Forum

Alevilik Nedir

Başlatan Hakki Baskoylu · 4 Cevaplar
Avatar

Hakki Baskoylu


1 ay önce

Gönderildi: 13 gün önce
Ben`de Aleviligin Caferi- Sii Mezsebin bir kolu olup, Hz. Ali ve onun soyunun devami olduguna inandirilmis biriydim.

Bunun baslica nedeni; hic kuskusuz 1400 yildan beri islam tarafindan surudurulen cirkin asimile politikasi, ozellikle yasadigimiz YASSAKLAR diyari Turkiye sirinirlari icinde arasirtirarak dogrulari ve gercekleri bulma gibi bir yapilanma olmadigindan dolayi, zorla adapte edilen, baska bilmiyeceksin, bunu boyle bileceksin!! mantigindan oteye gitmiyen baski ve zulumlerin sonucu insanlar Inandiklari gerceklerden uzaklastirma, kendi inanclarini zorla bir baskasina empoze etme cabasindan baska bir sey degildir.

En basit ornegini Dedelerimiz ve halaa yasiyan insanlarimizin bizzat kendilerinin yasadigi Soykirim, Katliam, Zulum ve insanligin kabul edemiyecegi, Yer yuzunde yasiyan ve yasamis olan, Vahsi dedigimiz Hayvanlardan daha vahsice yapilan yiginlarla uygulamalari, yine zorla bu insanlara toz pembe gosterilmeye, suclu degilmis gibi gosterilmeye, suclu baskasiymis gibi gosterilme vs vs cirkin Hile ve Yalan Politikalari ile gunumuze kadar surdurulmus olup. Kendi katilini sevdirme politikasini ALEVI halki icine yerlestirilme cabasi ile Bol, Parcala ve Yonet onursuzluklarini yiginlarla halklarin uzerinde uyguladiklari gibi…. Alevi Halki Uzerinde`de bu igrenc uygulamalar yasatilmistir.

Ilerici, Aydin, Demokrat ve Butun Duyarli insanlarin, Insanliga yonelik yapilan butun haksizliklara tepki gosterirken, yine duzen tarafindan yetistirilmis veya gorevlendirilmis olup Demokrat, Aydin, Ilerici ve Duyarli forumlarda kargasa yaratmak ve bir yigin olumsuzluklari beraberinde getirmek icin gorevli olan bu duzenin gorevlileri…. burada oldugu gibi baska forumlarda`da ayni gorevlerini yapmaktadir.

Bazilari Alevi olmayip, Alevilikle ilgi ve alakalari olmamasina ragmen, Alevi Yasam Felsefesinde Hizir olgusunun bile olmadigini, bilmedigini, ilk kez duydugunu vs vs soyliyen kisi ve kisiler Alevi oldugunu, Aleviligi bugune kadar boyle yasadiklarini, Aleviligi farkli kiliflar icine koyan bu kisilerin Kominist ve Ateist olduklarini vs vs gibi iddalarla kendilerini Alevi kabul ettirip, yazdiklari yorum ve yazilarla Alevi Yasam Felsefesini Karalama ve Asimile etme politikalarini en iyi sekilde yapan, Duzenin Gorevlileri, gorevlerini yerine getirmek icin butun cabalarini harcamaktadirlar.

Bunlarin cabalari belirli bir yere kadar basarili gorunsede, Alevi Yasam Felsefesinde var olan gercekleri bugune kadar yok edemedilerse… Alevi halkini Camiye gonderemedilerse, Namaz Kildirmadiylarsa, Oruc tutturmadilarsa, Hacca gonderemedilerse….. Dun oldugu gibi, Bugunden sonra cabalari yine bosunadir

Saygideger Hayat Can Dostun kisa ve anlamli aciklamasi, nice canlarin degerli yorumlari ile karanliklarin aydinliga cikmamasinin mumkunu varmidir?
San-olsun karanliklari aydinliga cikarma mucadelesini veren butun canlara.

Alevilik : İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur. Bu ne demek? Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır. Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır. Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde.

Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur. Nereden biliyoruz? Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur. Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez. Cemde sorgu sual vardır. Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur. Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”
Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır.

Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz? Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok. Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir.

Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir. Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.

Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez.

Sonuc olarak Alevi Yasam Felsefesi tarihler boyunca Haklinin, Dogrunun ve Guzel olan her olusumun yaninda yer almis, gendisini gelistirmek ve yenilemek adina insanlik icin dogru olan ve insanliga hizmet eden butun guzellikleri alarak insanliga hizmet etmeyi kendisine amac edinmis bir yasam felsefesidir.

Ne Cennet hevesine nede Cehennem korkusuna kapilmistir, elinin tersi ile itmis,
Cennet denen yerin hayali ve gercekle bagdasmadigini, varsa oyle bir yer Edep ve Erkandan uzak insanligin kabul edemiyecegi bir yasam olup, uckur duskunlerin ve cinsi sapiklarin ihtiyac duydugu bir yer oldugunu…. Eline, Beline ve Diline sahip olanlarin boylesi sapik bir iddadan medet ummasi ve umut bagliyarak hayali bir dunya aramasi INSANLIK ISI olmadigini kavramis olup, Cinsi sapik ve uckur duskunlerine meydan okumustur……

Cehennem denen Iskence haneyi yine elinin tersi ile itmis, Ben zaten senin zulumunden, adaletsizliginden, insanliga yonelik butun haksizliklarindan gerektigi kadar iskence cekiyorum, senin Cehenneminde gorecegim iskence bana viz gelir,
Iskence Insanlik Sucudur. Insanlik Onuru Iskenceyi Yenecektir… slogani ile sozde var olan O Allah`a meydan okuyorsa, Insanlik Kendisini hem Cennetinde hemde Cehenneminde yargilayip hak ettigi yere gonderecektir….. Diyorsa….

DINIM SEVGIDIR.
OKUNACAK EN BUYUK KITAP INSANDIR.
INSANLIKTAN DAHA GEGERLI BIR VARLIK YOKTUR.
YARATAN VE YARADANDA INSANIN KENDISIDIR.
SEVGI VE INSANLIK YOLUNDAN BASKA BIR YOL YOKTUR.
DUSUNCE KARANLIGINA ISIK TUTANLARA NE MUTLU.
BILIMLE GITMIYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR.
BENIM KABEM INSANDIR.
BIR OLALIM, IRI OLALIM, DIRI OLALIM.
GELIN CANLAR BIR OLALIM, ZALIME KILIC CALALIM.
HAKKIN VE DOGRUNUN OCUNU ALALIM.
MADDE KARANLIGI, AKIL OLGUSU ILE.
CEHALET KARANLIGI, BILIM OLGUSU ILE.
NEFIS KARANLIGI, MARIFET VE BELINE SAHIP OLMAKLA
GONUL KARANLIGI, SEVGI ILE AYDINLANIR….
HARARET NARDADIR, SACDA DEGILDIR.
KERAMET BASTADIR, TACDA DEGILDIR.
HER NE ARARSAN KENDINDE ARA, KUDUS`DE MEKKE`DE HAC`DA DEGILDIR.

Yukarida saydiklarimiz ve sayamadiklarimizi goz onunde bulundurursak….
Alevi Yasam Felsefesinin yaninda dunku cocuk olan Suc Makinasi, Insanlik Dusmani ve Cinsi Sapiklik uzerine kurulmus ISLAM, Alevi yasam felsefesi ile taban tabana zit bir yapilanmadir
Dogusu Savaslarla Ortaya Cikmis,Savaslarla devamliligini surduren, Kendi Inancini Zorla Baskasina Kabul Ettirme Adina, Nice Soykirim ve Katliamlara Imza Atmis, Sozde Allah Adina, Bas Kesen, Kol Kesen, Yakan ve Insanligin Kabul Edemiyecegi Haksizliklara Imza Atan Uckur duskunu Islam Denen Suc Makinasi ile, Alevi yasam felsefesinin taban tabana zit oldugunu gormemek icin kor olmaktan oteye gitmez.

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Baskoylu
Zaman çizelgemde paylaş

Hakki Baskoylu Üyeyim: 1 ay önce

Gönderildi: 10 gün önce
Alevi yolu Alevi toplum yaşamının bütün alanlarına müdahale eden, kendi bireylerinin sosyal yaşamlarını sevgi ve barış temeli üzerinde biçimlendiren geniş tabanlı bir sosyal örgütlenmedir. Alevilik “ikrarına sadık” canların oluşturduğu bir “yeminli yurttaşlar” topluluğudur.

Alevi yolu aynı zamanda ulaşılmaz derinliklerinde kadim sırlar saklayan ve bu sırları, kendi kurumsal yapısı içinde yetiştirdiği ‘İnsan-ı Kamil’ler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktaran bir gizem okuludur. Bir sırlar öğretisidir. Erenler bu öğretiyi ‘Alevi ince yolu’ olarak adlandırırlar.

Alevi olunmaz, Alevi doğulur diye bilinir ama tam tersidir. Kimse doğarken Alevi olarak doğmaz. Alevi yolu henüz doğmuş bir bebeğin seçme hakkını daha doğarken elinden almaz. Kimseyi kendi rızasının dışında biçimlendirmeye kalkmaz. Kimsenin inancına doğumla birlikte ipotek koymaz.

Bir kişinin Alevi olabilmesi için önce kendi kararlarını verebilecek olgunluğa gelmesi gerekir. Kendi kararlarını kendi verebilecek yaşa gelen kişi önce bir yol kardeşi, yani ‘musahip’ seçer. Yol kardeşleri eşleri ile birlikte bir rehber eşliğinde düzenlenen ‘ikrar cemi’ adı verilen bir yemin töreninde yemin edip ikrar verdikten sonra Alevi yoluna kabul edilirler. Alevi sosyal hayatının bir parçası olurlar.

Alevi yolunun sosyal amacı, topluluk üyesi ‘can’ların tüm yaşam alanlarını sevgiyi ve barışı esas alarak düzenlemektir Yemin vererek topluluk içine katılan herkes sevgi toplumu içinde yaşamanın asgari gereklerini yerine getirmek zorundadırlar. Erdemli olmak, huzura ve toplumsal barışa zarar verebilecek davranışlardan uzak durmak toplumun tüm fertleri için o topluluk içinde varlıklarını sürdürebilmenin olmazsa olmaz şartıdır.

Alevi toplumunda ruhban sınıfın dışında kalan fertlere ‘talip’ adı verilir. Düzenlenen yemin töreni yani “ikrar cemi” ile topluluğun kurallarına ve disiplinlerine uymaya söz verip, topluluğun geniş bahçesine alınan talipler kendi köylerinde, kasabalarında yaşarlar topluluğun Ayin-Cem adını verdiğimiz rutin ibadet törenlerine katılırlar, sürekli olarak mürşidin, pirin, dedenin kutsal gücünün denetiminde bulunurlar.

Bu açıdan bakıldığında Alevilik ruhani bir gücün kutsal otoritesine bağlanmış sevgi ve barış içinde yaşamayı taahhüt etmiş yeminli yurttaşlar topluluğu olarak nitelenebilir…

Alevi Piri –dedesi- yola girmek ve yaşamının kalan bölümünü sevgi ve barış toplumunun esaslarına riayet ederek yaşama arzusunu beyan eden, Alevi terminolojisi içinde talipler olarak adlandırılan isteklilerin üzerine‚ bu yemin töreninde ‘üç mühür’ koyar. Ve şunları söyler;

Canlarım, geldiniz bu rıza şehrine girmeye talip oldunuz. Bu eşikten geçtiniz. Biz de Hakk’ın velayeti ile üzerinize üç mühür koyduk, nefsinize üç yasak getirdik.

