Sıpa_Mansur
23.07.2005, 12:44
Köroğlu Destanı’nın Türkmen Versiyonunda Hz. Ali* (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn1)
Destanlar; millet veya toplumların duygu, düşünce, kimlik ve benliğini en iyi yansıtan anlatım türlerindendir. Köroğlu Destanı bunlardandır. Köroğlu’nun kimliği konusunda Türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da pekçok araştırmacının değişik görüşleri vardır. Boratav onu 16. yüzyılda yaşamış bir Celalî reisi sayar. Ziya Gökalp, Köroğlu’nun Gazneli Türk hükümdarı Mahmud olduğu görüşündedir. Zeki Velidî Togan destanın kaynağını Kök Türklerle Sasanîler arasındaki savaşlara bağlar ve Köroğlu’nun tarihî kişiliğini bu çağlara kadar götürür. Fahrettin Kırzıoğlu daha da geri tarihe tarihlere giderek Köroğlu’yu 5. yüzyılda yaşamış, Oğuzların Arsaklı boyundan biri sayar. Köroğlu’dan ilk olarak bahseden yazar Evliya Çelebi’dir. Alexandre Chodzko, İran Azerbaycan’ında yazıya geçirilmiş olan Köroğlu Destanı'nın bir versiyonunu 1842’de yayımlayarak Avrupa’da tanıtmıştır. Chodzko, Köroğlu’nun II. Şah Abbas (1642-1667) zamanında Horasan’da doğduğunu ve bu bölgede dahil olmak üzere İran Azerbaycan’ında yaşamış Türkmen boylarından olduğunu ileri sürer.[1] (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn2)
Köroğlu’nun tarihî kişiliğinde olduğu gibi doğup büyüdüğü ve yaşadığı yerler hakkında da değişik görüşler vardır. Destanın Türk dünyasının hemen her bölgesinde yaygınlığı göz önüne alınırsa Türk kültür, tarih ve dil varlığı içindeki önemi daha iyi anlaşılır. Dursun Yıldırım "Köroğlu Destanı’nın Ortaasya Rivayetleri" adlı yazısında bu destanın "Batı" ve "Ortaasya" versiyonu olmak üzere iki temel üzerinde yapılandığını ifade eder.2 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn3) Buna göre Türkmen, Özbek, Karakalpak, Tatar, Kazak, Kırgız ve Uygur Türklerine ait rivayetler ile Tacikler, Buhara Arapları arasında Arapça ve Tacikçe söylenen rivayetler Orta Asya rivayetlerini; Azerbaycan, Anadolu, Balkanlarda yaşayan Türkler ile Gürcü, Ermeni ve diğer etnik gruplar ile milletler arasında anlatılan versiyonlar Batı versiyonunu oluşturur. Destanın Türkmen ve Karakalpaklar arasında altmışiki, Özbekler arasında ellidokuz versiyonu olduğu göz önüne alınırsa yaygınlık alanı, Türk kavimleri arasındaki fonksiyonu ve çimento görevi daha iyi anlaşılır.
Köroğlu Destanı'nın Türkmenistan versiyonu bağımsızlığın getirdiği rüzgârla 1996 yılında Türkiye’de sekiz cilt halinde yayımlandı.3 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn4) Bildirimi, bu versiyonu değerlendirerek oluşturdum.
