Sıpa_Mansur
23.07.2005, 11:23
Kamlar ve ŞamanlarGeleneksel Türk dininde kamlar önemli bir yer tutmaktadır. Türkler tarafından “kam” adı verilen bu otorite tipini, Tunguzların dilinden alınmış olmakla birlikte, menşei konusunda çeşitli tartışmaların yer aldığı ve çok daha geniş bir kullanıma ulaşmış bulunan bir kelime ile “Şaman” adı verilmektedir. Şaman, dinî-mistik-sihrî bir otorite tipini temsil etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, deus otiosus konumunu almış bir Gök-Tanrı, ikinci dereceden ve bazen onunla rekabette imiş gibi görülen kutsiyetler, beşerî ruhun kararsızlığı, kötü ruhların neden oldukları hastalıklar ve ölüm, öteki hayatta ruhun kaderi meselesi, sosyal hayatın çeşitli problem ve sıkıntıları, önceleri iki, daha sonra üç bölgeli ve çok katlı evren anlayışı bunların arasında bağlantının sağlanması meselesi gibi birçok hususlar, kamları / Şamanları Geleneksel Türk dini içerisinde önemli bir konuma getirmiştir. İşte bu sebeble bazıları geleneksel Türk dinine “Şamanizm” adını vermişlerdir.
Gerçekte “Şamanizm” arkaik bir dini – sihrî – mistik olaydır. Ona paleolitik çağdan bu yana rastlanmaktadır. Bununla birlikte Şamanizme, kelimenin öz anlamı ile bir din demek mümkün değildir. Zira o, arkaik dönemlerden itibaren karşımıza ekstazik ve terapötik yöntemler toplamı olarak çıkmakta ve gayesi, insanlarınkine parelel, ancak görülmez ruhlar alemi ile temasın ve insanların işlerinin gidişatına ruhların desteğinin sağlanması olarak görülmektedir.[1] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn1) Üstelik bu şekliyle olay, evrensel boyutlara da sahiptir ve onda İran, Mezopotamya, Budizm ve Lamaizmin izlerini açık bir biçimde görmek mümkündür. Belki de bu etkilerin, çoğu zaman Orta ve Kuzey Asya bölgesinde oluşmuş olması, Şamanizme özellikle oraya özgü bir dini fenomenmiş intibaını kazandırmıştır. Ancak yine de Şamanizmi çeşitli dinler ve kültürlerden gelen tesirlerin karmaşık bir biçimde örülmesinden oluşan bir tasavvurlar ve uygulamalar kaosu yahut haritası olarak kabul etmenin uygun olacağı kanısındayız.
Böyle olunca kamları ya da bir asırdan fazla bir zamandır yaygın bir terim haline gelmiş olan şekliyle Şamanları özellikle Geleneksel Türk dinine mahsus bir otorite tipiymiş gibi algılamak hatalıdır. Her ne olursa olsun kamlar, Geleneksel Türk dini içersinde belli bir yer elde etmişlerdir. Bununla birlikte onların faaliyetleri, statüleri ve fonksiyonları sınırlıdır. Bu bakımdan da onları eski Türklerin dini tecrübelerini kuşatan tipler şeklinde algılamak hatalı olur. Nitekim Eliade, Gök-Tanrı sözkonusu olduğunda Şamanların rolünün çok sınırlı kaldığına dikkati çekmektedir.[2] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn2)
Gy. Nemeth’in araştırmaları, Türklerde “kam” sözcüğünün en azından miladi beşinci yüzyıldan itibaren mevcut bulunduğunu göstermiştir. Avrupa Hunlarının tarihte “atakam” ve “eşkam” adlarında iki şefinden söz edilmektedir. Ancak bunlarının fonksiyonları hakkında herhangi bir bilgi mevcut değildir. Tabgaçlarda da “wu” denilen büyücülerden söz ediliyor. De Guignes, Hunların kâhinlerinden söz etmiştir. Uygurlarda “kam” daha çok büyücü şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tunguzlarda da “Şaman” büyücü anlamına gelmektedir. Göktürk yazıtlarında kamların bahsi hiç geçmemektedir. Çin kaynaklarından Suy-şu’ da (7. yüzyılın ilk yarısı ) Türklerin “Hu” adı verilen sihirbazlardan söz edilmektedir. