Orijinalini görmek için tıklayınız : Köroğlu Destanı’nın Türkmen Versiyonunda Hz. Ali


Sıpa_Mansur
23.07.2005, 12:44
Köroğlu Destanı’nın Türkmen Versiyonunda Hz. Ali* (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn1)
Destanlar; millet veya toplumların duygu, düşünce, kimlik ve benliğini en iyi yansıtan anlatım türlerindendir. Köroğlu Destanı bunlardandır. Köroğlu’nun kimliği konusunda Türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da pekçok araştırmacının değişik görüşleri vardır. Boratav onu 16. yüzyılda yaşamış bir Celalî reisi sayar. Ziya Gökalp, Köroğlu’nun Gazneli Türk hükümdarı Mahmud olduğu görüşündedir. Zeki Velidî Togan destanın kaynağını Kök Türklerle Sasanîler arasındaki savaşlara bağlar ve Köroğlu’nun tarihî kişiliğini bu çağlara kadar götürür. Fahrettin Kırzıoğlu daha da geri tarihe tarihlere giderek Köroğlu’yu 5. yüzyılda yaşamış, Oğuzların Arsaklı boyundan biri sayar. Köroğlu’dan ilk olarak bahseden yazar Evliya Çelebi’dir. Alexandre Chodzko, İran Azerbaycan’ında yazıya geçirilmiş olan Köroğlu Destanı'nın bir versiyonunu 1842’de yayımlayarak Avrupa’da tanıtmıştır. Chodzko, Köroğlu’nun II. Şah Abbas (1642-1667) zamanında Horasan’da doğduğunu ve bu bölgede dahil olmak üzere İran Azerbaycan’ında yaşamış Türkmen boylarından olduğunu ileri sürer.[1] (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn2)
Köroğlu’nun tarihî kişiliğinde olduğu gibi doğup büyüdüğü ve yaşadığı yerler hakkında da değişik görüşler vardır. Destanın Türk dünyasının hemen her bölgesinde yaygınlığı göz önüne alınırsa Türk kültür, tarih ve dil varlığı içindeki önemi daha iyi anlaşılır. Dursun Yıldırım "Köroğlu Destanı’nın Ortaasya Rivayetleri" adlı yazısında bu destanın "Batı" ve "Ortaasya" versiyonu olmak üzere iki temel üzerinde yapılandığını ifade eder.2 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn3) Buna göre Türkmen, Özbek, Karakalpak, Tatar, Kazak, Kırgız ve Uygur Türklerine ait rivayetler ile Tacikler, Buhara Arapları arasında Arapça ve Tacikçe söylenen rivayetler Orta Asya rivayetlerini; Azerbaycan, Anadolu, Balkanlarda yaşayan Türkler ile Gürcü, Ermeni ve diğer etnik gruplar ile milletler arasında anlatılan versiyonlar Batı versiyonunu oluşturur. Destanın Türkmen ve Karakalpaklar arasında altmışiki, Özbekler arasında ellidokuz versiyonu olduğu göz önüne alınırsa yaygınlık alanı, Türk kavimleri arasındaki fonksiyonu ve çimento görevi daha iyi anlaşılır.
Köroğlu Destanı'nın Türkmenistan versiyonu bağımsızlığın getirdiği rüzgârla 1996 yılında Türkiye’de sekiz cilt halinde yayımlandı.3 (http://alewiten.com/destan1208031.htm#_edn4) Bildirimi, bu versiyonu değerlendirerek oluşturdum.
Köroğlu Destanı; görünen kuvvet olarak bir yanıyla Köroğlu ve atı Kır At’ın; diğer yanıyla gizli güçlerin, yani görünmeyen kuvvet olarak da Hz. Ali Destanı'dır diyebiliriz. Destanda yer alan her hikâyede Hz. Ali manevî güç kaynağı olarak rol oynar. Onun yönlendirmediği veya karışmadığı olay yok gibidir. Olayın yönü genellikle rüya âleminde ve Hz. Ali’nin tayin ediciliği, yol göstericiliğinde gelişir, çeşitlenir. Hikâyelerin çoğunda, olaylar rüya şeklinde kısaca tezahür eder. Bunu gösteren Hz. Ali’dir. Köroğlu, bu batın âleminden zahir âleme geçtikten sonra rüyada Hz. Ali’nin çizdiği yönü, yolu, olayları sırasıyla gerçekleştirir. Hz. Ali, Köroğlu’ya rüyasında; kullanacağı yöntemleri, gelişecek olayları, gidilen yerdeki durumu, şehrin grafiğini, kalenin kapılarını, şehirde kendisine yardımcı olabilecek kişileri vb. bildirir. Köroğlu’ya buraya gitmek ve olayları sırasıyla gerçekleştirmek düşer. Şehir, bozkır insanı için bilinmezliklerle doludur. Bu ortam Köroğlu’ya yabancıdır. Bu ortamdan Hz. Ali veya ona inanan Kalenderlerin yardımıyla çıkabilir (IV, 119).
Destanda Köroğlu’nun ilk adı Rövşen olarak geçer. Annesi Rövşen’e hamileyken ölmüş, Rövşen, "gör"de (mezar) doğmuştur. Rövşen’in koruyucusu Hızır’dır. Karanlıktan aydınlığa (mezardan gün yüzüne) çıkan anlamına gelen "Rövşen" adını da Hızır koyar, ona el vurur, nefes verir. Rövşen Hızır’ın nefes evladıdır. (I;7, 29).