Köroğlu Destanı; görünen kuvvet olarak bir yanıyla Köroğlu ve atı Kır At’ın; diğer yanıyla gizli güçlerin, yani görünmeyen kuvvet olarak da Hz. Ali Destanı'dır diyebiliriz. Destanda yer alan her hikâyede Hz. Ali manevî güç kaynağı olarak rol oynar. Onun yönlendirmediği veya karışmadığı olay yok gibidir. Olayın yönü genellikle rüya âleminde ve Hz. Ali’nin tayin ediciliği, yol göstericiliğinde gelişir, çeşitlenir. Hikâyelerin çoğunda, olaylar rüya şeklinde kısaca tezahür eder. Bunu gösteren Hz. Ali’dir. Köroğlu, bu batın âleminden zahir âleme geçtikten sonra rüyada Hz. Ali’nin çizdiği yönü, yolu, olayları sırasıyla gerçekleştirir. Hz. Ali, Köroğlu’ya rüyasında; kullanacağı yöntemleri, gelişecek olayları, gidilen yerdeki durumu, şehrin grafiğini, kalenin kapılarını, şehirde kendisine yardımcı olabilecek kişileri vb. bildirir. Köroğlu’ya buraya gitmek ve olayları sırasıyla gerçekleştirmek düşer. Şehir, bozkır insanı için bilinmezliklerle doludur. Bu ortam Köroğlu’ya yabancıdır. Bu ortamdan Hz. Ali veya ona inanan Kalenderlerin yardımıyla çıkabilir (IV, 119).
Destanda Köroğlu’nun ilk adı Rövşen olarak geçer. Annesi Rövşen’e hamileyken ölmüş, Rövşen, "gör"de (mezar) doğmuştur. Rövşen’in koruyucusu Hızır’dır. Karanlıktan aydınlığa (mezardan gün yüzüne) çıkan anlamına gelen "Rövşen" adını da Hızır koyar, ona el vurur, nefes verir. Rövşen Hızır’ın nefes evladıdır. (I;7, 29).
Rövşen, çocuk yaştayken tayını kaybeder. Üç gün gider, yorulur, bir çınarın altında uykuya dalar. Üçyüzaltmış eren toplanır Rövşen’i muradına erdirmeye karar verirler. Onu bayıltır, karnını keser, ciğerini yıkar, temizler, nurla doldurur ve "el" verirler. Kırklar "Şeraben tahur"dan bir kadeh sunarlar. "Hazret-i Ali şîr hûda pîr" bir nara atar, Köroğlu’nun tayı kişneyerek gelir. Atının binit takımlarını, savaş âletlerini verirler. Üç dilekte bulunmasını isterler. Köroğlu erenlerden üç dilekte bulunur. İlk olarak kendisiyle atına yüzyirmi yaş verilmesini, yüzyirmi yerinden yaralansa da yıldızlar çıktığında bu yaraların iyileşmesini; ikincisinde kılıcının kâfiri yok etmesini, Müslümana dokunmamasını; üçüncüsünde "ahiret için iman, yetmiş iki dili güman" etmesini diler. Erenlerin tümü her üç dileğe de ayrı ayrı "el verirler" (I;29, 31). Rövşen erenler ceminde dilemesi istenilen üç dilekten başka bir dilek daha diler ve izinin kaybolmaması için bir evlât ister. Ancak erenler üç dilekten başkasına el vermezler. Rövşen üzülür, ağlar, Hz. Ali Rövşen’in yanına gelir, ona kıyamete kadar adının yaşaması için nefes eder, beline kılıç kuşatır. Hızır’ın Rövşen koyduğu adı "hanım adı, koç yiğit adı değil" diyerek beğenmez. Rövşen’in görde (mezarda) doğduğunu duyunca adını mezarda doğan anlamında "Göroğlu" koyar. (I; 29-31)
Destan Köroğlu adının yüzlerce yıl yaşamasının, sonsuza kadar yaşayacağının sebebini Hz. Ali’nin nefesine bağlar. Hz. Ali bütün erenlerin, pîrlerin, Hızır’ın da üstünde yer alan bir varlık olarak destanın merkezine oturur.