Koyduğumuz birinci mühür dudaklarınız üzerinedir. Madem ki bu kapıdan girdiniz bundan böyle bu kapının ardındaki sırlarımızı yabancıya deyici olmayacaksınız. Yalan ve kötü söz söylemeyeceksiniz. Dedikodu yapmayacaksınız. İftiradan, yargıdan ve isnattan uzak olacaksınız. Hakkınız olmayan bir nesneyi asla dudaklarınızın arasından geçirmeyeceksiniz…

İkinci Mührümüz eliniz üzerine konmuştur. Bundan böyle, bundan önce de olduğu gibi çalmayacaksınız ve öldürmeyeceksiniz. Başkasının malına ve canına el uzatmayacaksınız. Haksız yere hiçbir canlıya zarar vermeyecek sebepsiz yere bir çiçeği dahi koparmayacaksınız.

Canlarım kişinin tohumu tutkularını yönetir, bu sebeple üçüncü mühür beliniz üzeredir. Eşinize sadık olacaksınız. Aynı anda birden fazla eşle evlenmeyeceksiniz. Yuva yıkmayacaksınız, yıktığınız yuvanın kadını ve erkeği ile evlenmeyeceksiniz.

Sözün muhtasarı odur ki; Bundan böyle her koşulda ve her ahvalde, dilinize, elinize ve belinize sahip olacaksınız.

Alevi erkânında topluluğun tüm fertlerinin önünde ve mürşit huzurunda üç mührün sınırlarını ihlâl etmemek üzere söz verenler, topluluğun önceden belirlenmiş kurallarına uymak üzere toplumun diğer fertleri ile kefilli ve çok şahitli, bir sözlü anlaşma yapmış olurlar.

Sözleşme kefillidir, çünkü bu toplum sözleşmesinde müsahipler birbirlerinin kefili olmayı kabul etmişlerdir… Sözleşme aynı zamanda çok şahitlidir çünkü bu akit topluluğun tüm tanıklığında gerçekleştirilmiştir.

İkrar verip yemin ettiği halde, topluluk ile yaptıkları sevgi ve barışa dayalı sözleşmeye uymayanlar, toplumun huzurunu ve barışını sağlayan bu üç mühürden herhangi birini fek edenler yani mühürlerden herhangi birini kıranlar için iki tür ceza öngörülmüştür.

Düşkün
Müşkül

Cana kıymak, çalmak, birden fazla evlenmek ve benzeri ağır suçlar‚ ‘düşkünlük’ sebebidir. Yalan söylemek, kavga etmek gibi hafif suçlar‚ ‘müşkül hal’ sayılır… Müşkül olanlar, Alevi yol kurallarına uygun olarak verilen cezayı yerine getirdikten ve bozdukları toplumsal barışı yeniden tesis ettikten sonra bağışlanırlar.

Düşkün olan kimselerin Alevi sosyal hayatına verdikleri zararlar onarılamaz ve kabul edilemez boyutlardadır. Bu nedenle Alevi erkânında düşkün ilan edilen kimseler “yolu, yolumuzdan, malı malımızdan, davarı davarımızdan ayrı olsun” denilerek, Alevi toplumunun dışına itilir.

Alevi terminolojisi içinde bu durumu özetleyen bir özdeyiş de vardır. Erenler, ’Müşkül hallolur, düşkün hallolmaz’ derler.

Alevi erkânı içinde, yol kardeşleri birbirlerinin kefili ve denetleyicisidirler. Bu sebepten talibin işlediği suçtan musahibi de sorumlu tutulur. Suçu işleyene verilen ceza, suçu işleyenin yol kardeşine ve eşlere de uygulanır. Bu nedenle tüm talipler yol kardeşlerini karşılıklı olarak yaşam boyu denetlerler, gerektiğinde birbirlerini uyararak doğru yoldan ayrılmalarının önüne geçerler. Bu iyi dizayn edilmiş dört kişilik bir oto kontrol sistemidir.

Yalan söylemek,kavga etmek nispeten hafif fiiller müşkül halden sayılır.

Alevi yolunda Hakk’ın en görünür, en müstesna hali ile insanda misafir olduğuna inanılır. Alevi deyişi ile; ‘İnsan Hakk’ta, Hakk insandadır’. Cana kıymak Hakk’a kıymaktır bu nedenle hiç affedilmez. Düşkünlük sebebidir. Alevi sosyal hayatında, aynı anda, iki evli olmak da düşkünlük sebebidir.

SIRLAR OKULU

Alevi yolu, Alevi toplumunun sosyal yaşamını düzenlemekle yetinmez. Alevi erkânının asıl misyonu ve varlık sebebi, insanlığın uzun geçmişinde biriktirdiği kim bilir belki de başka bir kaynaktan insanlığa aktarılmış olan kadim bilgileri yani insanlığın gizli sırlarını semboller içine gizleyerek, iyi yetişmiş, yetkin, donanımlı ve erdemli bireyler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktarılmasını temin etmektir.

Alevi yolu, Alevi erkânı içinde, bilgi ancak yetkin olana, hak ettikçe ve hak ettiği kadar aktarılır ki değeri bilinebilsin. Kolay ulaşılan ve ehil olmayan elde toplanan bilginin değerini bulamayacağı, amacından uzaklaşacağı ya heba olup gideceği ya da zalimin elinde kötüye hizmet edeceği düşünülür.

Alevi toplumu içinde gizli sırlar kuşaktan kuşağa olgun insanlar tarafından aktarılır. Alevi toplumunda ‘olgun insan’ bir başka deyişle ‘insan-ı kâmil’ olmak, bireylerinin önüne ulaşılması gereken üstün hedef olarak konulmuştur.

Olgun insan olmak Alevi insanı için yaşamın ütopyasıdır. Alevilikte cehennem korkusu ya da cennet özlemi yoktur. Alevi insanı için üstün amaç yaşarken erdemli olabilmektir.

Alevi yaşamında olgun insan olma süreci talibin tüm hayatını kaplayan uzun ve zahmetli bir yolculuktur.

Alevi erkânı mensuplarının ömürlerini adayarak, gerektiğinde canlarını vererek koruma altına aldıkları ve büyük bir gizlilik içinde sonraki kuşaklara aktardıkları bilgiler, sıradan basit bilgiler ve batıl dogmalar değil, evrenin ve yeryüzünün uzak geçmişi ve insanlığın, bu gezegen üzerindeki serüveni ile ilgili çok önemli ve kaybolmaları durumunda bir daha ulaşılmaları mümkün olmayan sırlardır.

Alevi gizem okulu dört sınıflı ve kırk dereceli bir kardeşlik örgütlenmesidir. Alevi terminolojisi içinde bu okul ‘Dört Kapı Kırk Makam’ adı ile tanımlanır.

Son yıllarda Alevi değerlerini ifade eden tüm tanımların içleri boşaltıldı. Şimdilerde Özlü Alevi sözleri içi boş tekerlemeler olarak dillerde dolaşıyorlar. Ne söyleyen söylediği sözün anlamını biliyor, ne de dinleyen duyduğunu anlıyor.

Alevi sosyal yaşamını düzenleyen ve Alevilerin adımlarını attıkları ilk kapı ‘şeriat kapısı’dır. Az önce bu kapıdan uzun uzun konuştuk. Şeriat kapısında gizem ve sır yoktur. Bu kapı kurallar ve disiplinler kapısıdır. Zaten şeriat sözcüğü de kural ve disiplin demektir. Alevi terminolojisi içindeki şeriat İslam şeriatı değildir. Aleviliğin şeriatı “eline, diline, beline” sahip olma halidir.

İnsan-ı kâmil olmaya giden yol diğer üç kapıdan geçer. Bu kapılar sırası ile;

-Tarikat kapısı
-Marifet kapısı
-Hakikat kapısıdır

Bu kapılar sır kapılarıdır. Aleviliğin gizem okulu bu üç kapıdadır.

Tarikat kapısı küçük sırlar kapısıdır, Marifet kapısı büyük sırlar, Hakikat kapısı da ulu sırlar ya da sırr-ı hakikatlar kapısıdır. Eskiler bu sırlara sırası ile;

-İlm-el Yakin
-Ayn-el Yakin
-Hakk-el Yakin

adlarını vermişlerdir.

Alevilik kendisini sözlü gelenek üzerinden sürdürülerek bugüne taşımıştır. Aleviliğin kendisini dizelere ve notalara yaslaması binlerce yıl sürmüş baskıların ve yasakların ortaya çıkardığı doğal bir sonuçtur.

Alevi gizem okulunda hak edenlere sırası geldikçe aktarılan bilgilerin ana hatlarını Alevi ozanlarının nefeslerinde bir başka deyimle Alevi sözlü geleneğinde buluyoruz.

Hakki Baskoylu Üyeyim: 1 ay önce

Gönderildi: 10 gün önce
ALEVİLER BUNLARI BİLİYOR MU?
Bunlarin Hangisi ALEVI

“Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü de Osman’a ALEVİLER BUNLARI BİLİYOR MU?. Demek ki Ali ile Osman bacanak oluyor. Muhammet, Ali ile Osman’ın kayınbabası oluyor. Ömer Kızı Hafsa’yı Muhammet’e veriyor. Yani Ömer, Muhammet’in kayınbabası oluyor. Muhammet torunu, Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ü Ömer’e veriyor. Yani Ali Ömer’in kayınbabası, Fatma da kaynanasıdır. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammet’in torunu Hüseyin alıyor. Ne kadar karışık ilişkiler yumağı değil mi? Kimin kimse nasıl akraba olduğu belli değil…”

“Aleviler” sözcüğünü tırnak içinde yazmamın nedenini önceki yazılarımı okuyanlar bilecektir. Öncelikle bu sözcüğün anlamı “Ali’nin soyundan” gelenler demektir. Bu sözcük; daha sonra da İslam toplumunun tarihsel süreçte yaşadığı kamplaşmada, Ali’nin ve Ehl-i Beyt’in tarafını tutan ve aynı zamanda onların yolunu; yani İslam’ı sürdürenlere ad olarak verilmiş ve yer yer Şia ile birlikte ve eş anlamda kullanılmıştır. Günümüzde de Necef, Kerbela ve Kum kaynaklı Şia İslam ekolüne mensup olanlara bu ad pekâlâ verilebilir. Çünkü, Ali’nin zaten Muhammet’ten ve diğer halifelerden farklı olmayan Müslümanlık anlayışı ve uygulaması bugün Şiiler tarafından yaşatılıyor. Bir de bazı güney illerimizde ve Suriye’de yaşayan; Muhammed bin Nusayr’in sistemleştirdiği Ali yanlısı bir İslami ekolü benimseyip uygulayan Nusayri Alawi”ler var ki bunları da aynı kategoriye dahil etmek yanlış olmaz. Bu kategoriye eklenecek başka gruplar da vardır.