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divanı’nda “kam” kelimesi “kahin” şeklinde tanımlanmaktadır. Aynı yüzyılda Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’inde onlar “otacılar” (tabipler) ile eş değer görülmektedir. Tanglara ait Çin yıllıkları, 9. yüzyılda Kırgızların “gan” adını verdikleri ve Çince “wu” denilen bir otorite tipinden söz ediliyor ki, bunun kam olması çok muhtemeldir.[3] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn3) Nitekim 11. yüzyılda Kırgızlarda kamların varlığından söz edilmektedir. Altaylı Türklerde kam kelimesi mevcuttur. Anlaşılan bu kelime Türklerde yaygın bir kullanıma sahiptir. Bununla birlikte Yakutlar, Kırgızlar, Özbekler Kazaklar ve Moğollar bunları ifade için farklı kelimeler kullanmışlardır. Yakutlar erkek ve kadın Şamanlar arasında ayırım yapmakta ve birincisine “oyun” ikincisine de “udagan” demektedirler. Kırgız-Kazaklarda bu “bahsı” ve Kazaklarda da “bakşı” şeklinde geçmekte olup, kelime aslında Budist menşelidir. Aynı şekilde Yakutların “oyun” sözcüğü de böyle bir menşei çağrıştırmaktadır. Bin yıllarına doğru batı Türklerinde kamlar belirgin bir fonksiyona sahip otoriteler olarak yerlerini almışlardır. Özellikle Uygurlarda Şamanizmin çok geliştiği, hatta Moğollara da onlardan geçtiği, Cüveyni ve Bar Hebraus tarafından öne sürülmüştür. Ancak bu iddia pek tutarlı görünmemekte ve anlaşılan Moğollarda olay oldukça köklü bir varlığa sahip bulunmaktadır.[4] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn4) Moğol hakimiyeti döneminde Şamanizmle ilgili inanç ve uygulamaların çok güç kazandığı anlaşılmaktadır. Ortaçağın Avrupalı seyyahları da bundan söz etmişlerdir. Bununla birlikte 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra Rus arkeoloji ve etnoloji bilginlerinin; Radlof, Şeroşevsky, Verbitski ve Anohin gibi araştırıcıların çalışmaları sonucundadır ki, başta Altay ve Yakut Türkleri hakkındakiler olmak üzere, bu konudaki bilgiler oldukça artmıştır. Öyle gözüküyor ki, özellikle Moğollar dönemi Geleneksel Türk din tarihi bakımından bu konuda oldukça etkili olmuş. Şamanizmin sistemleşmesi de asıl bu dönemde gerçekleşmiştir.
Gerçekte “Şamanizm” arkaik bir dini – sihrî – mistik olaydır. Ona paleolitik çağdan bu yana rastlanmaktadır. Bununla birlikte Şamanizme, kelimenin öz anlamı ile bir din demek mümkün değildir. Zira o, arkaik dönemlerden itibaren karşımıza ekstazik ve terapötik yöntemler toplamı olarak çıkmakta ve gayesi, insanlarınkine parelel, ancak görülmez ruhlar alemi ile temasın ve insanların işlerinin gidişatına ruhların desteğinin sağlanması olarak görülmektedir.[1] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn1) Üstelik bu şekliyle olay, evrensel boyutlara da sahiptir ve onda İran, Mezopotamya, Budizm ve Lamaizmin izlerini açık bir biçimde görmek mümkündür. Belki de bu etkilerin, çoğu zaman Orta ve Kuzey Asya bölgesinde oluşmuş olması, Şamanizme özellikle oraya özgü bir dini fenomenmiş intibaını kazandırmıştır. Ancak yine de Şamanizmi çeşitli dinler ve kültürlerden gelen tesirlerin karmaşık bir biçimde örülmesinden oluşan bir tasavvurlar ve uygulamalar kaosu yahut haritası olarak kabul etmenin uygun olacağı kanısındayız.