Rövşen, çocuk yaştayken tayını kaybeder. Üç gün gider, yorulur, bir çınarın altında uykuya dalar. Üçyüzaltmış eren toplanır Rövşen’i muradına erdirmeye karar verirler. Onu bayıltır, karnını keser, ciğerini yıkar, temizler, nurla doldurur ve "el" verirler. Kırklar "Şeraben tahur"dan bir kadeh sunarlar. "Hazret-i Ali şîr hûda pîr" bir nara atar, Köroğlu’nun tayı kişneyerek gelir. Atının binit takımlarını, savaş âletlerini verirler. Üç dilekte bulunmasını isterler. Köroğlu erenlerden üç dilekte bulunur. İlk olarak kendisiyle atına yüzyirmi yaş verilmesini, yüzyirmi yerinden yaralansa da yıldızlar çıktığında bu yaraların iyileşmesini; ikincisinde kılıcının kâfiri yok etmesini, Müslümana dokunmamasını; üçüncüsünde "ahiret için iman, yetmiş iki dili güman" etmesini diler. Erenlerin tümü her üç dileğe de ayrı ayrı "el verirler" (I;29, 31). Rövşen erenler ceminde dilemesi istenilen üç dilekten başka bir dilek daha diler ve izinin kaybolmaması için bir evlât ister. Ancak erenler üç dilekten başkasına el vermezler. Rövşen üzülür, ağlar, Hz. Ali Rövşen’in yanına gelir, ona kıyamete kadar adının yaşaması için nefes eder, beline kılıç kuşatır. Hızır’ın Rövşen koyduğu adı "hanım adı, koç yiğit adı değil" diyerek beğenmez. Rövşen’in görde (mezarda) doğduğunu duyunca adını mezarda doğan anlamında "Göroğlu" koyar. (I; 29-31)
Destan Köroğlu adının yüzlerce yıl yaşamasının, sonsuza kadar yaşayacağının sebebini Hz. Ali’nin nefesine bağlar. Hz. Ali bütün erenlerin, pîrlerin, Hızır’ın da üstünde yer alan bir varlık olarak destanın merkezine oturur.
Destan metninde Hz. Ali; Pîr, Şîr, Şîr Hüda Pîr, Şah-ı Merdan, Şîr-i Hayber, Şîr-i Dergâh sıfatlarıyla anılır. Hz. Ali sözlü gelenek kültüründe Hızır motifine bağlı olarak geçen daima "hazır ve nazır olma" fonksiyonlarına sahiptir. Destancının bu tekniği özellikle kullandığı düşünülebilir. Sık sık zor durumda kalan Köroğlu Hz. Ali’yi imdadına çağırır. Hz. Ali veya Hızır, kahramana rüyasında veya gerçek olarak hep kıble tarafından görünürler. Kahramanın huzura kavuşacağını sembolize eden bu durum, kutsal bir atmosfer içinde "kıble" ile tasvir edilir. Köroğlu, gücünü aşan noktalarda Şîr Hüda Pîr’i yani Hz. Ali’yi anar veya hatırlar ve onun yardımıyla zoru başarır. Kimsenin çekemediği yayı gerebilme, atamadığı oku uzak noktalara fırlatabilme özelliklerine sahiptir. Attığı ok yedi fili deler, geçer. İsfahan’da kendi gücü ve Hz. Ali’nin yardımı ile kimsenin elde edemediği ok ve yaya sahip olur. Kalenderlerin pîri Hoş Kebil Ahbar, ona, Hz. Ali temalı şiir söyleyince süngüsünü verir. Ayrıca altın yakalı zırh, kolçak, kılıç, teber, altın saplı kama vb. silâhlarla donatır.
Destanın giriş formelinde Köroğlu; hem maddî, hem de manevî silâhlarla donatılır. Maddî olarak bir savaşçının sahip olduğu her türlü savunma ve saldırı silâhlarına sahiptir. Bunu sağlayan ya Hz. Ali veya Hz. Ali’yi pîr kabul eden kalenderler, onu sevenlerdir. Manevî olarak kendisine güç verenler ise Allah, Muhammed, Ali, Hızır, üçler, yediler, kırklar, üçyüzaltmış erenler, pîrlerdir. Batındaki bu güce, zahirde Kalanderleri, ak sakallı bilgeleri de eklemek gerekir. Hz. Ali’nin bu güç sağlayıcılar arasında ayrı bir yeri vardır. Köroğlu’nun umudunun tükendiği, gücünün kesildiği, yok oluşa doğru adım attığı anlarda Hz. Ali var olur ve onu düştüğü sıkıntılardan kurtarır. Kahramanın Hz. Ali’yi rüyasında görmesi, gaipten onun sesini duyması veya saz çalarken Hz. Ali’nin adını zikretmesi kurtuluşun ifadesidir.
Destan metninde rüyada Hz. Ali’yi görmek zulümden, dertten, her türlü ihanetten kurtuluştur. Olumsuz gelişen olaylar bu tür rüya ve rüyalarda tersine işler; kahramanın mutluluğuna doğru bir seyir izler. Köroğlu tam yenileceği veya umudunun tükendiği sırada gaipten duyduğu Hz. Ali’nin sesiyle yeniden harekete geçer. Umutsuzluk umuda, yok oluş varlığa, yitip gitmişlik, diriliğe döner. Hz. Ali’den aldığı nefes, şevk ve sesle silkinir, kendine gelir. Kahramanın kesilen kuvveti, kaybolan bilinci, yok olan kudreti, kısacası kahramanı kahraman yapan bütün unsurlar tekmil birden vücuda gelir. Bu; bir tür ölümden sonra yeniden diriliştir. Dirilişi sağlayan kudret ise Hz. Ali tarafından sağlanır. Hz. Ali yardımıyla kahramanlar kimliğine, benliğine, erliğine kavuşur. Destan metnine göre, başarının sırrı "pîr sahibi olmak"la ilgilidir. Pîri olmayana Tanrı da yardım etmez. Bu tür insanların söz sahibi olmaya hakkı da yoktur.
Hz. Ali’nin adı özellikle ve genel olarak, manzum metinlerde, Köroğlu’nun veya diğer yakınlarının "mahlâs" hanesinde geçer. Destancının Köroğlu ve yakınlarının Hz. Ali’ye bağlılığını ifade için özellikle bu yolu seçtiği düşünülebilir. Bu dörtlüklerde Köroğlu, yakınları ve oğlu Hz. Ali’ye bağlılığını ona olan sevgisini bildirir ve himmet dilerler.