Oysa ülkemizde, “Aleviler” adıyla anılan, ancak yukarıda yaptığımız tanımın tamamen dışında kalan, sayıları 20-25 milyon dolayında tahmin edilen toplum ise en fazla 200 yıldır bu adla anılmaktadır. Gerçekte bu toplumun, günümüzde de canlı biçimde yaşattıkları inanç unsurları ve ritüelleri, her ne kadar Şiî-İslami motifler taşısa da tamamen kendi kadim yollarına aittir ve İslam’la ya da aşırı sevdikleri Ehli Beyt’in din anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Günümüzde daha çok “Alevî-Bektaşî” diye adlandırılan bu toplum, “daha dün” denilebilecek bir tarihte; 16. yüzyılda, Osmanlı’nın ağır siyasi ve mali baskılarına karşı bir kurtarıcı olarak görüp ölümüne yandaş oldukları Safeviler’in propagandası sonucu, sanal biçimde, gerçekte dahil olmadığı İslam tarihi içinde kendisini konumlandırmış. İslam dünyasındaki iki ana güç odağından biri ve muhalefette olan Ehli Beyt’in yanında yer almış. Safevi yanlısı oluşla birlikte, onları ifade eden “Kızılbaş” sıfatı bu topluma da verilmiş, daha sonra Osmanlı’nın propagandasıyla bu sözcüğe pejöratif anlamlar yüklenmiş. İttihat ve Terakki, bu toplum üzerinde çalışmalar yaptırmış, raporlar yazdırmış. Araştırmacılar, incelemeleri sonucunda bu topluluğa “Köy Bektaşileri” ve “Aleviler” gibi sıfatları uygun görmüş. Çeşitli bölgesel adlar yanında, kendilerine (özellikle Orta Anadolu’da) daha çok “Erenler” diyen bu toplum, Ali’nin hakiki yolunu sürdüren topluluklar için zaten kullanılan “Alevilik” adını son dönemde benimsemekte tereddüt etmemiş.

“Alevilik” aidiyatının benimsenmesinde; bu toplumun Safeviler’le; özellikle de uğruna öldükleri, isyanlar çıkardıkları, kendisine devlet kurdukları ve en çok etkilendikleri Safevî Şahı İsmail’le özdeşleştirdikleri Ehli Beyt’e yönelik aşırı sevgi ve bağlılıklarının oluşması etkili olmuş. Ancak bu aidiyat, “tarafında olma” anlamında siyasi bir bazda gelişmiş. O yüzden bu adın alınması, inançsal açıdan Ehli Beyt’in yolunu sürdürme anlamına gelmiyor. Zaten bu toplum, Şiî Safevileri desteklerken, onun karşısındaki Sünni Osmanlı’yı da Emeviler’le özdeşleştirmiş, böylece bu halkın gözünde Sünni=Yezit olmuş, bir anlam kayması yaşanmış. “Şah = Ali; Osmanlı = Yezit” şeklinde bir algılama oluşmuş.

Hamâsi ve efsanevî bir Şah-ı Merdan Ali kültü oluşturulmuş, o dönemin yaşayan Alisi olarak da Şah İsmail (Hatayi) lanse edilmiş. Hatayi, kendisinin Ali’nin enkarnesi olduğunu iddia ediyordu. Ali’yi Safeviler’den öğrenen bu toplum, O’nu cem yapan, semah dönen, Muhammed’le müsahip olup kuşak bağlayan, engür (üzüm) suyu içen biri olarak oluşturdu muhayyilesinde. İran’daki Aliillahi Ehli Haklar gibi Alevi-Bektaşilik’te de (pek açık söylenmese de) Ali’nin Tanrı’nın bedenlenmiş hali olduğuna inanılır. (tecessüd) Tanrı, Ali’nin bedeninde dünyaya gelmiştir.(Hulul) Bu tür inançların, Allah’tan başkasına Tanrı denmesini şiddetle yasaklayan İslam’la bağdaşması mümkün değildir. İslam, böyle düşünenlerin “şirk” koştuğu gerekçesiyle, öldürülmesini emreder(1)

Ne ki Safevîler, başarılı bir “toplum mühendisliği” çalışmasıyla bu toplumun kendi kadim yolunu bozup, bu insanlara Şiî İslamî bir kimliği siyasal bazda da olsa benimsetirken, İslam’ın teolojisini olduğu gibi tarihini de doğru öğretmemişler. İşlerine geleni anlatıp, gelmeyeni saklamışlar.

Bu “yol”un “teoloji çerçevesi”, tarihsel kökeni, kaynakları ile İslam’dan ayrı olduğunu ve bağdaşmadığını, bu toplumun 16. yüzyılda yaşadığı ve belleğini dumura uğratan, mantığını şaşırtan “Safevî travması”nı önceki yazılarımda anlatmıştım. (2)

O yüzden, “Aleviler”ce bilinip bilinmediğini soracağım konu, daha çok İslam’ın peygamberi ve önde gelenlerinin yaşam tarzları, akrabalık ilişkileri. Özellikle de adeta Tanrı kabul edilerek yüceltilen Ali ile O’nun düşmanı sayılan, hakkını gasp ettiği gerekçesiyle kin beslenen önceki üç halife arasındaki…

Sorumuzun muhatabı da tabiî ki kadim yollarının özünü unutup, kendilerini İslam’ın bir kolu, dalı, mezhebi, hatta “özü” sayan, mesnetsiz biçimde, Ali’nin Ebu Bekir, Ömer ve Osman’dan, dolayısıyla bugünkünden farklı bir İslam anlayışı olduğunu sanan Alevî-Bektaşî toplumudur. Konuyu anlamak için bu kişilerin sadece akrabalık ilişkilerine bakmak bile yeterlidir.

Bu konuda, Sünnî ya da Şiî birçok İslam kaynağında yer alan bilgileri, değerli Araştırmacı Yazar Ünsal Öztürk’ün, önemli bir çalışma olan “Alevilerin Büyük Sırrı” adlı kitabından aktarıyorum:

“Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü de Osman’a veriyor. Demek ki Ali ile Osman bacanak oluyor. Muhammet, Ali ile Ozman’ın kayınbabası oluyor. Ömer Kızı Hafsa’yı Muhammet’e veriyor. Yani Ömer, Muhammet’in kayınbabası oluyor. Muhammet torunu, Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ü Ömer’e veriyor. Yani Ali Ömer’in kayınbabası, Fatma da kaynanasıdır. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammet’in torunu Hüseyin alıyor. Ne kadar karışık ilişkiler yumağı değil mi? Kimin kimse nasıl akraba olduğu belli değil…

Kendilerine ‘Alevi Müslüman’ diyenler ne Osman’a, Ömer’e, Ebu Bekir’e ne kadar kızarlarsa kızsınlar, bu insanların kendi aralarındaki ilişkiler problemsizdir. Örneğin Peygamber Muhammet, Osman’a iki kızını vermiştir. İlk kızı Rukayye aslında Ebu Leheb’in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlıdır. İslamiyet geldiğinde Ebu Leheb iman etmedi ve oğluna Mahmmet’in kızını boşamasını söyledi. Uteybe rukayye’yi boşadı. Rukayye daha sonra Osman’a verildi. Bedir savaşından sonra Rukayye ölünde, Muhammed diğer kızı Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahladı. Bu yüzden Osman’a ‘iki nur sahibi’ anlamına gelen ‘Zinnureyn’ denilmektedir. Bu bilgi İslam kaynaklarının tamamında vardır…..Muhammet de O’nu (Zeyd) kölelikten azat etmiş, oğul olarak kabul etmiş, kendi halasının kızı Zeynep’le evlendirmiş. Daha sonra da Zeynep’le kendisi evlenmişti…”(2)

O halde;

. Muhammet, Ali’nin de Osman’ın da kayınbabası.

.Ali ile Osman bacanak.

.Muhammed Ömer’in eniştesi, Ömer Muhammet’in kayınbabası (kızı Hafsa’dan dolayı)

.Ömer, Ali’nin damadı, Ali Ömer’in kayınbabası. (Kızı Ümmü Gülsüm’den dolayı)

.Ali, kendi kayınbabası Muhammed’in kayınbabası olan Ömer’in kayınbabası…

Evet, gerçekten de “Ne kadar karışık ilişkiler yumağı” değil mi? İçinden çıkılacak gibi değil.

Daha, Muhammet’in biri Ebu Bekir’in 9 yaşındaki kızı Aişe olmak üzere toplam 10, Ali’nin de yaklaşık o kadar (Fatıma’nın ölümünden sonra) eş aldığını, özellikle İkinci İmam Hasan’ın, sürekli eşlerini boşayarak, aynı anda dörtten fazlasıyla nikahlı olmamak koşuluyla toplam 250 eş aldığı, bu yüzden kendisine “Boşayan” sıfatı verildiğini de söylemedik.

“Eeee… ne olmuş yani, bundan ne çıkar?” diyenler çıkabilir.

Bunlardan iki önemli sonuç çıkıyor.

Birincisi şu: Hadi, Kuran’ın değiştirildiği, İslam’ın daha sonra Ehli Beyt’den iktidarı gasp eden Emevilerce bozulduğu, “gerçek” İslamı “Aleviler”in yaşattığı gibi akla mantığa sığmayan iddiaları bir kenara bırakalım. Yukarıdaki karmaşık akrabalık ilişkilerinin oluşturduğu tablo, bugüne kadar tek eşliliği, namus ve vicdanı elden bırakmamış, eline-diline-beline sahip olmayı ilke edinmiş, kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirmiş bu toplumun, kadını bir “mal” olarak gören bu kişilerle inançsal, tarihsel, sosyal ya da kültürel hiçbir bağı olamayacağını gösteriyor. Erenler toplumu, bu tablodaki kişilere mensup, onların yolunu sürdürüyor olamaz.

Buradan çıkan ikinci sonuç da şu: “Aleviler”in yolundan gittiklerini sandıkları Ali’nin son derece sıkı ve girift akrabalık ilişkileri bulunan diğer üç halifeyle, inanç yapısı, dini anlama ve uygulama konularında hiçbir ihtilafı yoktur, olamaz. Ali’nin, kendinden önceki halifelere Kuran, sünnet, fıkıh konularında danışmanlık yaptığı, ayrıca bugün bile “Aleviler”i derinden yaralayan Kerbela’da ölen onbir oğlu içinde Ömer, Osman, Bekir adlarını taşıyanların olduğunu da hatırlatmak gerekir. Ali’nin din anlayışı, bugün Necef, Kum, Kerbela merkezli olarak sürüyor. Diğer İslam coğrafyasında yaşanan din de küçük ayrıntılar dışında bundan farklı değil.

Evet sormak lazım: Aleviler bunları biliyor mu? Ali ile ilgilerinin olmadığını biliyorlar mı?

Ali’yi Tanrı yerine koyan insanlar, zahmet edip Nehc’ül Belaga adlı kitapta yer alan O’nun tamamen İslam şeriatını öğütleyen hutbelerini bir kez olsun okumaz mı?

Peki, Erenler’in kadim yolunun kaynağını Arap çöllerinde arayan, denizi ırmağa akıtmaya çalışan, Müslümanlığı kimselere bırakmayan, Diyanet’te temsil, bütçeden pay isteyen “Alevi-İslam” teorisyenleri bunları bilmiyor mu?

Naki BAKIR

Hakki Baskoylu Üyeyim: 1 ay önce

Gönderildi: 10 gün önce
ALEVİLER ve MUSTAFA KEMAL

Dünya’nın hiçbir yerinde insanlar kendi inançlarını yasaklayan birini asla sevmezler.

Dünya’nın hiçbir yerinde insanlar kendi celladına aşık olmazlar..

Yine Dünya’nın hiçbir yerinde insanlar ibadethanelerini yasaklayan, atalarını katleden birinin fotoğrafını evlerine ve dergâhlarına asmazlar.

Aleviler bu sistemin kurucusu olan kendi atalarını katleden Mustafa Kemal’in resimlerini evlerine ve Cem evlerine asarak celladına aşık bir toplum oldular.

Nazım’in dediği gibi “koyunsun kardeşim koyun.”