Destan metninde Hz. Ali; Pîr, Şîr, Şîr Hüda Pîr, Şah-ı Merdan, Şîr-i Hayber, Şîr-i Dergâh sıfatlarıyla anılır. Hz. Ali sözlü gelenek kültüründe Hızır motifine bağlı olarak geçen daima "hazır ve nazır olma" fonksiyonlarına sahiptir. Destancının bu tekniği özellikle kullandığı düşünülebilir. Sık sık zor durumda kalan Köroğlu Hz. Ali’yi imdadına çağırır. Hz. Ali veya Hızır, kahramana rüyasında veya gerçek olarak hep kıble tarafından görünürler. Kahramanın huzura kavuşacağını sembolize eden bu durum, kutsal bir atmosfer içinde "kıble" ile tasvir edilir. Köroğlu, gücünü aşan noktalarda Şîr Hüda Pîr’i yani Hz. Ali’yi anar veya hatırlar ve onun yardımıyla zoru başarır. Kimsenin çekemediği yayı gerebilme, atamadığı oku uzak noktalara fırlatabilme özelliklerine sahiptir. Attığı ok yedi fili deler, geçer. İsfahan’da kendi gücü ve Hz. Ali’nin yardımı ile kimsenin elde edemediği ok ve yaya sahip olur. Kalenderlerin pîri Hoş Kebil Ahbar, ona, Hz. Ali temalı şiir söyleyince süngüsünü verir. Ayrıca altın yakalı zırh, kolçak, kılıç, teber, altın saplı kama vb. silâhlarla donatır.
Destanın giriş formelinde Köroğlu; hem maddî, hem de manevî silâhlarla donatılır. Maddî olarak bir savaşçının sahip olduğu her türlü savunma ve saldırı silâhlarına sahiptir. Bunu sağlayan ya Hz. Ali veya Hz. Ali’yi pîr kabul eden kalenderler, onu sevenlerdir. Manevî olarak kendisine güç verenler ise Allah, Muhammed, Ali, Hızır, üçler, yediler, kırklar, üçyüzaltmış erenler, pîrlerdir. Batındaki bu güce, zahirde Kalanderleri, ak sakallı bilgeleri de eklemek gerekir. Hz. Ali’nin bu güç sağlayıcılar arasında ayrı bir yeri vardır. Köroğlu’nun umudunun tükendiği, gücünün kesildiği, yok oluşa doğru adım attığı anlarda Hz. Ali var olur ve onu düştüğü sıkıntılardan kurtarır. Kahramanın Hz. Ali’yi rüyasında görmesi, gaipten onun sesini duyması veya saz çalarken Hz. Ali’nin adını zikretmesi kurtuluşun ifadesidir.
Destan metninde rüyada Hz. Ali’yi görmek zulümden, dertten, her türlü ihanetten kurtuluştur. Olumsuz gelişen olaylar bu tür rüya ve rüyalarda tersine işler; kahramanın mutluluğuna doğru bir seyir izler. Köroğlu tam yenileceği veya umudunun tükendiği sırada gaipten duyduğu Hz. Ali’nin sesiyle yeniden harekete geçer. Umutsuzluk umuda, yok oluş varlığa, yitip gitmişlik, diriliğe döner. Hz. Ali’den aldığı nefes, şevk ve sesle silkinir, kendine gelir. Kahramanın kesilen kuvveti, kaybolan bilinci, yok olan kudreti, kısacası kahramanı kahraman yapan bütün unsurlar tekmil birden vücuda gelir. Bu; bir tür ölümden sonra yeniden diriliştir. Dirilişi sağlayan kudret ise Hz. Ali tarafından sağlanır. Hz. Ali yardımıyla kahramanlar kimliğine, benliğine, erliğine kavuşur. Destan metnine göre, başarının sırrı "pîr sahibi olmak"la ilgilidir. Pîri olmayana Tanrı da yardım etmez. Bu tür insanların söz sahibi olmaya hakkı da yoktur.
Hz. Ali’nin adı özellikle ve genel olarak, manzum metinlerde, Köroğlu’nun veya diğer yakınlarının "mahlâs" hanesinde geçer. Destancının Köroğlu ve yakınlarının Hz. Ali’ye bağlılığını ifade için özellikle bu yolu seçtiği düşünülebilir. Bu dörtlüklerde Köroğlu, yakınları ve oğlu Hz. Ali’ye bağlılığını ona olan sevgisini bildirir ve himmet dilerler.