Sıpa_Mansur
23.07.2005, 12:45
Köroğlu’dan:

Göroğlu’nun Ali pîri geliver,

Bu bir müşkül iştir derdim alıver,

Can Kır At’tan bir işaret veriver,

Bu gün bana medet verir günündür. (V, 117)

Bu da oğlu Erhasan’dan:

Erhasan’a Allah yârdır,

Bize pîrler medetkârdır,

Kırklar ile Ali vardır,

Şirin canım kurban ettim. (III, 245)

Köroğlu’ya muhabbet besleyen kişilerden biri olan Babakul’dan:

Babakul der, şem teg göçtü İskender,

Dünyada kim oldu Ali gibi pîr,

Süleyman, Hak kıldı, herkese serdar,

Bunlardan bir pîrsiz ben seni gördüm. (II, 137)

Evlâtlığı Ayvaz’dan:

Övez Han der Şah-ı Medet Pîrlerim,

Her müşkül gelince medetkârlarım,

Bir şehri doldurur kullarım,

İşit bunu hepsi burnu kemerli. (II, 137)

Köroğlu’nun çıraklarından biri olan Mîrim’den:

Mirim söyler Hak işitse zârımı,

Yâd edeyim Şah-ı Merdan Pîrimi,

Göroğlu Bey gelse kırar tümünü,

Şimdi beni azad eylen periler. (IV, 41)

Köroğlu çoğu zaman Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikâr ile cenk eder. Köroğlu’ya Hz. Ali’nin armağan ettiği bu kılıç bir zaman sonra Köroğlu’nun oğlu Hasan’ın elinde görülür. Destancı bu tekniğe özellikle başvurur. Köroğlu ve oğlu Hasan, Hz. Ali’nin mücadelesinin devamcısı gibidirler. Zülfikâr’ın önce Köroğlu daha sonra onun oğlu Hasan’ın elinde doğruluğa çalması bunun sembolü sayılabilir. Hz. Ali’nin büyük oğlunun adı Hasan’dır. Köroğlu’nun bel evlâdı olarak geçen tek evlâdının adının da Hasan olması Hz. Ali’yi çağrıştırması bakımından destancının başvurduğu özel bir ayrıntı gibi görünüyor. Destancı, destan metninde benzetmeler ile bir yanıyla Köroğlu’nun Kır Atı ile Erhasan’ın Akkuş adlı atına Düldül gücü verir, diğer yanıyla hem Köroğlu, hem de Hasan’ı Zülfikâr'la savaşa gönderir (III, 235).