Mustafa Kemal bilindiği gibi adına “Kurtuluş Savaşı” denilen harekâta başlamadan önce Hacı Bektaş Veli Dergâhını ziyaret eder ve Alevilerden destek ister. Mustafa Kemal cumhuriyeti ilan ettikten sonra Alevilerin kendi inançlarını serbestçe yaşayacaklarının garantisini verir. Aleviler Mustafa Kemal önderliğinde yürütülen harekâtının başarılı olması için maddi ve manevi, her türlü desteği sunarlar.

Mustafa Kemal harekâtı başarıyla sonuçlandıktan sonra devletin resmi dini “İslam’dır” der. Sünni anlayışı benimser. Alevilere verdiği sözün arkasında durmaz. Aleviliği yok sayar. Aleviler rahatsız olurlar. Mustafa Kemal’e haber gönderirler. Alevilere söz verdiklerini onun için kendilerini desteklediklerini hatırlatırlar. Mustafa Kemal Sünniliğin dışında başka inanç tanımadığını ilan eder.

Bunun üzerine 1921 yılında Koçgiri aşireti önderliğinde dokuz Alevi aşireti bir araya gelerek Mustafa Kemal’i sözünde durmamakla suçlar, Mustafa Kemal’in hain ve bir Alevi düşmanı olduğunu ilan ederler. Koçgiri aşireti Ali Şer önderliğinde Mustafa Kemal’e ve onun faşist düzenine isyan ederler. Mustafa Kemal orduyu ve Topal Osman gibi çeteleri de yanına alarak Koçgiri aşiretine saldırır. Çoluk-çocuk demeden dört bin Alevi’yi kurşuna dizerek katleder. Katliamda sağ kalanları sürgüne gönderir.

Mustafa Kemal Koçgiri Katliamından sonra, kafasında tasarlamış olduğu Türk İslam sentezinin hayat hakkı bulabilmesi için, Alevilerin asimile edilmesi gerektiğini söyler, Din şûrası oluşturur. Din şûrası Sünnilerden oluşur. Mustafa Kemal’in görevlendirdiği din şûrası bir yıllık çalışmadan sonra bugünkü Diyanetin oluşmasına karar verilir. Diyanet 3 Mart 1924 tarihinde Mustafa Kemal’in emriyle 429 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.

Mustafa Kemal bununla da yetinmez. 30 Kasım 1925 yılında Tekke, Zaviye 677 sayılı kanun ile Alevilik yasaklanır. Başta Hacı Bektasi Veli Dergâhı olmak üzere, Alevi dergâhlarının tamamı kapatılır. Alevi inancı resmen yasaklanır. Bugün hâlâ Mustafa Kemal’in 3 Mart 1924 yılında çıkarmış olduğu 429 sayılı yasa yürürlüktedir. Alevilerin Cemevlerine resmi statü 677 sayılı kanun gerekçe gösterilerek verilmiyor.

Mustafa Kemal bununla da yetinmez. Aleviler haklarını aramasın diye Nüfus cüzdanlarına din hanesini ekleyerek, dini İslam yazdırarak ülkenin yüzde 99 Müslüman yani Sünni sayıldı. Anadolu’da Aleviler bu gelişmelerde rahatsız olurlar. Özellikle Dersimliler inançlarının yasaklanmasını içine sindirmezler. Koçgiri Katliamından sonra Aleviler Mustafa Kemal’e güvenmezler. Dersimliler 677 sayılı kanunla Alevilik yasaklanmış olsa da Dersimliler İnançlarını yaşama, yaşatmaya devam ederler.

Mustafa Kemal yeni sinsi planlar tasarlar. 25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da “İstiklal Mahkemesi” adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dâhil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Mustafa Kemal’in özel emri ile Çoluk-çocuk demeden 50 binden fazla Alevi katledildi.

Aşağıdaki rakamlar Mustafa Kemal’in bize nasıl bir devlet bıraktığını göstergesidir. Bu rakamlar devletin 2008 yılının resmi rakamlarıdır.

Türkiye’de 67 bin okul var,
85 bin faal 16 bin yapılan toplam 101 bin cami var.
38 bin cami yaptırma derneği var.
270 kilise var. 77 000 doktor var.
90 bin imam, 15 bin ayrıca din görevlisi olmak üzere toplam 105 bin imam var.
Türkiye genelinde 1220 hastane,
1435 kütüphane var ama çoğu boş ve kitap yok…
Devlet tiyatrosu sadece 13.
Türkiye’de her 60.000 kişiye 1 hastane düşerken, her 300 kişiye 1 cami düşüyor.

Mustafa Kemal’i savunan “Aleviler” Mustafa Kemal’in laik bir sistem getirdiğini söylüyorlar. Cumhuriyet kurulmadan önce 700 yıllık Osmanlı döneminde Alevilik toplam 35 yıl yasaklanmış iken “Laik” Cumhuriyet döneminde ise tamamen yasaklanmıştır. Aleviliğin yasaklandığı Sünniliğin yasalarla devlet güvencesi altında olduğu bir sisteme laik sistem demek Cehaletten başka bir şey değildir.

Mustafa Kemal’i çocuklarımıza bir kurtarıcı olarak göstermek Alevi inancına ve Alevilere ihanettir. Mustafa Kemal bir Alevi düşmanıdır. On binlerce Alevi’nin katilidir. Atalarımızı katleden, İnancımızı yasaklayan, Dergâhlarımızın Kapılarına Kilit vuran Mustafa Kemal’in resimlerini Cemevlerine asmak Alevi inancına ve Alevilere ihanetten başka bir şey değildir.

Bugün Alevi İnancına ve Alevilere devletten çok “esas Müslüman biziz” diyen kendi celladına aşık olmuş Kemalist Aleviler zarar vermekteler. Resmi ideolojinin etkisinde kalarak “esas Müslüman biziz” diyen Kemalist Aleviler, kendi inancını unutup Arap barbarlığına saplanan bir Alevilik asla iflah olamaz. Aleviler Kendi inancına, bu inancın kaynaklık ettiği insani felsefesine sahip çıkmadığı sürece coğrafyamızın Ali’ci Muaviye’ci şer güçlerin kurbanı olmaya devam ederler.
Barış Aydın

Hakki Baskoylu Üyeyim: 1 ay önce

Gönderildi: 6 gün önce
Alevilik Insanligin Dogusundan beri gelen bir yasam felsefesidir. Hz. Muhammed, (Arap Muhamed) Hz. Ali (Arap Ali) Bu yolun onderleri olarak gosterilmeye calisilmasi hic kuskusuz 1400 yillik ASIMILE politiklarin igrenc salidirlarinin bir parcasidir. Olurda Arap Muhamed ve Arap Ali Asimile politikalarini bosa cikaracak olursa, yedek olarak 12 imamlari bu yolun oncusu ve onderleri olarak gostermek Suc Makinasi islamin ikinci planidir. Pekki Arap Ali ve Arap Muhammed Alevi Yasam Felsefesinin hangi sayfasinda gosterebiliriz! Yasamlari boyunca Dillerine, Ellerine ve Bellerine sahip olmiyan, Alevi Yasam Felsefesinin hic bir kuralina ve degerlerine sahip olmiyan bir durusa sahiptirler.
Hz. Muhammed (Arap Muhammed) hayata gozlerini yumdugu zaman 9 Hatunla Evliydi!! Eger hosuna giden bir hatun gordugu zaman, sahip oldugu 9 hatundan birini ya oldurmeliydi yada 3 kez bos bos demesi ile birini bosayip hoslandigi veya begendigi hatunu nikahina almasi siradan bir olaymis gibi gorunurdu. Rivayetlere gore nisanlanip, sozlenip, nikahlanip ve evil oldugu hatunlarin sayisi 39 dur, Cariye ve kolelere tecavuz etmek zina sayilmadigi icin Peygamberligini ilan ettikten sonra toplam olarak en az 69 hatuna tecavuz ettigi rivayet edilir. Ozellikle savaslarda alinan ganimetler en iyileri siralamaya gore dagitilir, ornegin en guzel kole kiz veya Kadin Muhammed`e sunulur, en degerli esya Muhammed`e sunulur. Savas sonucunda ozellikle 5 ile 10 yas aralarindaki esir alinan kiz cocuklara tecavuz edilmesi aliskanlik haline gelmistir, bundan dolayi, Hz. Muhammed 49 yasinda iken en yakin arkadasi olan Hz. Ebu Bekir`in kizi Ayse 6 yasinda iken Ebu Bekir den ister, kendisi, Ebu Bekir kizi Aysenin 9 yasinda oldugunu bu nedenle toplumun tepkisini goz onunde bulundurulmasi gerektigini soyler, Muhammed Soz kesip (nisanlanip) Ergenlik cagina geldiginde (Adet Gordukten Sonra) nikah kiyariz der, Ebu Bekir bunu Kabul Eder, Ayse 9 yasinda adet gorur ve Muhammedin kucagina atarlar. Bu konuda ozellikle Ayse ninde bizzat kendi yazilari var olmasinin yani sira, Islam Ansiklopedisin`de Ayse`nin 9 yasinda Muhammed`le evlendigi rivayet edilir. Muhammed sadece en yakin arkadasi Ebu Bekir`in kizi Ayse ile evlenmekle kalmiyor, yine en yakin arkadaslarindan Omer`in kizi Hafsa ile evleniyor, yani en yakin arkadaslari olan Ebu Bekir ve Omer Hz Muhammed`in kayin babasi olurlar. Bir kac savasta kendsini Muhammed`e siper eden Muhammed`in kolesi Zeyd`I azat eder, Ey Ahali Bundan Sonra Zeyd benim kolem degil Oglumdur, herkes Zeyd`I benim oglum bilsin der, Zeyd bundan cesaret alarak Muhammedin halasinin kizi olan Zeynep`le birbirlerini sevdiklerinden dolayi, bunu aciklar, Muhammed buna sevinir, Halasinin kizi Zeynep`I Evlatligi Zeyd`e ister ve evlendirir. Ayni evde yasadiklari icin, Zeynep`I giyinirken veya banyo yaparken gorur ve kizi sayilan Zeynep`e Asik Oluverir, ikisinide cagirir bosanmalarini soyler, Bosanmak istememelerine ragmen, tepki gosterip bosanmalarini ister, bosandiktan sonra, kendi kizi sayilan Zeynep ile evlenir!!!
Arap Ulkelerin disindaki Musluman Ulkelerde Muhammed`in cok evliliklerini HIMAYESI ALTINA ALMA yalanlari ile Muhammed`I aklamaya calisirlar, ozellikle bu Turkiye`de oldukca yaygin bir propagandadir.1. Hatice ilk esidir, 2. Sevda ile evlendigi zaman kendisinden 6 yas buyuktur bunun sebebi ise Ayse ile evlenecek olmasidir, Ben kucuk yastaki Ayse ile evleniyorum ama kendimden buyuk olan Sevda ile evlendim bunda art niyet yok anlaminda bir imaj yaratilmak istenmistir. Sevda`nin Esi savas da olmus olsada babasi yasiyan birinin Muhammed tarafindan himayesi altina almasi gibi bir anlam tasimaz, hem Ayse icin hazirlik hemde kucuk cocuklara bakmasi icin yapilmis bir evlilik. 3 Ebu Bekir`in kizi Ayse. 4. Omer`in kizi Hafsa, 5. Manevi Kizi Zeynep, 6 daha once muhalefet sonra en yakin arkadasi olan Ebu Sufyanin Kizi Ummu Habibe dir.
Sira ile bakalim hangi hatunu HIMAYESINE ALMIS!!!
BELINE SAHIP OLMIYAN BIRININ ALEVI OLMASINI BIR YANA BIRAKIN MALI MALIMIZDAN, CANI CANMIZDAN, YOLU YOLUMUZDAN UZAK OLSUN DER DUSKUN ILAN EDILIR


1- Hatice: (28 ya da 40 yaşında) Huveylid’ibn Esed’in kızıdır. Daha önce Ebû Hale Zürâre ile evlenmiş ve ondan Hind adında bir kızı olmuştur. O ölünce de Atik ibn Aiz ile evlenmiş Abdu Menaf isiminde bir çocuğu olmuştur; sonra ondan boşanıp Muhammed ile evliliğinde 6 çocuğu olmuştur ama gerek yaşı gerekse çocuklarının bazılarının Muhammed’den mi yoksa önceki kocalarından mı olduğu konusu tartışmalıdır. Özellikle Şii’ler Fatıma dışındaki kızlarının Muhammed’den olmadığını; ikinci kocasından veya kızkardeşinin çocukları olduğunu söylerler. Yaşı 28 ya da 40 dır. Bu konuyu şu linkte incelemiştim:

Hatice’nin yaşı 28 miydi?

