Orijinalini görmek için tıklayınız : Charles Baudelaİre


puduhepa
29.04.2006, 16:31
İÇE KAPANIŞ

Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte;
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

puduhepa
30.04.2006, 23:17
NİCE KAPANIŞ

Uslansana acım benim , dinlenip dursana artık.
Akşam olsa diyordun işte oldu akşam bak.
Bütün kenti kapkara örtüsüyle sardı karanlık,
Kimine kaygı , kimine umut bırakarak.

Ölümlü bu kalabalık dışardaki kötü kalabalık
Haz yavuz celladın kırbacına boyun eğmiş de
Devşirir kendini rezil törenlerde pişmanlık

Acım benim, elini ver, böyle yanımda dur
o kalabalıktan öte,geçmiş yıllarını yakından gör,
Dökülür eski giysileriyle gök balkonlarından;
Hüzün sulardan yükselir gülümseyerek;

Güneş bir kemerde durmuştur can verirken.. Doğudan sürüklenen uzun bir kefene benzer.

Sen gece'yi dinle canım, gitgide ilerleyen güzel Gece'yi.

Alpha_Phonixis
30.04.2006, 23:24
Hastası olduğum bir şahisiyet .. Şööle dialogları mevcut :

- de bana sır kutusu adam, kimi seversin en çok? babanı mı, anneni mi, kız kardeşini mi, erkek kardeşini mi yoksa?
- ne babam, ne annem, ne kız kardeşim, ne erkek kardeşim var.
- dostlarını?
- bu sözün anlamı bana yabancı.
- yurdunu mu?
- hangi enlemde olduğunu bile bilmem.
- güzelliği?
- severdim, tanrısal ve ölümsüz olsaydı eğer.
- altını?
- tanrı'dan tiksindiğiniz kadar tiksinirim altından.
- sevdiğin nedir o halde, garip yabancı?
- bulutları severim... şu geçen bulutları... şurdaki... şurdaki... güzelim bulutları!


Ve de ;

"Tanri hukmetmek icin varolmaya ihtiyac duymayan tek seydir"

charles baudelaire

gibi Din Felsefesine de el atmış biri..Fransız şairi..Daha doğrusu "şairlerin tanrısı"..

1848 devrimi sırasında o da sokaklardaydı; ama devrimle pek alakası yoktu; daha çok general olan üvey babasını öldürmek istiyordu. günlüklerinde annesine hem aşık olduğunu, hem de (üvey babası sebebiyle) ondan nefret ettiğini söyler. türk $iirine etkileri necip fazıl kısakürek ve cahit sıtkı tarancı'da net bir ekilde görülebilir. bazı şiirler neredeyse birebir aynıdır.

Anlayacağınız tam bir roman adamı..Yada kahramanı..En azından benim öyle : )

Edit :Paylaşan arkadasa teşekkürler . )

Yine edit : Bugün Fransızcayı ve şarabı bu kadar çok seviyorsam Baudelaire amcanın yüzünden :)

puduhepa
12.06.2006, 13:47
DÜŞMAN
Tükendi gençliğim karanlıklarda,
Çılgın fırtınalarda ve yağmurlarda;
Güneş bazan açtı, kapandı derhal
Bahtımın yazgısı karanlıklarda;
Öyle harap ettiler ki gönül bahçemi
Dallar hep kırıldı, yapraklar yerde
Kuytularda birkaç meyvesi kaldı...
İşte ulaştım güz aylarına
Fikirler sararmış yapraklar gibi;
Kullanmalı artık her bir aleti
Küreği, tırmığı ve ötekileri,
Düzeltip onarmak için yeniden
Bahçemdeki bütün harap yerleri
Suların basıp da oyup açtığı
Kocaman çukurları mezarlar gibi...
Hayal ettiğim yeni çiçekler,
Acaba bulurlar mı kimbilir,
Ardıç kuşlarının bulduğu gibi
Güç alabilecekleri her bir gıdayı,
Gizemli gıdayı, özlü gıdayı
Bu sulak topraklarda. Bu hoş havada.
Ey acı! Ey acı! Yiyip bitiriyor hayatı zaman,
Ve yüreğimizi kemiren düşman
Bu anlaşılmaz, bu garip düşman
Büyüyüp güçleniyor kanlarımızla
Durmadan kaybettiğimiz kanlarımızla.

sunam
29.12.2006, 01:03
Yatağımız olacak, hafif kokuyla dolu
Divanımız olacak, bir mezar gibi derin
Bizim için açılmış, en güzel iklimlerin
O garip çiçekleri süsleyecek konsolu



Son sıcaklıklarını sarfederek hovarda
Birer ulu meşale olacak kalplerimiz
Çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz
İkimizin ruhunda, o ikiz aynalarda

Pembe, lahuti, mavi bir akşam saatinde
Vedalar dolu uzun bir hıçkırık halinde
Yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri

Nihayet kapıları biraz aralayarak
Sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak
Buğulu aynaları ve ölmüş alevleri

CHARLES BAUDELAIRE

Gülseren58
29.12.2006, 10:55
Bu topiği görünce C. Baudelaire hakkında neler hatırladığımı kafamda toparlamaya çalıştım. Olasılıkla da eksik şeyler kalmıştır bu tanımlar arasında..

Baudelaire denilince

- Melankolik, bohem, 18 yaşından itibaren uyuşturucu müptelası, aykırı bir kişilik, tedirgin ve yalnız, genç yaşta kaybettiği babasının acısını son gününe dek yaşadığını düşündüğüm, çok fazlasıyla kirlenmiş sembolik bir şair.
-İşte o kirlilik onu Baudelaire yapmış ve şiiri ile Türkiyedeki şairleri de çok etkilemiş bir şairdir. Bu konuda ben Ahmet HAŞİM'i örnek vermek isterim. Çünkü her ikisinin şiirlerini de okuduğunuzda benzerlikleri çok rahatlıkla görmek mümkün..


Güneşler ki, en çok denizlerde yıkanır..
Ün, bir zekanın ulusal aptallıklarla uyuşmasının sonucudur. demiştir.

Gülseren58
29.12.2006, 11:01
BİR DİNSİZİN DUASI

ah! alevin hiç son bulmasın
ısıt ölgün şu kalbi hadi
şehvet, işkencesi ruhların
tanrıça! yakarımı kabul et

sen sinen tanrıça her yana
yeraltımızdaki sen alev!
tunç bir şarkı sunmada sana
esirge bir üzgün ruhu, sev

şehvet, ecesi ol gönlümün
bir siren maskesine bürün
tenden, kadifeden örülmüş

ya da ağır uykularla düş,
kapla beni, kıvrak hayalet
bol, gizemli şarapta, şehvet!

LaDY
29.12.2006, 11:39
Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker
Dalarım, gözlerimden mesut kıyılar geçer
Hep aynı günün ateşi vurur sularına

Sonra birden görünür, baygın, tembel bir ada
Garip ağaçlar, hoş meyveler verir tabiat
Erkeklerin biçimli vücutlarında sıhhat
Ve bir safiyet kadınların bakışlarında

O güzel iklimlere sürükler beni kokun
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun

Burnuma kadar gelen hava kokular taşır
Yemyeşil demirhidilerden gelen bu koku
İçimde gemici şarkılarına karışır

CHARLES BAUDELAIRE

LaDY
29.12.2006, 11:41
Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle?

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.


Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”

Charles Baudelaire