Erhasan’ın cenkleri sadece kendisi için değildir. O; Hz. Ali, pîrler, erenler adına, babası Köroğlu adına savaşır. Bütün kutsallıklar, Erhasan’da zuhur etmiştir :

Gelmişim erenler cemi olarak,

Bize medet veren pîrler olarak,

Pîrim Şah-ı Merdan Ali olarak,

Ölmek için bu meydana gelmişim. (III, 235)

Hz. Ali’nin Köroğlu’ya vermiş olduğu öğütler vardır. Köroğlu’nun buna uymaması, yasağı çiğnemesi Hz. Ali’nin koruyuculuğunun üstünden kalkması demektir. Hz. Ali Köroğlu’ya; "Tanrıyı bir bilirsen, acze düşmüşlere düşmanlık etmezsen, kaçanı kovucu olmazsan her zaman yanında oluruz" der (II, 19). Köroğlu, bu sözlerin gereğini yerine getireceğine söz verir. Kaçanı kovuculuk yasaklanmış davranış şekli olmasına rağmen, benlik getirir ve yasağı çiğner. Verdiği sözü tutmaz, bozguna uğrayan kaçkın düşmanı Sultan Tokmak’ı ardından kovalar. Bu andan itibaren Köroğlu’nun gücü kesilir, atının sırtından düşer. Hatasını anlar, Hz. Ali’den af diler, yeniden kendine gelir (II, 361). Destana göre "sözünün eri olmak" Hz. Ali’nin en önemli düsturudur. Destanın başka bir yerinde sözünde durmayan Köroğlu hastalanır, altı ayda ancak iyileşebilir. (II, 375). Verdiği sözü yerine getirdiğinde, kaçanı kovmadığında ise böyle bir olumsuzlukla karşılaşmaz (I, 231).

Bu ortamda benliğe yer yoktur. Benlik eden, nefsine uyan mutlaka cezalandırılır. Hatasını anlayan kahraman, ancak doğru düşünce ve erdemi bulduktan sonra huzura kavuşur. Köroğlu nefsine uyup, kendisini Nüşirevan’dan âdil, Hatem-i Tay’dan daha insancıl, Hazret-i Ali’den daha atik ve yetenekli görmeye başladığında (II, 269) onun cezasız kalmayacağı hemen anlaşılır. Nitekim, Leke adlı padişahın emriyle Arap Reyhan tarafından tutsak edilip götürülür. Hz. Ali’den ve ululardan af diledikten, gerçeği gördükten sonra tekrar hürriyetine, kimliğine kavuşur.

Kahraman yola çıkarken ululardan, pîrlerden "destur (izin)" alır. Böyle bir hazırlık kahramanı çıkacağı saferde başarılı kılar. Bunu yapmadığı taktirde hüsrana uğrar (III, 251). Köroğlu, sefere çıkarken bir peri kızı olan karısı Ağayunus Perinin nasihatini tutmamış, Şehr-i Bostan’da bulunan Âşık Aydın Pîr’den "ruhsat" almamıştır. Çıktığı seferde Harmandeli adlı kızla güreşe tutuşur ve ona yenilir (IV, 5-33).

Köroğlu’nun oğlu Erhasan’ın atı Akkuş’un babası Kır At’tır. Akkuş Kır At’ın, kendisi ise babasının bütün özelliklerini gösterir. Kılıcı keskin, eli çeviktir. Babasından izin alarak yağmaya, cenge gider. Onun Köroğlu’ndan izin alarak çıkması başarılı olacağının da habercisidir. Babası onu Tanrıya yakararak pîrlerine emanet etmiştir. Babasının, uluların duasını alan kahramanın yenilmesi, çaresiz kalması mümkün değildir. Erhasan’ın üzerinde pîrlerin himmeti vardır. Onun kollayıcısı, gözeticisidirler. Savaşa girdiğinde babası ve Köroğlu gibi "Allah, der at salar", pîri Şah-ı Merdan’ı çağırarak nara atar. Elindeki Zülfikâr'la kâfiri kırar geçirir.

Erhasan bir "deme"sinde şöyle der:

Alam zülfikârı kesem başları,

Görsün şimdi düşmanların gençleri,

Dağ olup gelsin düşman güçleri,

Haddin varsa işte meydan gel şimdi. (III, 274)

Köroğlu mertlik mertebesinde, erenlerden el almasına rağmen yine de bir insandır. Destanda bu psikoloji iyi işlenmiş, insan gerçeği yansıtılmıştır. Onun insan yönü, zaaflarını da verir. Evlât edindiği Ayvaz’a Gürcistan padişahının kızı Gülruh’u kaçırıp getirmeye karar vermesine rağmen, kızın güzelliği karşısında kimliğini ve aile bağlarını, geleneklerini, töre ve töre kurallarını unutur; karısını oğullarını yok sayar, Gülruh’la evlenmeye karar verir, ancak gaipten "olmaz" diye bir ses duyar:

Arap at meydanda yürür,

Er olan sözünde durur,

Ya Göroğlu pîrin vurur,

Döndüm, kara zülfün senin. (II, 111)

Köroğlu her şeyi reddetmiş, pîrini de unutmuştur. Onun yaptığı bu yanlışı yine pîri düzeltmelidir. Köroğlu hatasını anlar intizâr eder, ağlar. Bunun sonucunda "Hüda Taala günahını bağışlar, sonra Şir Hüda pîr’i (Hazreti Ali) günahını bağışlar" (II, 111).