Böyle olunca kamları ya da bir asırdan fazla bir zamandır yaygın bir terim haline gelmiş olan şekliyle Şamanları özellikle Geleneksel Türk dinine mahsus bir otorite tipiymiş gibi algılamak hatalıdır. Her ne olursa olsun kamlar, Geleneksel Türk dini içersinde belli bir yer elde etmişlerdir. Bununla birlikte onların faaliyetleri, statüleri ve fonksiyonları sınırlıdır. Bu bakımdan da onları eski Türklerin dini tecrübelerini kuşatan tipler şeklinde algılamak hatalı olur. Nitekim Eliade, Gök-Tanrı sözkonusu olduğunda Şamanların rolünün çok sınırlı kaldığına dikkati çekmektedir.[2] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn2)
Gy. Nemeth’in araştırmaları, Türklerde “kam” sözcüğünün en azından miladi beşinci yüzyıldan itibaren mevcut bulunduğunu göstermiştir. Avrupa Hunlarının tarihte “atakam” ve “eşkam” adlarında iki şefinden söz edilmektedir. Ancak bunlarının fonksiyonları hakkında herhangi bir bilgi mevcut değildir. Tabgaçlarda da “wu” denilen büyücülerden söz ediliyor. De Guignes, Hunların kâhinlerinden söz etmiştir. Uygurlarda “kam” daha çok büyücü şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tunguzlarda da “Şaman” büyücü anlamına gelmektedir. Göktürk yazıtlarında kamların bahsi hiç geçmemektedir. Çin kaynaklarından Suy-şu’ da (7. yüzyılın ilk yarısı ) Türklerin “Hu” adı verilen sihirbazlardan söz edilmektedir. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divanı’nda “kam” kelimesi “kahin” şeklinde tanımlanmaktadır. Aynı yüzyılda Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’inde onlar “otacılar” (tabipler) ile eş değer görülmektedir. Tanglara ait Çin yıllıkları, 9. yüzyılda Kırgızların “gan” adını verdikleri ve Çince “wu” denilen bir otorite tipinden söz ediliyor ki, bunun kam olması çok muhtemeldir.[3] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn3) Nitekim 11. yüzyılda Kırgızlarda kamların varlığından söz edilmektedir. Altaylı Türklerde kam kelimesi mevcuttur. Anlaşılan bu kelime Türklerde yaygın bir kullanıma sahiptir. Bununla birlikte Yakutlar, Kırgızlar, Özbekler Kazaklar ve Moğollar bunları ifade için farklı kelimeler kullanmışlardır. Yakutlar erkek ve kadın Şamanlar arasında ayırım yapmakta ve birincisine “oyun” ikincisine de “udagan” demektedirler. Kırgız-Kazaklarda bu “bahsı” ve Kazaklarda da “bakşı” şeklinde geçmekte olup, kelime aslında Budist menşelidir. Aynı şekilde Yakutların “oyun” sözcüğü de böyle bir menşei çağrıştırmaktadır. Bin yıllarına doğru batı Türklerinde kamlar belirgin bir fonksiyona sahip otoriteler olarak yerlerini almışlardır. Özellikle Uygurlarda Şamanizmin çok geliştiği, hatta Moğollara da onlardan geçtiği, Cüveyni ve Bar Hebraus tarafından öne sürülmüştür. Ancak bu iddia pek tutarlı görünmemekte ve anlaşılan Moğollarda olay oldukça köklü bir varlığa sahip bulunmaktadır.[4] (http://alewiten.com/harun19.htm#_edn4) Moğol hakimiyeti döneminde Şamanizmle ilgili inanç ve uygulamaların çok güç kazandığı anlaşılmaktadır. Ortaçağın Avrupalı seyyahları da bundan söz etmişlerdir. Bununla birlikte 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra Rus arkeoloji ve etnoloji bilginlerinin; Radlof, Şeroşevsky, Verbitski ve Anohin gibi araştırıcıların çalışmaları sonucundadır ki, başta Altay ve Yakut Türkleri hakkındakiler olmak üzere, bu konudaki bilgiler oldukça artmıştır. Öyle gözüküyor ki, özellikle Moğollar dönemi Geleneksel Türk din tarihi bakımından bu konuda oldukça etkili olmuş. Şamanizmin sistemleşmesi de asıl bu dönemde gerçekleşmiştir.