonra, yani 1209’larda doğmuştur. Bu durum karşısında Baba Mansur’un Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişinden çok önceleri gelmesi gerekmektedir. Hacı Bektaş’ın yaklaşık 1230-35’lerde Anadolu’ya geldiği düşünülmektedir. Baba Mansur’sa ya şeyhi Ahmed Yesevi’nin sağlığında, ya da onun ölümünden sonra gelmiş olmalıdır. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesi olan Baba Mansur eğer şeyhinin sağlığında gönderildi ise, Ahmed Yesevi’nin 1166 yılında öldüğüne göre, Baba Mansur da bu tarihten önce Anadolu’ya gönderilmiş olmalıdır. Yok eğer şeyhinin ölümünden sonra geldi ise, 1166 ile kendi ölümü olan 1198 yılları arasında gelmiş olmalıdır. Eğer Baba Mansur’un Anadolu’ya geldiği doğru ise, bu geliş, 12. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş olmalıdır.

Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:25
3)Durum ne olursa olsun Baba Mansur aşiretlerin ve ocakların varlığını kabul eden ve onlara şecere düzenleyen 1. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemine yetişmemiştir. Çünkü 1. Alaeddin Keykubat 1232 (H. 628) yılında oniki Türk / Türkmen aşiret ve ocağıyla (Şecerede bu oniki boyun Türk olduğu belirtiliyor) sözleşmesini yapıp, kendine bağlamış ve onlara soykütüğü (şecere) düzenlemiştir.

Baba Mansur ise bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat’ın diğer aşiret ve ocaklarla birlikte Baba Mansur Ocağı’na da soykütüğü (şecere) düzenlediği doğrudur. Bu soykütüğü, bugün Tunceli’nin Mazgirt ilçesinin Şöbek Köyü’nde Caferoğulları ailesinin elindedir. Keykubat’la birlikte daha sonraki yıllara ait Osmanlı padişahlarının da onayını taşır. O zaman, 1. Aleaddin Keykubat bu soykütüğünü verdiği dönem ocağın başında Bizzat Baba Mansur değil, onun evlatlarından bir başkası olmalıdır. Çünkü soykütüğü kişiye değil, ocak ailesine, yani soya verilmiştir.

1. Alaeddin Keykubat’ın düzenlediği soykütüklerine göre; Asyalı Türk boyları Horasan’dan Erzincan’a, oradan da Dersim dağları eteklerinde Karakoçan’ın kuzeyindeki günümüzde bir köy konumuna düşen Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına göçerek yerleşmişlerdir. Şah Mansur’la Mahmud Hayrani Hüsnü Mansur kasabasında dergâhlarını kurmuşlardır. Sultan Alaeddin Bağın’a gelir. Seyyid Mahmud’un oğlu Hacı Kureyş, Baba Mansur ve Seyyid Ali adıyla anılan Derviş Beyaz Sultan’ın isteği üzerine “mucize” gösterirler. Şah Mansur duvar yürütür. Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz fırına girerler. Sınavda başarılı çıkılır. Sultan, Türk boylarını “pirlik” ve “mürşitlik” olarak Şah Mansur ile Hacı Kureyş’e, rehberliği ise Derviş Beyaz’a verir. “Lokma hakkı” tanınır.[8]

Burada verilenler kimi çelişkiler taşırlar. Mahmud Hayrani, Baba Mansur’un değil, Hacı Bektaş ile Mevlana’nın çağdaşıdır. Yani, 13. yüzyılda Konya-Akşehir’de yaşamıştır. 1268 (H. 667) yılında ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat dönemine denk düşer ama, soykütüğünün de ileriki pasajlarında düzelttiği gibi Bağın’daki Kureyşan Ocağı’nın kurucusu Hacı Kureyş’tir. Baba Mansur, bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. Bağın ve Hüsnü Mansur’a bu Türk boylarıyla birlikte gelip, boyları buralara yerleştirdiği, dergâhını kurduğu doğru olabilir. Ama Alaedin Keykubat döneminde ocağın başındaki o değildir. Soykütüğü de zaten “Şah Mansur” adlı birinden söz eder. Bu, Baba Mansur evlatlarından biri olmalıdır. 1232 yılında soykütüğü düzenlendiği yıllarda ocağın temsilcisi Baba Mansur değil, Şah Mansur’dur. Bu kişi ya Baba Mansur evlatlarından bu addan biridir. Ya da o dönem yaşayan kimsenin adına şecerede değinilmemiş, doğrudan ocak kurucusunun adıyla anılmıştır.