Burada dikkati çeken günah bağışlayıcılığın sadece Tanrı’ya ait bir husus olarak değil, aynı zamanda Hz. Ali’ye de vasfedilmesidir. Kahraman sefere çıkarken "ya Hz. Ali" diye pîrini çağırmalıdır.(I, 271). Bu ifade izin alarak yola çıkmanın işaretidir. Atlanırken bu sözün söylenmemesi izinsiz yola çıkmak anlamına gelir ve kahraman cezalandırılır. Hz. Ali’nin adının anılmaması durumunda çıkılan seferde veya yolda her şey ters gitmekte, savaş esnasında Köroğlu dara düşmekte, yenilmektedir. Hatasını anladığı anda yine imdadına Hz. Ali yetişir ve onu dar durumdan kurtarır.

Köroğlu giriştiği mücadeleyi ancak Hz. Ali "yâr" olursa başarabileceğini söyler (I, 273). Aynı düşünce Ayvaz’da da vardır. O da "Allah’ın Aslanı yâr olursa" tutsak olduğu padişahın sarayından Köroğlu’nun yardımıyla kurtulabileceğini ifade eder (I, 291). Benzer durumu Ayvaz’ın oğlu Nur Ali’de de görürüz. Düşman padişahı Şehen’in en büyük pehlivanı Karahan ile oğlak oyununa tutuşur. Kendisi daha savaşamayacak kadar gençtir. Kır At’a binerken Hz. Ali’yi yardımına çağırır. "Kır At’ın yanına gelip ‘ya Şah-ı Merdan ’ diye üzengiye basıp ata biner" (V, 351) ve hasmını yener.

Ayvaz, Köroğlu’nun evlâtlığıdır. Türkmen geleneğine göre Köroğlu’nun hanımı Ağayunus perinin gömleğinden geçirilmiş, eteğinden çıkarılmış, böylece evlât edinilmiştir. Delikanlılık çağına gelen Ayvaz, Köroğlu’nun itirazlarına rağmen, sefere çıkar, emanet edildiği Haldar’ın da sözlerini dinlemez. Destan geleneğinde, "izin almadan evden ayrılmak" ceza görür. Büyüklerin, uluların sözlerini dinlemeyenler cezalandırılırlar. Ayvaz bu cezayı hemen görür, düşmanın saldırısına uğrar, arkadaşları öldürülür. Kendisi evden ayrılırken bindiği ve Kır At tutsak edilir, emanet olarak aldığı Köroğlu’nun kılıcı elinden alınır, Köroğlu Ayvaz’ı kurtarmaya gelir, ancak onun da yapabileceği bir şey yoktur. Sıkışık durumda iken sazıyla Hz. Ali’yi çağırır. Hz. Ali gelir, yön verir. Ayvaz aldığı himmetle düşmanla mücadele eder (II, 17, 19), galip çıkar. Bu durumu başka epizotlarda da görmek mümkündür. Ayvaz, Ayçemen’i alıp getirmek ve evlenmek üzere yola çıkar. Ancak yakalanır, zindana atılır. Hz. Ali Ayçemen’in rüyasına girer ve zindanda yatmakta olan Ayvaz’ı kurtarmasını ister (II, 145). Bu, Ayvaz’ın Hz. Ali tarafından ilk kurtarılışı değildir. Köroğlu’ya medetkâr olan Hz. Ali, sevgi ve koruyuculuğunu Ayvaz’dan da eksik etmez. Ayvaz babasını dinlemeyerek yola çıkmış, yanındakilerin biri dışında, hepsi öldürülmüştür. Ayvaz zarlanmış, ağlamış, sazıyla Hz. Ali’yi çağırmış düşünde Şah-ı Merdan’ı görmüş, yardım dilemiştir:

Sıpa_Mansur
23.07.2005, 12:46
Ne belâya düştü serim,

Şah-ı Merdan medetkârım,

Çölde gezen Hızır pîrim,

Böyle figâna uğradık. (II, 133)

Metinlerde, Hz. Ali’nin damgası her yönüyle görülür. Köroğlu’nun kendisinin tanınmamak için kullandığı takma adı "Şah Ali"dir. (III, 77-95). Evlâtlığı Ayvaz’ın oğluna "Nurali" adı takılır. "Ali hakkı" adına yemin edilir (II, 319). Düşmana veya atına nişan alınırken "Ya Ali!" diye Hz. Ali’nin himmeti dilenir (I, 121-123) Hz. Ali anılmadan yola çıkılmaz. Hz. Ali metinlerde Tanrıya en yakın varlık görünümündedir. Yüzyirmi yıl yaşayan Köroğlu’ya ölüm vaktinin geldiğini bildirme gücüne ve bilgisine sahip olan yegane kudrettir (V, 429).