2- Sevde bint Zem’an : 50- 55 yaşında olduğu söylenir. Muhammed’in eşleri arasında en az bilgi sahibi olduğumuz o dur. Muhammed ile evlenmeden önce es-Sukran ibn Amir ile evli idi. Kocası onu Habeşistana götürmüş orada Hristiyan olmuş ama Sevde müslümanlığını korumuştur. Daha sonra kocası ölünce Mekke’ye geri dönmüş ve Muhammed bakılması ve yetiştirilmesi gereken ufak çocuklarını yetiştirmesi için onunla evlenmiştir. O da Muhammed’in çocukları ile kendi çocukları gibi yakından ilgilenmiş ve onları yetiştirip büyütmüştür. Lakin Muhammed ondan gördüğü bütün bu iyiliklere rağmen Sevde’nin yaşlı oluşuna daha fazla tahammül edemeyip onu boşamak istemiştir. Prof. İbrahim Canan’in ( Müslim, Rada 47) ‘den olayı şöyle aktarır :

“Hz. Sevde (r.a.)’yi Efendimiz boşamak isteyince, büyük kadın gelmiş ve Allah Resulüne adeta yalvarmış...gününü Aişe (r.a.)’ye verdiğini ortaya koymuş, tek isteğinin peygamber zevcesi olarak vefat etmek olduğunu ifade etmişdi ki, bunlar Allah Resulü’nin nikahı altında kalabilmek için yapılan fedakarlıklardı.” [Hadis Ansiklopedisi-Kütüb-i Sitte c.3 syf. 69]
Ölmeden önce kendi oturduğu daireyi Aişe’ye vasiyet etmiş ve o ölünce Aişe kendi yatak odasını genişletme imkanı bulmuştu. Bu bilgiyi de Hamidullah İslam Peygamberi s.561 no.1101’de Samhûdi, 2, s. 464’den yaptığı aktarımda buluyoruz.

3- Aişe: (Yaşı kesin olarak 9 ‘dur) Ebu Bekr’in kızıdır. Muhammed kendisi ile nikahlandığında henüz 6 yaşındaydı, zifafa girdiğinde ise 9. Aişe başlı başına ayrı bir başlık konusudur, bu liste içinde detay bilgi vermeyeceğim ama bilahire ayrı olarak inceleyeceğim. Şimdilik Martin Kings (Ebubekir Siraceddin)’in Hz. Muhammed’in Hayatı kitabı s.142’den bir ufak bir aktarım yapıyorum :


“Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor : Ben arkadaşlarımla beraber bebeklerimle oynardım. O sırada Peyganber (s.a.v) gelirdi. Onu görünce arkadaşlarım kaçışırlardı. Fakat Peygamber (s.a.v) onları ben onlarla beraber olmak istediğim için geri getirirdi. Bazen onlar kaçmaya fırsat bulamadan: “Olduğunuz yerde kalın” derdi. Çocukları sevdiği ve kızlarıyla oynamaya alışık olduğu için bazen onlara katılıp oyun oynardı. Oyuncakların ve bebeklerin bir çok rolleri vardı. Aişe (r.a.) şöyle diyor: Bir gün ben oyuncaklarımla oynarken Peygamber (s.a.v) içeri girdi ve : “Ey Aişe bu hangi oyun ?” dedi. Ben “Süleyman’ın atları” dedim. O da bana güldü. Fakat bazen geldiğinde onları rahatsız etmemek için cübbesine bürünür beklerdi.”

4- Hafsa: (Yaşı 18-22 arası olarak geçer kayıtlarda) Ömer’in kızıdır. Daha önce Huneys ibn Huzafe ile evliydi ama kocası H. 3. yılında Uhud’da hayatını kaybetti. Hafsa 18 yaşında dul kalmıştı ve babası onu önce Ebu Bekr’e vermek istedi ama o kabul etmedi sonnra Osman’a vermek istemesine rağmen Osman da evlenmek istemedi. (Neden acaba ? Belki Uhud’da ölen kocası Osman’ın yakın bir arkadaşıydı ve Osman onunla evlenme fikrini “etik olarak” kabul edemedi )
Bunun durumu Muhammed’e söyleyen Ömer, Muhammed’den şöyle dedi : “Ya Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayirli birisiyle evlenecektir.”

Ömer büsbütün merak içerisinde kalmıştı. Osman’dan daha hayırlı damat kim olabilirdi ki ? Aradan birkaç gün geçtikten sonra Muhammed Hafsa’ya talib oldu–Osman’dan daha hayırlı olan kişi kendisiydi — Ömer’e dedi ki: “Sen kızın Hafsa’yı bana nikahlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahlarım…”

İlginçtir ama Sunni kaynaklarda Ebu Bekr ve Osman’ın Hafza’yı almayı reddetmesinin sebebi olarak bu iki ismin de “Peygamberlerinin Hafza ile evlenmek istediğini bilmeleri” diye geçer. Ömer onların teklifini reddetmelerine çok içerlenmiş ve kızmıştı, normal koşullarda bu iki ismin de saygı ve sevgi duydukları Ömer’in teklifini reddetme davranışında bulunmaları biraz uzak ihtimal, bu yüzden bu tahmin daha uygun düşüyor bu bağlamda.

Ebu Davud’da Ömer’den yapılan bir aktarım ile Muhammed’in onu boşadığı ama sonra tekrar geri aldığı (talak-ı reci) yazılıdır.
(Ebu Davud Talak, c. 2, 2276) Bu durum İbn İshak ve Taberi’de (c.9 dipnot 884 s.131)’de de geçer.

(Talak-ı reci: Koca bir defa “boş ol” “seni boşadım” derse ve sonra pişman olup eşine dönmek isterse ve kadının iddet müddeti geçmemişse mehir vermeden ve tekrar nikah kıymadan eşine dönebilir–Sadreddin Yüksel)

Hafza’nın yaşını şöyle hesaplayabiliriz :

Hicret yılı 622’dir.
Hicretin 45. yılı ölmüştür (S.Ateş S.332)
Yani 667 yılında vefat etti.
Öldüğünde 60 yaşındadır (Tabari c.39 syf.174)
O halde doğumu 607 dir.
Kocası Uhud savaşında ölünce dul kaldı.
Uhud savaşı yılı 625 tir.
Bu durumda dul kaldığında 18 yaşındadır
Babası Ömer o dul kalır kalmaz onu evlendirmek için Ebu Bekr ve Osman’a gitmiştir, kabul görmeyince Muhammed almıştır.
Bu durumda muhtemelen dul kaldığı sene evlenmiştir ve yaşı 18’dir. (Tabii 1 veya 2 yaş fazla olma ihtimali de Muhammed’in onu kocasının ölümüden ne kadar süre sonra aldığına bağlı olarak mümkündür)

5- Zeyneb binti Huzeyma : (30 yaşındaydı) Necidli Huzeyme’nin kızı. İlk kocası müslüman Tufeyl ibni Haris idi ama ondan boşanıp kardeşi Ubeyde bin Haris ile evlendi o da Bedir’de hayatını kaybedince dul kaldı. Muhammed onu amcasından istedi ve 400 dirhem gümüş mehir *vererek aldı. Muhammed onunla evlendiğinde 30 yaşındaydı (Hamidullah, İslam Peygamberi S. 564, n.1104) Muhammed ile evlendikten üç ya da sekiz ay sonra vefat etti.

6- Zeyneb bint Cahş Yaşı 35 ya da 36 dır) Çahş ibn Riab’ın kızı olup asıl adı Berre’dir. Muhammed onun ismini Zeyneb olarak değiştirmiştir. İlginçtir ama Muhammed’in Mustalık gazasında esir aldıktan sonra nikah kıydığı Cüveyriye’nin de ilk ismi Berre’dir. Muhammed’in bizzat kendisinden “Zeyd’in zevcesi” diye bahsederek Kuran ayeti indirdiği (!) tek eşi odur (Ahzap 35-37) ve Zeyneb Hane-i Saadet’de ki eşler arasındaki böbürlenme yarışında hep bunu öne çıkararak diğer eşlere havasını atardı. Muhammed Zeynebi alarak daha önce gayrimeşru olarak görülen bir anlayışı yıkımış ve bunun yerine üvey oğlunun hanımı ile evlenmeyi Kurani anlamda helal kılmıştır. Uğruna ayet bile indirmiş olması aşağıda Hamidullah’tan aşağıda okuyacağınız bir durumun sonucudur :

“…. Rsulullah’ın sürekli müdahalesine rağmen Zeyd boşanmak istiyordu. Bir gün Resulullah (AS) onun ailesine karşı gösterdiği bu tutumu değiştirmek amacıyla bizzat evinde onu ziyarete gitti ise de Zeyd’i evde bulamadı. Zeyneb evdeydi ve yaklaşık 36 yaşında olmasına rağmen, safranlı suda yıkanmış elbisesi içinde pek cazibeli bir duruşu vardı; bu görüntü karşısında Resulullah (AS) şöyle söylenmekten kendini alamadı :

“Gönüller bir halden diğer bir hale evirip çeviren Allah’ın şanı ne yücedir !”

(M.Hamidullah, İslam Peygamberi s. 566 no.1106)

Zeyneb’in yaşı :

Hicret yılı 622’dir
Evlendiği yıl (H.3 yılı) 625’dir
Hicretin 20. yılı vefat etmiştir.(Hamidullah s. 567)
Yani 642 yılında
Vefat ettiğinde 53 yaşındaydı. (Tabari c.39 s.182)
O halde doğum tarihi 642 – 53 = 589’dur.
O halde evlendiğinde yaşı 625 – 589 = 36 ‘dır.