Destanlar; millet veya toplumların duygu, düşünce, kimlik ve benliğini en iyi yansıtan anlatım türlerindendir. Köroğlu Destanı bunlardandır. Köroğlu’nun kimliği konusunda Türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da pekçok araştırmacının değişik görüşleri vardır. Boratav onu 16. yüzyılda yaşamış bir Celalî reisi sayar. Ziya Gökalp, Köroğlu’nun Gazneli Türk hükümdarı Mahmud olduğu görüşündedir. Zeki Velidî Togan destanın kaynağını Kök Türklerle Sasanîler arasındaki savaşlara bağlar ve Köroğlu’nun tarihî kişiliğini bu çağlara kadar götürür. Fahrettin Kırzıoğlu daha da geri tarihe tarihlere giderek Köroğlu’yu 5. yüzyılda yaşamış, Oğuzların Arsaklı boyundan biri sayar. Köroğlu’dan ilk olarak bahseden yazar Evliya Çelebi’dir. Alexandre Chodzko, İran Azerbaycan’ında yazıya geçirilmiş olan Köroğlu Destanı'nın bir versiyonunu 1842’de yayımlayarak Avrupa’da tanıtmıştır. Chodzko, Köroğlu’nun II. Şah Abbas (1642-1667) zamanında Horasan’da doğduğunu ve bu bölgede dahil olmak üzere İran Azerbaycan’ında yaşamış Türkmen boylarından olduğunu ileri sürer.[1] (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn2)
Köroğlu’nun tarihî kişiliğinde olduğu gibi doğup büyüdüğü ve yaşadığı yerler hakkında da değişik görüşler vardır. Destanın Türk dünyasının hemen her bölgesinde yaygınlığı göz önüne alınırsa Türk kültür, tarih ve dil varlığı içindeki önemi daha iyi anlaşılır. Dursun Yıldırım "Köroğlu Destanı’nın Ortaasya Rivayetleri" adlı yazısında bu destanın "Batı" ve "Ortaasya" versiyonu olmak üzere iki temel üzerinde yapılandığını ifade eder.2 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn3) Buna göre Türkmen, Özbek, Karakalpak, Tatar, Kazak, Kırgız ve Uygur Türklerine ait rivayetler ile Tacikler, Buhara Arapları arasında Arapça ve Tacikçe söylenen rivayetler Orta Asya rivayetlerini; Azerbaycan, Anadolu, Balkanlarda yaşayan Türkler ile Gürcü, Ermeni ve diğer etnik gruplar ile milletler arasında anlatılan versiyonlar Batı versiyonunu oluşturur. Destanın Türkmen ve Karakalpaklar arasında altmışiki, Özbekler arasında ellidokuz versiyonu olduğu göz önüne alınırsa yaygınlık alanı, Türk kavimleri arasındaki fonksiyonu ve çimento görevi daha iyi anlaşılır.
Köroğlu Destanı'nın Türkmenistan versiyonu bağımsızlığın getirdiği rüzgârla 1996 yılında Türkiye’de sekiz cilt halinde yayımlandı.3 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn4) Bildirimi, bu versiyonu değerlendirerek oluşturdum.