Köroğlu, Hz. Ali’den güçle düşmana her zaman meydan okur:

Göroğlu der deme demdir

Kadılara gelen gamdır

Yiğide savaş bayramdır

Maldan baştan geçen gelsin (I, 57)

Köroğlu’dan yana olanlar, onun çevresinde, yanında bulunanlar Hz. Ali çevresinde oluşan kültürden uzak değildirler. Ayvaz’a yardım etmek isteyen Akkız duygularını Nesimî’yi, Mansur’u örnek göstererek belirtir:

Nesimî’yi tabanından soydular,

Derisine saman tıkıp koydular,

Töhmet ile Mansur’un başın yediler,

Mansur’un asıldığı dârı gördüm. (V, 299).

Köroğlu’nun çevresinde yer alan Kalenderler, Abdallar, Babalar destanın içeriği ve dayandığı kültür hakkında önemli ipuçları vermektedir. Köroğlu’nun çaldığı havalardan biri "Abdal Yunus" makamı da vardır. Ona yardım edenler arasında Kalenderlerin adları geçer (IV, 119). Abdullah Kalender, Hasan Ali Baba bunlardandır (II, 15-17). Kalenderler sadece Köroğlu’ya değil, onun oğulları ve yakınlarına da yardımcı olurlar. Bunlar bir tür Ahi teşkilatıdır ve şehirde zanaatkarlık yapmaktadırlar. Bütün bunlar, destan metninin dayandığı kaynağın ana iskeletini göstermektedir.

Köroğlu meydanında cenk ederken Hz. Ali hep yanındadır. Bu husus destanda yapı elementidir. Köroğlu, Ayvaz’ı bulunduğu padişahın sarayından zorla kaçırmıştır. Padişahın damadı Mustafa Bey Köroğlu’nun ardına düşer. Mustafa Bey tek tek savaşta Köroğlu’yu yere düşürür, boğazını keseceği sırada Köroğlu "yetiş ya Ali" der. Hz. Ali gaipten gelerek Mustafa Bey’in "ensesine bir tokat atar, Mustafa Bey’in kuvveti kesilir", hançeri elinden düşer. Köroğlu onu şiiriyle Müslümanlığa davet eder. Musahip (kıyametlik kardeş) olur, kucaklaşırlar (I, 301, 303).

Mustafa Bey, teke tek mücadelede Köroğlu’ya Hz. Ali’nın gaipten yardım ettiğini yaşayarak öğrenmiştir. Ayvaz’ı Köroğlu’ndan alarak padişaha götürmeye gelse de yenilir, geri döner. Yolda padişahın Köroğlu üzerine gönderdiği ordu ile karşılaşır. Ordu komutanı Sepit’e, Köroğlu’ya Hz. Ali’nin yardım ettiğini, bu yolun çıkmaz olduğunu, dönmesi gerektiğini söylerse de onu inandıramaz (I, 305). Köroğlu yine "Şir Hüda pîr" (Hz. Ali)’in yardımıyla Sepit’in komutasındaki beşyüz padişah askerini helâk eder.

Başka bir epizotta ise Köroğlu, yengesini alıp götüren düşmanı Arap Reyhan’ın kızını gönlüyle kaçırır, Arap Reyhan atıyla onu kovalar. Köroğlu’nun amacı onu kızdırmak, atını yormak ve pes ettirmektir. Arap Reyhan Köroğlu’nun bütün uyarılarına rağmen peşini bırakmaz. Köroğlu okuyla Reyhan’ın atının ayağına "ya Ali" diyerek nişan alır: Arap Reyhan Köroğlu ile baş edememesinin sebebini düşünürken Köroğlu’nun sözlerinden pîrinin Hz. Ali olduğunu, onunla baş edemeyeceğini anlar ve Köroğlu ile bir daha kapışmamak üzere ant içer (I, 121, 123).

Köroğlu’nun girdiği savaşlarda başarılı olması için bazen büyüye de başvurulur. Masallardan destana geçmiş olduğunu gördüğümüz bu olağanüstü motifler destana ayrı bir nitelik kazandırır. Hz. Ali düşmana sefer eyleyen Köroğlu’ya iki kuş tüyü verir. bunlardan ak tüy Köroğlu’nun kara sakallı yiğitlerinin saç, sakal, kirpik ve kaşlarını aklaştıracak, kara tüy ise ak saç ve sakallarını karalaştıracak, böylece kılık değiştirmek suretiyle düşmanın kalesine, şehrine girilebilecektir (II, 19, 21). Bu değişim ile Köroğlu ve keleşleri düşmanı yener.

Köroğlu, Ağayunus peri ile nikâhlandığında Hz. Ali de gelir. Ağayunus periye bir mendil bırakarak Köroğlu’nun ağır yaralı olması durumunda verdiği mendille bu yaraları silmesini, yaraların iyileşeceğini, ölümden kurtulacağını söyler (I, 69). Köroğlu’nun yaralı durumlarında Ağayunus, bu mendille onu iyileştirir.