7- Ümmü Seleme: (Yaşı 27 ya da 29′ dur) Ebu Umeyye’nin kızıdır. İlk kocası Ebu Seleme ile birlikte islamı ilk yıllarında kabul etmişti. Kocası Habeşistan’a hicret eden müslümanlar arasındadır ve akrabaları onun hicret etmesini engelleyip Mekke’de tutmuşlardır ama daha sonra Medine’ye tek başına gitmesine izin vermişlerdir. Hicretin 3 yılı olan 625’de Uhud savaşında kocası hayatını kaybetmesi üzerine 1 yıl yas tutmuş sonra da Muhammed ile 626 yılında evlenmiştir. İlginçtir kocası Uhud savaşında müslüman bir mücahit olarak hayatını kaybemiştir ama Uhud savaşında müslümanların ağır yenilgi almasına neden olan ünlü komutan Halid b. Velid’in de onun yakın akrabası olduğu söylenir. Genellikle yaşlı olduğu hatta Muhammed’den 1 yaş küçük olduğu söylenir ama bu koskoca bir yalandır. Vefatının hicretin ya 59. yılı ya da 61. yılı olduğu hemen hemen her kaynakta geçer ve ayrıca öldüğünde yaşının 84 olduğu da geçer, Öyleyse hesabımızı şöyle yapabiliriz ;

Ümmü Seleme’nin yaşı

Hicret yılı 622’dir.
59. hicret yılında öldü (Sahih Müslim c.2 dipnot: 1218 s.435)
Yani 681 yılında vefat etti
Öldüğünde 84 yaşındaydı. (Sahih Müslim c.2 dipnot: 1218 s.435)
Öyleyse doğumu 597 dir.
625 yılında Uhud’da kocası öldü ve dul kaldı.
1 yılı kocasının ölümüne üzülerek geçmiştir. (Hadislerde onun böyle yas tutması oldukça fazla geçer)
626 yılında Muhammed onu almıştır.
Bu durumda yaşı 626-597 =29 dur.
Ama eğer Hicretin 61. yılında vefat etti ise o zaman yaşı 27 dir.

8- Cüveyriye: (13, 14 ya da 15 yaşındadır) “Cüveyriyye”, “cariyecik” demek. Çok küçük yaştaydı o sırada. 13 yaşında.. .Asıl adı Berre dir ve yahudi Mustalık oğullarından Haris ibn Ebi Dırar’ın kızıdır. Kocasının ismi Musaf bin Safvan dır ama Muhammed’in adamları baskın sırasında onu öldürmüştür.

Beni-Mustalık baskınında esir düştü ve Sabit ibn Kays ibn Şemmas’ın payına düşmüştür. Sâbit onunla mukâtebe yapmıştır. (Mukâtebe: Kölenin bedel karşılığı hürriyetinin verilmesi antlaşması) Cüveyriye’nin hürriyetinin bedeli 400 dirhemdir (ki karşılaştırma yapabilmeniz için şu örnek yerinde olacaktır : O dönem Mekke valisin maaşı aylık 30 dirhemdir) ve bu bedeli ödeyerek onu geri alacak olan ailesi de (öldürülen kocası hariç) esir durumundadır ve bütün servetleri de ganimet olarak ele geçirilmiştir.

Cüveyriye umutsuz bir durumdadır. Bu yaşadıkları onun gibi daha çocuk denecek yaştaki ufak bir kız için fazlasıyla ağırdır ve şok edicidir. İlginçtir ama birileri bu kızın oldukça güzel bir kız olduğu konusunda Muhammed’e haber uçurmuş ve böyle bir güzelliğin ancak ona layık olduğunu söylemişler ve bunun üzerine Muhammed’de onu yanına çağırmıştır. (Tabii kaynaklarda onun Muhammed ile görüşmek istediği de yazılıdır)Cüveyriye’nin o an ki halet-i ruhiyesi köle olmayı kabul edememiş ve kendisini özgürlüğe kavuşturmak için çırpınan ve fazlasıyla korku içinde olan ufacıcık bir kız izlenimi vermektedir. Muhammed ile yaptığı konuşma şöyle geçer :

“Ey Allahın Elçisi ! Ben kabilemin başkanı el-Haris’in kızıyım; başıma gelen felaketi ve içine düştüğüm durumu görüyorsun. Özgürlüğümü tekrar elde edebilmem için bana yardım et ! Allah da sana yardım edecektir” (Hamidullah’ın Muhabbar s.89-90’dan aktarımı)

Buna cevaben Muhammed de der ki : “Bundan daha iyisini ister misin ?” diye sordu. O da: “Bundan daha iyisi nedir” diye sordu. O: Senin fidyeni ben ödeyeyim, sen de benimle evlen” dedi.

Muhammed böyle dünya güzeli körpecik kıza, çözüm olarak kendisi ile evlenmeyi teklif etmiş o da kabul etmek zorunda kalmıştır; hem de kocasının ölümünden sorumlu olan birisinin teklifini. Muhammed onun hürriyet bedeli olan 400 dirhemi Sâbit’e ödeyerek onu satın alır.

Daha da ilginç olanı kaynaklar Cüveyriye’nin babası Haris’in kızının fidye bedelini ödemek için Muhammed’in yanına develer ile birlikte geldiğini ve bu develeri fidye bedeli olarak ödemek istediği yazar.

Haris Muhammed’in yanına gelerek ona şöyle der : “Sen kızımı esir aldın, işte fidyesi”
Muhammed: “Fakat Akik ovasında gizlediğin iki deve nerede ? diye sorar. Bunun üzerine Haris o iki deveyi de getirerek onları da Muhammed”e verir.
(Bu bilgi Martin Kings yani Ebubekir Siraceddin’in “Hz. Muhammed’in Hayatı” s.259’da vardır.)

Tabii bu kızcağız kocasının katili ile evlenecek ve daha kocasının kanı kurumamışken zifafa girmek zorunda kalacaktır.

Cüveyriye’nin yaşını matematiksel olarak hesaplayalım:

Hicret yılı 622’dir
Hicret’in 57. yılında vefat etti.(Hamidullah s.568)
O halde vefat tarihi 679 dur.
Vefat ettiğinde 65 yaşındaydı.(S.Ateş s. 333)
Öyleyse doğum tarihi 614 dür
Evlendiği yıl 628 dir. (Beni Mustalık gazası hicretin 6. yılıdır)
O halde evlendiğinde yaşı: 628 – 614 = 14 dür.

9- Ümmü Habibe : (Yaşı 32 dir) Asıl adı Remle’dir. Ebu Süfyan’ın kızı. İslamı’ın ilk yıllarında kocası ile birlikte müslüman olmuştu. İlk kocası Ubeydullah ile Habeşistana hicret etmiş orda kocası Hristiyan olmuştu. Muhammed Habeşistana bir elçi göndererek onunla nikahını gıyaben kıymış ve elçi ile birlikte onu getirtmiştir. Bu evlilik Hicri 6. yılda oldu.

Babası Muhammed’in ezeli düşmanıdır. Muhammed onun kızını almış ve belkide bu düşmalığı gidermek istemiştir. Ama Süfyan kızı Ümmü Habibe Muhammed ile evlendikten sonra çok değişmiştir. Bir gün Medine’ye Muhammed ile görüşmeye gider ve bir arada da kızını görmek için Muhammed’in evine gider ve kızı ile şu konuşma geçer aralarında :

“…..Önce, kızının, yani Resulullah (AS)’in hanımı olan Ümmü Habibe’nin yanına vardı. Küçücük odasında, yerdeki tek sergi, Resulullah (AS)’ın yatağı idi. Ümmü Habibe bunu derhal dürüp kaldırdı. Babası:

“Niçin böyle yaptın?” diye sorunca, ona şöyle cevap verdi:

“Bu Allah’ın Resulünün yatağıdır. Sen ise bir putperestsin ve buna oturamayacak kadar necîssin, pissin.”

Ebû Süfyân ise şu cümleleri homurdandı: (Yazık hem de çok yazık. Hamidullah “homurdandı” ifadesi ile güya Ebu Süfyanı küçümsemeye çalışıyor ama bu tip ifadeler ancak yazarını küçültür, hele hele söz konusu baba-kız arasındaki bir dialog ise )

“Kızcağızım! Sen bizi terk ettiginden beri ne kadar değişip bozulmuşsun.

(Hamidullah İslam Peygamberi s. 568-569)

Yaşını şöyle hesaplayabiliriz:

Hicret yılı 622’dir
Hicri 44. yıl vefat etti (İbn Sa’d, et-Tabakat c.8, s.100)
O halde 666 yılında vefat etti.
70 yaşında iken vefat etti (İbn Sa’d, et-Tabakat c.8, s.100)
O halde doğum tarihi 666-70= 596 dır.
Evlendiği tarih 628 dir (Hicri 6.yıl)
O halde evlendiğinde yaşı 628 – 596 = 32 dir.

10- Safiyye: (Yaşı 17 dir) Huyeyy b. Ahtab’ın kızıdır ve asıl adı Zeyneb dir. Muhammed Hayber’in fethinden sonra kocası Kinane b. Ebi Hukayk’ı mücevher dolu “Mesk”in yerini öğrenmek için işkence yaptırdıktan sonra boynunu vurdurarak öldürmüş ve ayırca babası ile kardeşi de Muhammed tarafından öldürülmüştü. (Bu konuyu yakında “Hayber ve Allah’ın vaad ettiği ganimetler” konulu başlıkta daha detaylı inceleyeceğim) Safiyye sadece 2 aylık evli bir kadındı. Muhammed onu esir aldığı kadınlar arasından “safiyy” payı olarak seçmişti.(yani daha ganimet dağıtılmadan önce, Muhammed’in ganimetler arasında istediği malı keyfince seçtiği bir liderlik hissesi olarak)

“Katâde (r.a.) anlatıyor : Resulullah gazveye bizzat iştirak edince onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisse, taksimden önce
köle, cariye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği taktirde
bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi)” [Ebu Davud, Harâc 21, 2993]

Not: Kaynaklar da Safiyye’nin önce Muhammed’in elçisi Dıhye’nin payına düştüğü sonra da yine birilerinin bu güzel kadının ancak bir Allah resulüne yakışacağını söylemeleri üzerine Muhammed’in onu yanına getirttiği ve yüzünü açarak baktığı sonra da Dıhye’ye Safiyye’nin görümcesi yani Kinane’nin kızkardeşini verdiği de yazılıdır. Bu iki ayrı rivayet çelişkilidir çünkü sahm-i safiyy payı daha ganimet dağıtılmadan önce riyaset (liderlik) hissesi olarak komutan tarafından ve onun istediği şekilde seçilir ve bundan sonra ganimet dağıtımı başlar. Tabii Muhammed bu ganimet dağıtımında 1/5 humus payını ayrıca alır.

Muhammed asıl adı Zeyneb olan bu genç ve güzel kızın ismini “ganimet payı / ganimet malı” anlamına gelen “Safiyye” olarak değiştirdi. Artık bir ganimet malı olduğu isminden bile anlaşılıyordu. İlginçtir ki, Muhammed bu evliliğinde bir Kur’ân ayetini de ihlal etmişti.

Bakara 234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

Muhammed apaçık Kuran’daki “iddet süresi” ile ilgili ayeti ihlal ediyordu.

“….Daha sonra Allah’ın elçisi Hayber dönüşünde, yolda Enes’in annesinin bezediği Safiyye ile zifaf olmuştur” (Buhari Meğazi 64)

“…. Hz. Peygamber Hayber den ayrılıp bir hayli yol aldıktan sonra konakladığı Sahba’ mevkiinde Hz. Safiyye ile gerdeğe girmiştir.
(İslam Tarihi, A.KÖKSAL,14/291)

Evet, Muhammed’in Hayber’de 4 ay 10 günden daha fazla kaldığını ispatlayacak olan varsa buna cevap verebilir.