Köroğlu Destanı; görünen kuvvet olarak bir yanıyla Köroğlu ve atı Kır At’ın; diğer yanıyla gizli güçlerin, yani görünmeyen kuvvet olarak da Hz. Ali Destanı'dır diyebiliriz. Destanda yer alan her hikâyede Hz. Ali manevî güç kaynağı olarak rol oynar. Onun yönlendirmediği veya karışmadığı olay yok gibidir. Olayın yönü genellikle rüya âleminde ve Hz. Ali’nin tayin ediciliği, yol göstericiliğinde gelişir, çeşitlenir. Hikâyelerin çoğunda, olaylar rüya şeklinde kısaca tezahür eder. Bunu gösteren Hz. Ali’dir. Köroğlu, bu batın âleminden zahir âleme geçtikten sonra rüyada Hz. Ali’nin çizdiği yönü, yolu, olayları sırasıyla gerçekleştirir. Hz. Ali, Köroğlu’ya rüyasında; kullanacağı yöntemleri, gelişecek olayları, gidilen yerdeki durumu, şehrin grafiğini, kalenin kapılarını, şehirde kendisine yardımcı olabilecek kişileri vb. bildirir. Köroğlu’ya buraya gitmek ve olayları sırasıyla gerçekleştirmek düşer. Şehir, bozkır insanı için bilinmezliklerle doludur. Bu ortam Köroğlu’ya yabancıdır. Bu ortamdan Hz. Ali veya ona inanan Kalenderlerin yardımıyla çıkabilir (IV, 119).
Destanda Köroğlu’nun ilk adı Rövşen olarak geçer. Annesi Rövşen’e hamileyken ölmüş, Rövşen, "gör"de (mezar) doğmuştur. Rövşen’in koruyucusu Hızır’dır. Karanlıktan aydınlığa (mezardan gün yüzüne) çıkan anlamına gelen "Rövşen" adını da Hızır koyar, ona el vurur, nefes verir. Rövşen Hızır’ın nefes evladıdır. (I;7, 29).
Rövşen, çocuk yaştayken tayını kaybeder. Üç gün gider, yorulur, bir çınarın altında uykuya dalar. Üçyüzaltmış eren toplanır Rövşen’i muradına erdirmeye karar verirler. Onu bayıltır, karnını keser, ciğerini yıkar, temizler, nurla doldurur ve "el" verirler. Kırklar "Şeraben tahur"dan bir kadeh sunarlar. "Hazret-i Ali şîr hûda pîr" bir nara atar, Köroğlu’nun tayı kişneyerek gelir. Atının binit takımlarını, savaş âletlerini verirler. Üç dilekte bulunmasını isterler. Köroğlu erenlerden üç dilekte bulunur. İlk olarak kendisiyle atına yüzyirmi yaş verilmesini, yüzyirmi yerinden yaralansa da yıldızlar çıktığında bu yaraların iyileşmesini; ikincisinde kılıcının kâfiri yok etmesini, Müslümana dokunmamasını; üçüncüsünde "ahiret için iman, yetmiş iki dili güman" etmesini diler. Erenlerin tümü her üç dileğe de ayrı ayrı "el verirler" (I;29, 31). Rövşen erenler ceminde dilemesi istenilen üç dilekten başka bir dilek daha diler ve izinin kaybolmaması için bir evlât ister. Ancak erenler üç dilekten başkasına el vermezler. Rövşen üzülür, ağlar, Hz. Ali Rövşen’in yanına gelir, ona kıyamete kadar adının yaşaması için nefes eder, beline kılıç kuşatır. Hızır’ın Rövşen koyduğu adı "hanım adı, koç yiğit adı değil" diyerek beğenmez. Rövşen’in görde (mezarda) doğduğunu duyunca adını mezarda doğan anlamında "Göroğlu" koyar. (I; 29-31)
Destan Köroğlu adının yüzlerce yıl yaşamasının, sonsuza kadar yaşayacağının sebebini Hz. Ali’nin nefesine bağlar. Hz. Ali bütün erenlerin, pîrlerin, Hızır’ın da üstünde yer alan bir varlık olarak destanın merkezine oturur.