Köroğlu, Hz. Ali’nin yardımıyla olağanüstü güçlere de hükmeder. Kaf dağında yaşamakta olan sevdiği peri kızının evine girmek ister. Kapıda ise bir ejderha yatmaktadır. Şir Hüda Pîri’nin nefes vererek kutsadığı veya efsunladığı toprağı ejderhanın ağzına atar, ejderha ağaca dönüşür, Köroğlu kaleye girer (I, 77).

Sıpa_Mansur
23.07.2005, 12:46
Köroğlu zorda, darda kaldığı noktalarda sazına sarılır. İlayhor denilen devlerle savaşırken de yardım diler:

Bugün pirim bir imdat et,

Gamlı Köroğlu’nu şâd et,

Beni İlayhordan azâd et,

Şah-ı Merdan sen medet ver. (II, 355)

Hz. Ali; dualı olan, kılıç, ok, mızrak işlemeyen İlayhor denilen devlerin ensesine bir tokat atar, bunların güçleri kesilir, Köroğlu ölümden döner ve devleri yener (II, 353).

Köroğlu, büyücü padişahın askerleriyle günlerce çarpışır. Köroğlu’nun öldürdüğü her askerin bir damla kanından üç tane yeni yaratık daha türer, Köroğlu müşkül duruma düşer. Hz. Ali Köroğlu’ya gelir, ve düşmanını yeneceğini söyler, sırrolur. Köroğlu, bu büyülü dünyadan ve varlıklardan Hz. Ali’nin yardımıyla kurtulur (II, 179).

Köroğlu’nun olduğu gibi Kır At’ın da batında iyeleri vardır. Bunlar Hz. Ali, Hızır, erenler ve babalardır. Kır At’a olağanüstü özellikler verirler. Köroğlu’nun giyim ve kuşamında olduğu gibi Kır At’a da binit takımı erenler tarafından kuşatılır. Destancı böylece Köroğlu ile Kır At’ın kaderlerinin kesiştiğini gösterir. Nitekim bu durum Köroğlu’nun ölümüne kadar devam eder.

Köroğlu’nun Kır At’ı da olağanüstü özelliklere sahiptir. Sudan çıkan aygır ve kısrağın yavrusu olan Kır At, Köroğlu’yu aşılmaz dağlardan, geçilmez geçitlerden, alevler, devler arasından, yüksek kalelerden alır kaçırır. Köroğlu’nun "Kır At oyunu" meşhurdur. Çoğu kez düşmanı bu oyunla yener. Atına biner, türküleriyle insanları kendinden geçirir, düşmanın onu tanıması halinde Hz. Ali’yi imdada çağırır, atını mahmuzlar ve düşman kalesinin yüksek duvarlarının üstünden öteye uçar veya büyük kayaları deler, geçer. Kır At’a bu gücü veren Hz. Ali’dir:

Hadi gel pîrim bana yetiver,

Gelip yaramıza melhem ediver,

Kolla Göroğlu’nu götürü ver

Kır At beni Çandıbil’e yetiştir. (III, 101)

Başka bir epizotta ise Köroğlu, Kır At’ından ayrılmış, müşkül düşmüştür. Ona gönderilen at Kır At’tan daha üstündür. Hızır genç Hasan aracılığı ile Köroğlu’ya bir at gönderir. Bu atın toynağından çıkan kum, toprak ok gibi fırlar, bulutlara yükselir. Dişleri marala benzer, yelden hızlıdır, deve gibi ayakları vardır. Destancıya göre bu at Hz. Ali’nin Düldülü olmalıdır:

Hasan oğlan binmiş atı,

Güzel kardan olan zatı,

Pîrden oldu işareti,

Ali’nin Düldülü olmalısın. ( V, 127)

Kır At düşman eline geçmiş, kaçmaması için ayaklarından zincirlenmiştir. Kır At’ı kurtarmaya gelen Köroğlu için bu manzara hazindir. Hz. Ali’den başka sığınağı yoktur:

Çandıbil’dir ilimiz,

Dağlar, titretir kahrımız,

Hazırdır Ali pîrimiz,

Malım Kır At bir dön şimdi. (I, 31)

Köroğlu düşman eline geçmiştir, Kır At’ın, onun tutuklu olduğu bu yere götürülmesi gerekir. Ahmetcan, "Şir-i Dergâ"yı çağırarak Kır At’a bir kamçı vurur ve at uçarak en büyük kubbeyi aşar, Köroğlu’nun tutsak olduğu kaleye varır (V, 397), onu kurtarır. Kır At’a uçma özelliği veren de, Köroğlu’yu kurtaran da Hz. Ali ve onun himmetidir.

Köroğlu’nun ölümüne bağlı olarak Kır At da bu dünyadan göçer. İnsan gibi defnedilir ve Köroğlu'nun yanına gömülür (V, 449).