İlginç bir bilgi de vardır kayıtlarda Safiyye ile ilgili:

“Ölüm döşeginde iken, mallarının üçte birini Yahudi dinine bağlanmakta ısrar eden yeğenine vasiyet etti. Bazı Müslüman sahabeler bu vasiyetin yerine getirilmesine karşı çıkmışlar, ancak Muhammed (AS)’in hanımı Ayşe, araya girerek vasiyet yapılanın lehine taraf tutmuştur” (Hamidullah. s. 569 no. 1110)

Peki ama ne kadar malı miras olarak bıraktı Safiyye ? Oldukça yüklü bir miktar olduğunu ve gayrimenkuller de bulunduğu yazılıdır kayıtlarda (100 bin dirhem değerinde) kızkardeşinin oğluna bırakmıştır. ( Not: O dönem mekke valisinin aylık maaşı 30 dirhem idi)

Safiyye konusunu İlhan Arsel’den okumak isteyenler bu linkten okuyabilirler:

http://www.ilhan-arsel.org/Kissalar2/kissa214.htm

Martin Kings / Ebubekir Siraceddin der ki: “Safiyye 17 yaşında ve Kinane ile evleneli henüz iki ay olmuştu.” (s.287)

Aynı şekilde, Tabari (c.39 s.184)’de de 17 yaşında olduğu–ingilizce kaynaklardan öğrendiğim kadarıyla—yazılıdır.

Yaşını şöyle hesaplayabiliriz :

Hicret yılı 622 dir
Hicri 50 yılında vefat etmiştir. (Hamidullah, no.1110)
Yani 672 yılında
Vefat ettiğinde 60 yaşındaydı. (Vefat ettiği yaşı Türkçe kaynaklarda bulamadım ama internetteki ingilizce Arap sitelerinin hepsinde 60 olarak geçiyor)
O halde doğum tarihi 612 dir.
Evlendiği yıl 629 (Hayber’in fethi)
O halde evlendiğinde 629 – 612 =17 yaşındadır.

11- Meymune binti Haris: (36 yaşındadır) Haris kızıdır. Asıl ismi Berre dir (hatırlarsanız Zeyneb b. Cahş ve Cüveyriye’nin de adı Berre idi)
İslamiyetten önce Mes´ud b. Amr ile evliydi ve ondan ayrılıp Ebu Rühm b. Abduluzza ile evlendi ve onun ölümü ile dul kaldı.

Kendisini Muhammed’e hibe etmiş ve bu yüzden mehir alamamıştır. (İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 132) bu bilgi ayrıca (Sahih Muslim c.2 no 1919)da bulunuyor.

Ahzap 50. ayetteki mehirsiz olarak kendini Muhammed’e hibe eden kadının o olduğu söylenir ( Başka isimlerde zikredilir kaynaklarda bu ayetteki isim için)

“Aişe diyor ki bu kendini hibe etme konusu ile ilgili : “Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mı ki, kendini bir erkeğe armağan etsin?”
(Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an/336 , Müslim hadis no: 1464; Tec-rîd, hadis no: 1721.)

Muhammed Hudeybiye anlaşması gereği çıktığı 3 günlük Umre ziyaretini uzatmak için Meymune ile yapacağı nikahı bahane olarak kullanmak istedi ve Mekkelilere şu öneride bulundu :

–İsterseniz, zevcemle evlenme törenini yapmak üzere burada üç gün daha oturayım ve çekeceğim düğün ziyafetine sizi de çağırayım

Onlarda şu cevabı verdiler:

–Artık yanımızdan ayrılıp git! Müddet dolmuştur!

Muhammed cevaben :

–Ben sizden bir kadını nikahlamışım. Onunla evlenme törenini yapıncaya kadar bırakılmamdan size ne zarar gelirdi. Ne olurdu, beni bıraksaydınız da, evlenme törenimi aranızda yapsaydım, sizin için yapacağımız düğün yemeğimizde de bulunsaydınız? diye ısrar eder ve
Böyle yapmak, size düşmez, yaraşmaz mıydı ? diye ekler.

Kureyş temsilcileri:

–Senin düğün yemeğinde bulunmak, bize gerekmez ! Bize ne sen, ne de düğün yemeğin gerek ! Hemen çık git artık yanımızdan ! (Asım Köksal İslam Tarihi)

İlginç dialoglar…Muhammed nikahını bile siyasi bir amaç için kullanıyordu..

Yaşını şöyle hesaplayabiliriz:

Hicret yılı 622 dir.
Hicri 51. de vefat etti (Hamidullah s. 570)
Vefat yılı 673 dür.
Vefat ettiğinde 80 yaşındaydı.(Bütün kaynaklarda geçer)
O halde doğumu 593 dür.
Evlilik yılı 629 dur. (Hudeybiye’den 1 yıl sonra “umre” ziyaretinde )
O halde evlendiğinde 629 – 593 = 36 dır.

Tabii S.Ateş (Kuran’a göre Hz. Muhammed’in Hayatı s. 334)’de onunla 61. hicret yılında evlendiğini yazar. Eğer Ateş haklıysa o zaman Meynune’nin yaşı 10 yaş daha düşerek 26′ ya iner. Şimdilik Hamidullah’ı dikkate aldım ama bu durumu araştıracağım.

12- Fatıma Dahhak bin Süfyan (el-Kilâbiyye): S.Ateşten aynen aktarıyorum :

“Hicretin 8. yılında Peygamberin kendisi ile evlendiği Fatıma, gerdek esnasında Peygamber’den Allah’a sığınınca Peygamber onu boşamıştır. Daha sonra “Ben ne bahtsızım !” diyerek kendisini kınayan Fatıma, 60. Hicret yılında ölmüştür.”
(Kuran’a göre Hz Muhammed’in Hayatı s. 334-335)

Eğer öldüğü zamanki yaşı hakkında bilgi var ise o zaman evlendiği zamanki yaşını çıkartabiliriz ama ben bulamadım..

13- Reyhane binti Zeyd: Yahudi Kureyza kabilesine mensup idi. Güzelliği ile meşhur genç bir yahudi kadını idi.

Kocasının ismi Hakem idi ve Kureyza baskınında öldürülmüştü. Geriye kalan babası, kardeşleri ve diğer erkek akrabaları ise Kureyza esirlerleri arasında boynu Zübeyr ve Ali tarafından vurulanlar arasındaydı. Reyhane’nin Muhamed’in eşi olup olmadığı ve cariyesi olarak kalmış olabileceği de hep tartışma konusu olmuştur. İbn Sa’d da onun “safiyy” payı olarak daha ganimetler dağıtılmadan önce Muhammed’in onu kendisine ayırdığı ve onu hür zevceleri arasına kattığı yazılıdır. Kurtubi’ye göre de Muhammed kendisini azad edip onunla evlenmiştir. İbn İshak da ise cariye olarak kaldığı yazılıdır.

Hamidullah Belzuri’den yaptığı bir aktarma da Muhamed ve Reyhane arasında şöyle bir konuşma geçtiğini anlatır :

–Muhammed onu nikahlama önerisinde bulunmuş ve böylece özgürlüğüne kavuşacağını söylemiş, o ise şu cevabı vermişti.

“Beni nikahlamaktansa cariyen olarak al ! Ben bir cariye kadın olarak kalmayı yeğlerim, zira hür müslüman kadınlar gibi başıma örtü ve yüzüme peçe takmak istemiyorum” (İslam Peygamberi s.573 no: 1117)

Ayrıca siyer kaynaklarında (İbnu’l Kayyum 1/113, Cevzi, el-Vefa 647 ) Muhammed’in ona 500 dirhem gümüş mehir bedeli vererek nikahına aldığı ve gecelerini de öteki hür hanımlarıyla olduğu gibi eşit paylaştığı da yazılıdır.

Hamidullah’ın Samhûdi’den yaptığı aktarımında ise Reyhane Medine’ye yerleşmemiş eski evinde oturmaya devam etmiştir. Başka kaynaklarda da Muhammed’in Reyhaneyi bu eski evinde düzenli olarak ziyaret ettiği yazılıdır.

Reyhane’nin yaşının 19 olduğu rivayet edilir. Ölüm tarihi ise Hicri 10. yıldır.

14- Sena binti Esma (el-Neset bint Rifa): Benu Kilab veya Benu Harm kabilesindendir. Muhammed’in onunla nikahlandığı hemen hemen her kaynakta geçer. Aynı şekilde zifafın gerçekleşmediği de yazılıdır. (Tabari c.9 s.135-136. ve c. 39 s.166) ‘da Muhammed ile nikahının kıyılmasının peşinden evlilik tamamlanmadan önce öldüğü yazılıdır. İslami kaynaklar da onun Muhammed ile evlendiği için duyduğu sevinçten dolayı öldüğü bile yazılıdır.

Not:Aslında islam tarihçileri evlilik konusunda “Nikah mı, zifaf mı, peçe mi kriter alınmalıdır ?” gibi sorularla kendilerine meşgale yaratırlar. Bu yüzden genellikle zifafa girmediği kadınları eş lisletsine koymazlar ve bu şekilde Muhammed’in eşlerinin sayısını düşürmeye çalışırlar. İlginçtir ama eğer zifaf kriter ise o zaman neden Marya ve Nefise gibi (hatta Reyhane de) Muhammed’in cinsel ilişki de bulunduğu cariyelerini eşler listesine dahil etmezler ? Bazı islam alimleri (!) bunlara “zevce-cariye” demişlerdir ama eş listelerinde bunlar dahil edilmez ve mümkün olduğu kadar Muhammed’in eşlerinin sayısı düşük tutulmaya çalışılır. Tabii aynı zaman dilimi içinde Muhammed’in en fazla 9 kadınla *evli olduğunu söyleyerek bu rakamı tek haneli hale getirme konusunda gösterdikleri hüner de taktire şayandır.

15- Esma (Ümeyme) ibn Cevn : Numan ibn Şürâhil el- Cevn el-Kindiyye’nin kızıdır. Bu kadın ile ilgili en ilginç satırlar S.Ateş’de var:

“Peygamber gerdekte yanına varıp da “Gel !” deyince “Sen gel !” demiş Peygamber de onu boşamıştır. Bir rivayete göre Allah’a sığınan kadın bu kadındır.

Buhari de şöyle diyor : Allah’ın elçisi (s.a.v) Şurahil kızı Umeyme ile evlendi. Yanına varıp elini uzatınca kadın hoşlanmaz bir tavır takındı. Peygamber Useyd’e bu kadını donatıp, iki beyaz keten elbise giydirerek geri göndermesini emretti. Başka bir rivayete göre peygamber Esma’ya. “Kendini bana hibe et !” dedi. Esma “Kraliçe kendini çobana hibe eder mi?” deyince Peygamber onu teskin etmek için elini onun üzerin koydu. Esma: Senden Allah’a sığınırım” dedi. Peygamber “Sığınacak yere sığındın ve tam sığındın” dedi ve Ebu Useyd’e, o kadına iki râziki elbise giydirip ailesine ulaştırmasını emretti.” (S.Ateş-Kuran’a göre Hz. Muhammed’in Hayatı s.335)

Kütüb-i Sitte de bu konuda ki rivayet şöyle geçer :

5583 – Hz. Aise radiyallahu anha anlatiyor: “****tu’l-Cevn Resulullah aleyhissalatu vesselam’in yanına girince: “Senden Allah’a sığınırım!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
“Gerçekten büyüğe sığındın. Ailene dön!” buyurdular.”
Buhari, Talak 3; Nesai, Talak 14, (6, 150).

Buhari Talak (Kitab’u Talak)’da 1832, 1833 no’lu hadislerde de S.Ateş’in verdiği bilgileri bulabilirsiniz (Not :İnternette rahatlıkla bulabilirsiniz)

16- Ümmü Şerik : Guzeyye b. Cabir’in kızı olduğu islami kaynaklarda yazılıdır. Ümmü Şerik ismi ile çağrılmasının sebebi onun daha önceki evliliğinden Şerik isminde bir oğlu olması. Ahzap 50’nci ayette geçen Muhammed’e kendini hibe eden kadının bu olduğu da (İbn Sad-Tabakat vb.) kaynaklarda yazılıdır. Tabii aslında bu ayette bahsedilen kadının tek bir kadın veya özel olarak bahsedilen herhangi bir kadın olmadığı da açıktır. Bu ayette kendini Muhammed’e hibe edecek herhangi bir kadın sayı sınırlamasına tâbi olmadan bahsedilmektedir. Genel görüş bu hibe eden kadın sayısının 4 olduğu yönündedir. Bunlar Meymune, Zeynep b. Huzeyme, Ümmü Şerik ve Havle b. Hakim’dir.