4)Bir başka görüş Baba Mansurluların Ahmed Yesevi’nin birinci halifesi Mansur Ata’dan değil, Hallac-ı Mansur’dan geldikleri yolundadır. Hallac-ı Mansur’un ünlü ve tasavvufi niteliği kimi Baba Mansurluları da bu görüşü kabule götürmüştür. Oysa, olası değildir. Zorlama bir görüştür. Ad benzerliği bu görüşü öne çıkarmıştır.

Bilindiği gibi, Hallac-ı Mansur 922 yılında ölmüştür. Anadolu’ya da kesinlikle gelmemiştir. O dönemler Anadolu’ya da Türk / Türkmen göçü pek yoktur. Bireysel ve küçük kümeler vardır. Türk göçü, daha sonraki yüzyıllarda yoğun olarak olmuştur. Hallac-ı Mansur’un çalışma alanı Anadolu Türkleri üzerinde değil (zaten bu dönemler Anadolu Türklüğü yoktur), Asya Türklüğü üzerindedir. Hallac’ın çocukları ve torunları ise Anadolu’ya değil, Kahire, Şam, Filistin ve Kuveyt’e göç edip, oralara yerleşmişlerdir.[9] Yalnız Hallac-ı Mansur düşüncesi daha sonraki yıllarda Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gelecek ve Alevi inancında yerini alacaktır. Alevi cemlerindeki “Mansur Darı” bu etkiden kaynaklanmaktadır.

Baba Mansurluların geneli ise zaten kendilerini Yeseviliğin izleyicilerinden Mansur Ata ile ilişkili görürler.[10]
5. Baba Mansur Ocağının Etkinliği

Baba Mansurlular Tunceli / Dersim’nin Mazgirt ilçesinin Muhundu (Darıkent) bucağına ve yakınındaki Şöbek (Yeldeğen) Köyü’ne yerleşirler. Merkezleri burası olur. Dergâh, burada kurulur ve talipleri buradan denetlenir. “Baba Mansur Duvarı” olarak adlandırılan dergâhın duvarı halen durmaktadır. Naşit Hakkı (Uluğ) Bey’e göre, bu duvar Dersimli’nin “mihrabı” ve Dersimli için bir ongun (tetem)dir. Söylencesel bir kutsallığı vardır. Burası Dersim’in önemli ziyaret yerlerinden biridir. Söylencesinin değişik türevleri (varyantları) anlatılagelmektedir. Bir anlatıma göre, Sultan Alaeddin’in Baba Mansur’dan mucize göstermesini istemesi üzerine, o da yanına aldığı dört kişiyle Muhundu’da fırına girer ve yanmadan çıkarlar. Bir başka söylence de, ayıya binip eline yılanı kamçı olarak alan Hacı Kureyş’e karşın daha zor bir mucize göstererek Muhundu’daki dergâhının duvarına binip yürütmesi, Hacı Kureyş’i bu biçimde karşılaması ve onu utandırmasıdır. Bu olay üzerine Hacı Kureyş, Baba Mansur’a bağlanır ve onu “mürşit” edinir.[11]

Bu söylencenin bir başka türevinde ise bu mucize gösterisi Baba Mansur ile Seyyid Mahmud Hayrani arasında geçer. Baba Mansur, “cansız duvarı” yürüterek Seyyid Mahmud Hayrani’ye ders vermiş olur. Bu durum, Baba Mansurluları Kureyşanlıların “piri” konumuna yükseltir.[12]

Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:26
Mucize göstermede zoru seçmesi Baba Mansur’un etkinliğini arttırır, taliplerinin çoğalmasını sağlar ve diğer yöre Alevi ocakları arasında “mürşitlik” konumuna çıkmasına neden olur.