Köroğlu’nun düşmanları zalim padişahlar, sultanlar, hünkârlar, cadılar, devler büyücülerdir. Köroğlu onlarla giriştiği mücadeleyi Hz. Ali’nin yardımıyla kazanır. Bu haliyle Köroğlu, Hz. Ali’nin cisimleşmiş şekli gibidir. Destan metninde bir zincirin halkaları gibi Hz. Ali Köroğlu’nun, Köroğlu da evlâtlığı Ayvaz’ın vaya oğlu Erhasan’ın imdadına yetişir. Hz. Ali bazen Köroğlu aracılığı ile, bazen doğrudan olaylara müdahale eder, onların yönünü değiştirir. Köroğlu’ya olduğu gibi onun evlâtlarına ve yakınlarına yardım eder. Köroğlu’nun çevresinde bulunan her insan; oğulları, eşleri, yiğitleri, dostlarının hemen tümü, Köroğlu gibi Hz. Ali’yi kendilerine pîr bilirler. Hz. Ali de, kendine olan bu inancı boşa çıkarmaz ve darda kalan iyi insanlara yardım eder.

Destan metninde Köroğlu’yu Köroğlu yapan yegâne güç kaynağı Hz. Ali’dir. Hz. Ali Köroğlu’ya ad veren, neslinin devamı ve adının yaşaması için nefes eden, kılıç kuşatarak cengaver kılan, atına olağanüstülükler kazandıran, nikahında bulunan; duası, nefesi ve yardımını hiç eksik etmeyen, daima hazır ve nazır olan varlıktır. Tanrı’yı bir bilmek, azce düşmüşlere yardım etmek ve kaçanı kovucu olmamak er adam için gerekli bir düstur olarak sunulur. Hz. Ali’nin Köroğlu’dan uymasını istediği kurallar bunlardır. Türk tasavvuf felsefesinin temelinde de bu gerçeklik vardır. Tanrı’yla hemhal olabilme ve insana, gerçeğe erebilmenin sırrı bu sözlerde açığa çıkar. Köroğlu yasağı çiğnediği her olay veya zamanda yenilgiye uğrar. Yenilgilerinin temel sebebi pîri Hz. Ali’ye verdiği sözleri unutmasıdır. Olaylar, bu sözlerin tutulması veya tutulmamasına göre yön değiştirir. Destana değerini asıl veren unsurların başında da bu gerçeklik yatar. Bunu göz ardı edenler, hem Tanrı katında, hem de onun kulları nazarında hoş görülmez, daima hüsrana uğrarlar. Hz. Ali Köroğlu'ya adamlığın, erliğin, paylaşmanın, doğruluğun, kötü insanlarla mücadelenin ana hatlarını öğretir ve onu yönlendirir. Bu metinde Hz. Ali, iyi, dürüst insanın, Hak ehlinin dilidir. Hz. Ali’nin gerçek hayatındaki bilgeliği, mertlik ve yiğitliği bütün Türk halkları tarafından çok çabuk benimsenmiş bu sevgi ve saygı çeşitli anlatım türlerinde önemli değerler olarak ortaya çıkmıştır. Hz. Ali ile ilgili değer ve değerlendirmeler, bu destanda, şüphesiz, Türkmen kültürünün rengini almıştır. Bu felsede; verilen söze iye olma, Tanrı’yı bir bilme, insanların gönüllerinin bir beytullah olduğunu unutmama gerçeği vardır. Destana ve destancıya göre gerçek erlik, insanlık budur. Hz. Ali, sağladığı manevî güçle Köroğlu’ya aksiyon verir, onu dener, çeşitli sınavlardan geçirir. Bu sınamaların temelinde insanlara doğruluğu göstermek, "insan olma" gerçeğini vurgulamak esası vardır.

Hz. Ali ve çevresinde oluşturulan bu değerler Türk halklarının duygu ve akıl birliğini, kâmil insan ve gönül ehlinin nasıl olması gerektiği gerçeğini de veriyor. Bu tür araştırmaların başka araştırmalarla desteklenmesi gerekiyor.

www.alewiten.com, 11.8.2003



--------------------------------------------------------------------------------

* Parantez içerisinde romen rakamıyla gösterdiğimiz numaralar incelediğimiz destanın cilt numaralarını, rakamlar ise bu metinlerin sayfa numaralarını göstermektedir.

[1] Bu konuda geniş bilgi için bkz. P.N. Boratav, Türk Halk Edebiyatı, İstanbul 1992, Gerçek Yayınevi, s.55-58.

2 Bkz. Dursun Yıldırım, "Köroğlu Destanı’nın Ortaasya Rivayetleri" Milli Folklor, s.4, Aralık 1989, s.10-11, 26.

3 İlk beş cildi Lâtin harfli Türkmence ile Türkiye Türkçesine aktarımı, üç cildi ise Kril harfli Türkmencedir. Eserde destanın otuz koluna yer verilmiştir. Bkz. Göroğlu / Türkmen Halk Destanı, Yay. Haz. Annagulı Nurmemmet, Ankara 1996, Bilig Yay., Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı Yay. IC. LVII+511; C.571S.;III. C. 467 S.;IV. C. 585 S.; V.C. 497+XXIX S.