Destan metninde Hz. Ali; Pîr, Şîr, Şîr Hüda Pîr, Şah-ı Merdan, Şîr-i Hayber, Şîr-i Dergâh sıfatlarıyla anılır. Hz. Ali sözlü gelenek kültüründe Hızır motifine bağlı olarak geçen daima "hazır ve nazır olma" fonksiyonlarına sahiptir. Destancının bu tekniği özellikle kullandığı düşünülebilir. Sık sık zor durumda kalan Köroğlu Hz. Ali’yi imdadına çağırır. Hz. Ali veya Hızır, kahramana rüyasında veya gerçek olarak hep kıble tarafından görünürler. Kahramanın huzura kavuşacağını sembolize eden bu durum, kutsal bir atmosfer içinde "kıble" ile tasvir edilir. Köroğlu, gücünü aşan noktalarda Şîr Hüda Pîr’i yani Hz. Ali’yi anar veya hatırlar ve onun yardımıyla zoru başarır. Kimsenin çekemediği yayı gerebilme, atamadığı oku uzak noktalara fırlatabilme özelliklerine sahiptir. Attığı ok yedi fili deler, geçer. İsfahan’da kendi gücü ve Hz. Ali’nin yardımı ile kimsenin elde edemediği ok ve yaya sahip olur. Kalenderlerin pîri Hoş Kebil Ahbar, ona, Hz. Ali temalı şiir söyleyince süngüsünü verir. Ayrıca altın yakalı zırh, kolçak, kılıç, teber, altın saplı kama vb. silâhlarla donatır.
Destanın giriş formelinde Köroğlu; hem maddî, hem de manevî silâhlarla donatılır. Maddî olarak bir savaşçının sahip olduğu her türlü savunma ve saldırı silâhlarına sahiptir. Bunu sağlayan ya Hz. Ali veya Hz. Ali’yi pîr kabul eden kalenderler, onu sevenlerdir. Manevî olarak kendisine güç verenler ise Allah, Muhammed, Ali, Hızır, üçler, yediler, kırklar, üçyüzaltmış erenler, pîrlerdir. Batındaki bu güce, zahirde Kalanderleri, ak sakallı bilgeleri de eklemek gerekir. Hz. Ali’nin bu güç sağlayıcılar arasında ayrı bir yeri vardır. Köroğlu’nun umudunun tükendiği, gücünün kesildiği, yok oluşa doğru adım attığı anlarda Hz. Ali var olur ve onu düştüğü sıkıntılardan kurtarır. Kahramanın Hz. Ali’yi rüyasında görmesi, gaipten onun sesini duyması veya saz çalarken Hz. Ali’nin adını zikretmesi kurtuluşun ifadesidir.
Destan metninde rüyada Hz. Ali’yi görmek zulümden, dertten, her türlü ihanetten kurtuluştur. Olumsuz gelişen olaylar bu tür rüya ve rüyalarda tersine işler; kahramanın mutluluğuna doğru bir seyir izler. Köroğlu tam yenileceği veya umudunun tükendiği sırada gaipten duyduğu Hz. Ali’nin sesiyle yeniden harekete geçer. Umutsuzluk umuda, yok oluş varlığa, yitip gitmişlik, diriliğe döner. Hz. Ali’den aldığı nefes, şevk ve sesle silkinir, kendine gelir. Kahramanın kesilen kuvveti, kaybolan bilinci, yok olan kudreti, kısacası kahramanı kahraman yapan bütün unsurlar tekmil birden vücuda gelir. Bu; bir tür ölümden sonra yeniden diriliştir. Dirilişi sağlayan kudret ise Hz. Ali tarafından sağlanır. Hz. Ali yardımıyla kahramanlar kimliğine, benliğine, erliğine kavuşur. Destan metnine göre, başarının sırrı "pîr sahibi olmak"la ilgilidir. Pîri olmayana Tanrı da yardım etmez. Bu tür insanların söz sahibi olmaya hakkı da yoktur.
Hz. Ali’nin adı özellikle ve genel olarak, manzum metinlerde, Köroğlu’nun veya diğer yakınlarının "mahlâs" hanesinde geçer. Destancının Köroğlu ve yakınlarının Hz. Ali’ye bağlılığını ifade için özellikle bu yolu seçtiği düşünülebilir. Bu dörtlüklerde Köroğlu, yakınları ve oğlu Hz. Ali’ye bağlılığını ona olan sevgisini bildirir ve himmet dilerler.