Bir söylence de Baba Mansur’un oğlu Düzgün Baba için anlatılır. Adı, Nazimiye’deki bir dağa (Düzgün Dağı) ve bu dağın tepesindeki ziyarete verilmiştir. Anlatılagelenlere göre, Düzgün Baba bir kış gecesi bu dağın doruğuna çıkar. Burada Hz. Ali’ye kavuşur. Bu söylencenin yarattığı etkinlikle Düzgün Baba, Dersim Alevi inancında namusluluğun, doğruluğun ve bağlılığın simgesi olarak bilinir. Büyük andlar burada veya buraya yönelinerek içilir. Kışın fırtınalı ve soğuk günlerinde dışarıda kurban kesilemediği anlarda içeride Düzgün Baba’ya yönelinerek kurbanlar kesilir.[13] Bu etkinin bir sonucu olarak, gerek Dersim bölgesinde ve gerekse Baba Mansur ailesinde “Düzgün” adı öteden beri çokca konulur.

Ocak merkezi Mazgirt olmasına karşın Baba Mansurlular zamanla Tunceli’nin tüm ilçelerine dağılırlar. Dersim’de üç merkezleri oluşur. Bunlar; Mazgirt’in Muhundu, Pülümür’ün Tahtı ve Gersinot köyleridir. Buralardan Erzincan, Tercan, Çayırlı, Aşkale, Sivas ve Divriği’ye dağılmışlardır.[14] Günümüzde doğallıkla İstanbul gibi büyük kentlere göçmüşlerdir.

Tunceli, Erzincan ve Sivas bölgesindeki Alevi aşiretlerinin çoğu Baba Mansur ocağına bağlıdırlar. Kimilerinin “pirlik”lerini, kimilerininse “mürşitlik”lerini üstlenmişlerdir. Bu bölgenin önemli aşiretlerinden Abdalanlılar, Şavalanlılar, Balabanlılar ve bir aşiretler konfederasyonu olan Koçgirililer tümüyle Baba Mansur Ocağı’nın talibidirler.[15] Dahası Koçgiri aşiret topluluklarını Aleviliğe zamanıyla Baba Mansur dedeleri kazandırmışlardır. Bunların dışında daha birçok aşiretin ve ailenin pirlik ve ve mürşitliklerini yapmaktadırlar. Doğudaki Alevi ocakları içerisinde en etkini ve talibi en çok olanı Baba Mansur Ocağı’dır.

6. Sonuç

Baba Mansur’un ailesi Arap kökenli olmasına karşın, Türkistan-Horasan-Maveraünnehir’de kurumlaşan Alevi çizgide İslam alaşımının oluşmasına ve Türk / Türkmen topluluklarının bu çizgiye kazandırılmasına katkı sunmuşlardır. Bu oluşumun merkezi ve faaliyet alanı Yesevi tarikatı çevresinde yürütülen Horasan tasavvuf okuludur. Bu tarikat, böylesi bir eğitimin üssü olmuştur. Yesevi tarikatının önde gelen bir adı olan Baba Mansur ve ailesi, Yesevi ve Horasan tasavvuf okulunun yarattığı Türklük bilinci içerisinde Türkleşmişlerdir. Giderek bu oluşan bilinci, bu aile, Horasan erenleri akınına katılarak Anadolu’ya taşımışlardır.

Yesevilik ve Horasan tasavvuf okulu anlayışını, idealini ve ideolojisini Anadolu’ya taşıyanların -zaman olarak- öncülerinden Baba Mansur gelir. Dolayısıyla; Doğu Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması, Anadolu’nun yurt tutulması ve bir Türk yurdu durumuna dönüşmesi olayının öncülerinden biri ve en önemlisi Baba Mansur’dur. Bu tutumuyla, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması olayına öncülük etmiş ve önemli ölçüde katkı sunmuştur.

Baba Mansur, Horasan erenlerinin ilklerindendir. Bizzat Ahmed Yesevi tarafından gönderilme olasılığı büyüktür. Çünkü Ahmed Yesevi döneminde yaşamış, onun önemli bir müridi ve ilk halifesi olmuştur. Bu nedenle Anadolu’da kendilerini Ahmed Yesevi’ye bağlayan Alevi dede ocaklarının doğmasında ve kurulmasında Baba Mansur temel rol oynamıştır.

Baba Mansur Ocağı, yakın zamanlara kadar Anadolu halkına İslamiyetin Alevi yorumunu kazandırma çalışmalarını sürdürmüştür. Koçgiri boylarlarını Aleviliğe kazandırmaları bunun en belirgin örneğidir.

Hacı Bektaş’tan önce Anadolu’ya gelerek özerk kurumlar durumuna gelen bu ocaklar, yakın dönemlere kadar Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız hareket etmişlerdir.

Alevilik-Bektaşilik ve bu bağlamda oluşan olaylar, olgular ve kurumlar yeterince araştırılıp su yüzüne çıkarılmamıştır. Alevi dede ocakları bunun başında gelir. Bunlardan birini sempozyum konusu etmekle bilim çevrelerinin bu işlenmemiş konulara yönelmelerini arzulamaktayım. Doğallıkla sonuçta Alevilik-Bektaşiliğin tüm “sır”ları aydınlanacak, ham konusu kalmayacaktır. Çağdaş bilimin de amacı bu değil mi? Bilinmeyenlere yönelmek, onları bilinir duruma getirmek… Bizim bu ham konuyu gündeme getirmemizdeki amacımız da budur.

Sıpa_Mansur
22.07.2005, 19:26
[1] “Ata” ve “baba”ya ilişkin geniş açıklamalar için bkz. Fuad Köprülü: “Ata” İslam Ansiklopedisi, C. I: 711 vd.



[2] Açıklamalar için bkz. Mebrure Tosun / Kadriye Yalvaç: Sümer Dili ve Grameri. Ankara 1981, C. I: 63, 65. Ayrıca bkz. Bilal Aksoy: Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli. Ankara 1985, C. I: 36.



[3] Bkz. Fuad Köprülü: Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar. Ankara (2.basım) 1966: 73; Hilmi Ziya Ülken: Türk Tefekkürü Tarihi. İstanbul 1933, C: II: 83 vd.; Irène Mélikoff- Uyur İdik Uyardılar. İstanbul 1993: 173.



[4] Bkz. Murat Tarık Yüksel: Ariflerin Menkıbeleri. İstanbul 1973, C: II: 481.



[5] Baki Öz: Bektaşilik Nedir (Bektaşilik Tarihi)? İstanbul 1997: 88.



[6] Geniş açıklamalar için bkz. Köprülü (1966): 73- 82; Yüksel (1973), C: II: 484.



[7] Geniş açıklamalar için bkz. Köprülü (1966): 73, 77, 78, 80.



[8] Geniş bilgi ve soykütüğünün içeriğine ilişkin bkz. M. Şerif Fırat: Doğu İlleri ve Varto Tarihi. Ankara 1970, 3. basım: 92 vd. Ayrıca bkz. Ali Kaya: Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi. İstanbul 1999: 73 vd.



[9] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: Aşk ve Hak Şehidi Hallâc-ı Mansur ve Eseri. İstanbul 1997, 4. basım: 114.



[10] Bkz. Aksoy (1985): 161.



[11] Baba Mansur’a ilişkin söylencelerin türevleri için bkz. Naşit Uluğ: Tunceli Medeniyete Açılıyor. İstanbul 1939: 83. “Muhundu Duvarı” ve sosyolojik özelliği için bkz. Naşit Hakkı: Derebeyi ve Dersim. Ankara 1931: 34.



[12] Söylencenin bu türevi için bkz. Ali Kaya: Tunceli Kültürü. İstanbul 1995: 87.



[13] Naşit Hakkı (1939): 84.



[14] Bkz. Ali Kemali: Erzincan. İstanbul 1992: 162 (ilk yayımı 1932 yılında yapılmıştır); Aksoy (1985): 161 vd.



[15] Bkz. Ali Kemali (1992): 162, 165; M. Şerif Fırat (1970): 87, 96.