Bu ismi aynı zamanda İslam’ı yayma konusunda oldukça fazla çaba göstermiş bir Mekekli kadın olarak da görürüz.
Muhammed’in onunla evliliği ile ilgili çeşitli rivayetler vardır, bunlar;

–Muhammed’in onunla evlendikten sonra zifafa girmeden boşadığı S.Ateş
–Muhammed’in onu yaşlı olmasına rağmen güzel olduğu için aldığı Vakidi’de *
–Muhammed’in önce onunla evlendiği sonrada görmeye gittiği ve yaşlı olduğunu görünce de boşadığı Taberi’de
–Muhammed’in ona evlenme teklif ettiği ama evlenmediği İbn Sad’ da
–Muhammed’in onun kendisini hibe etmesinden sonra onunla evlendiği ve zifafa girdiği Diyarbekiri’de

ve daha bir çok kaynakta geçer

17- Kuteyle b. Kays : Eş’as’ın kızkardeşi olarak bahsedilir kaynaklarda. Daha doğrusu Muhammed’in ölümünden kısa bir süre önce *Eş’as kızkardeşini önce Muhammed’e nikahlamış sonrada onu getirmek için Hadramuta gitmiş ama yolda gelirken Muhammed ölmüştür. İlginç olan şu ki, bu kadın daha sonra Ebu Cehil’in oğlu İkrime ile evlenmiş ama halife Ebu Bekir Ahzap suresi 53. ayet gereğince bu evliliğe karşı çıkmış ama Ömer b.Hattab kadının Muhammed ile zifafa girmediğini söyleyerek Ebu Bekir’i ikna etmiştir. Her zaman Muhammed’in evliliğin alâmeti olarak üç kriter tartışılmıştır halifeler döneminde. Bunlar zifaf, peçe ve *nikah dır. Bu önemli bir konu olmuştur çünkü birincisi Muhammed’in zevcelerine onun ölümünden sonra evlilik yasağı vardır (Ahzap 53) ve bunu kontrol edecek olan da halifelerdir. İkincisi Muhammed’in zevcelerine devlet bütçesinden tahsis edilen atıyye (bağış maaş) ile ilgili olarak da önem kazanmıştır bu durum.

Burada ilginç başka bir durum daha vardır. M.Ü. İlahiyat Fak. Prof. Sadrettin Gümüş’ün “Resulullah’ın Aile Hayatı ile ilgili Ayetlerin Toplu Değerlendirilmesi” isimli makalesinde (Hz. Peygamber ve Aile Hayatı-Ensar Neşriyat s.225) Mustaiza isimli bir kadından bahseder. Bu kadın Muhammed’in ölümünden sonra Kuteyle’nin abisi yani Muhammed’e kızkardeşini veren Eş’as ile evlenmiştir. Bu durum Ömer b. Hattab’ı çok öfkelendirmiş ve Ömer b. Hattab her ikisine de recm cezası uygulamak istemiştir ama daha sonra Ömer b. Hattab’a Mustaiza’ya “müminlerin annesi” denilmediği, perde (hicab) arkasına alınmadığı ve Muhammed ile cinsi münasebette bulunmadığı hatırlatılmış, o da recm cezasından vazgeçmiştir.

Görüldüğü gibi Ahzap 53. ayet adeta Muhammed’in eşlerinin başında bir kılıç gibi sallanmıştır.

Muhammed ile yakın akrabalık bağına sahip olanlara onun ölümünden sonra tahsis edilen “atıyye”ler ise “atâ hukuku” adı ile başka bir konuda incelenecektir, bu yüzden burada bu konunun detaylarına girmiyorum.

18-Havle b. Huzeyl: *Bu kadının da Muhammed ile nikah kıydığı ama zifafa girmeden yolda gelirken vefat ettiği söylenir başta Taberi olmak üzere bütün kaynaklarda. İlginçtir Havle’nin ölümü ile birlikte onun yerine aynı ailden Şeraf b. Halife gönderilir Muhammed’e.

19-Şeraf. b. Halife : Muhammed’in ünlü elçisi Dıhye’nin kızkardeşidir. M. Hamidullah (İslam Peygamberi n. 887)’de şöyle der: Dıhyetu’l Kelbi Resulullah AS’a kızkardeşini eş olarak vermiş, ancak bu hanım henüz Medine’ye varmadan yolda vefat etmiştir. Dıhye bir başka kızkardeşini vermek istediyse de bu kez Resulullah AS onun gelişinden önce son nefesini vermiştir.

M.Hamidullah ( İslam Peygamberi no.1779)’da isim vermeden “Resulullah Dıhye’nin güzelliği ile ün yapmış kızkardeşini nikahlamak istemişti” derken *acaba bu yukarıdaki isimlerden hangisini kastetmiştir, orasını bilmiyorum.

Anlaşılan o ki; bu iki kadın ile zifaf *gerçekleşmeden evlilikler son bulmuştur. Bu anlamda bu iki kadın Muhamed’in “nikahlayıp da birleşemediği kadınlar” grubunda yer alacaktır.

20- Havle b. Hakim : Muhammed’e kendisini (nefsini) hibe eden (Ahzap 50 gereğince) kadınlardan birisi olduğu yönünde neredeyse ittifak vardır. Bu isim ile ilgili oldukça ilginç bir hadis vardır:

“Hz.Urve, Hz. Aişe’den naklediyor: Hz. Aişe buyurmuştur ki: Havle bintu Hakim Resulullah’a kendisi gelip evlenme teklif edenlerdendir. Aişe devamla dedi ki: Ben (kıskançlığın şevkiyle) “Kadın kısmı bir erkeğe evlenme teklifi yapmaktan sıkılmaz mı” diyerek bu şekilde Peygambere teklifte bulunanları kınardım. Ne zaman ki: “Onlarsan kimi dilersen geri bırakır, kimi dilersen yanına alabilrisin. Geri bıraktıklarınndan kimi istersen almakta sana güçlük yoktur… (Ahzab 51) mealindeki ayet nazil oldu kendimi tutamayarak: “Ey Allah’ın Resulü, görüyorum ki, Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor” dedim. [(Buhari, tefsir, Ahzab 7, Hikah 29; Müslim Rıda 49 (1464); Ebu Davud, Nikah 39 (2136); Nesai, Nikah 1, (6,54)]
Tabii burada Prof. İbrahim Canan Hadis Ansiklopedisi C.3.s 77’de “Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor” diye çevirerek adeta bu sözü yumuşatmıştır. Çünkü kendisi s. 79’da bu cümlenin kelime kelime tercüme edilince su-i edeb ifade eden mana çıktığını adeta itiraf etmiştir.

Nedir bu sözün Arapçası ona bakalım: “Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke”

Dikkat ederseniz burada “hevâ” kelimesi geçiyor. Nedir hevâ ? Nefsin arzu ve istekleri
Nefsin arzû ve isteklerine hevâ denmesi, kimde bulunursa onu Cehennem’e düşürdüğü içindir. Hevâ sâhiblerine de ehl-i hevâ denmesi, bunlar Cehennem’e düşeceği içindir. (İmâm-ı Şa’bi)

İşte İbrahim Canan’ın kelime kelime çevirirsek su-i edep ifade eder dediği durum bu.

“Hevâ” kelimesi öncelikle “nefsani” arzu ve istekleri idafe eder ve söz konusu konu kendisini Muhammed’e *hibe eden bir kadın ile ilgili ise o zaman bu nefsani isteğin ne olduğu çok rahatlıkla anlaşılabilir. İlginç olan şu ki Ahzap 52 ile Muhammed’İn evlillik sayısına sınır getirilmiştir. Bu ayet indiğinde Muhammed’in 9 eşinin hayatta olduğu söyleniyor..

– “Ey Muhammedi Bundan sonra, sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzelliklerini ne kadar hoşuna giderse gitsin; hiçbirini başka bir eşle değiştirmen helâl değildir. Allah herşeyİ gözetmektedir.” (Ahzap 52)

Bu ayetin bir “sınır” koyduğu, bu sınırlama nedeniyle. MuhamÂ*med’in artık o zamanki zevcelerinden başka bir eş alamayacağını hükme bağladığı belirtilir.

Fakat Muhammed’in eş sayısına konan bu sınır Ahzap suresinin 50. ayeti ile kaldırılıyor. Peki nasıl olur ? 52. ayetin hükmü 50. ayet ile kaldırılır derseniz orada da kanıtlarımız şunlar.

Bu ayetteki “sınırlamanın, 50. ayette kaldırıldığı, 52. ayetin, asÂ*lında 50. ayetten önce olduğu da savunulur. (Bkz. Tefsirler, örneğin Râzi, 25/223.)

Kuran’da bir çok böyle ayet vardır. Mushaf sıralamasında sonraki olan bir çok ayet ayet nüzul sıralamasında öncekidir. Yeri gelince bu tip ayetlerden örnekler vereceğim.

Bir diğer kanıtmız ise şu :

Aişe şöyle bir açıklaÂ*ma yapıyor:

– “Peygamber, kendisine kadınlar (sınırsız olarak) helâl kılınmaÂ*dan ölmedi.” [(Bkz. Tırmizi, Tefsir, Ahzap (3214); Nesâi, Nikah 2 (6,56)]

İlave olarak :

Prof. İbrahim Canan (Hadis Ansk. *C.3. s. 83)’de şu açıklamayı yapar: İbnu Ebi Hatim’in, Ümmü Seleme’den yaptığı bir rivayet de bunu teyid eder. Der ki: Resulullah ölmezden önce mahremi olanlar hariç, dilediği kadınla evlenmek kednisine helal kılındı. Bu husus şu ayette açıklandı: “Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur…” (Ahzap 51)

İbn Kesir bu ayeti zikrettikten sonra der ki: Bu sonuncu ayet tilavet itibarıyla hemen arkasından gelen ayeti neshetmiştir. Bu mensuh ayet mealen şöyledir: Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helal değildir. Allah her şeyi gözetler (Ahzap 52)

Bunun bir benzeri de Bakara suresinde geçmiştir. Oradaki iki ayetten önce okunan nesheder ki bu ayetlerden birincisi yani nasih olan şudur :

Bakara 234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

Neshedilmiş olan mütaakip ayet de şudur :

Bakara 240. Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah azizdir, hakimdir.

Bu sonuncu ayet islamın bidâyetindeki durumu açıklamaktadır. O zaman kocası ölen kadın miras alamaz, yalnız bir yıl kocasının evinde kalırdı ve bu esnada kendisine bakılırdı. Bu durumda iddet de bir yıldı. Kadın bu esnada çeker giderse bakılma hakkını kaybederdi. Bilahire yukarıda bahsettiğimiz Bakara 234. ayet bunu neshetti.

(İbrahim Canan-Hadis Ansiklopedisi C.3 s. 84)

Görüldüğü gibi birbirisi ile çelişkili iki ayet mevcut ve bunlardan mushaf sıralamasına göre önce gelen 234. ayetin mushaf sıralamasına göre sonra gelen 240. ayetin hükmünü ortadan kaldırdığını söylenmekte ve bu durumun benzerinin de Ahzap 50-51-52. ayetlerle benzerlik arzettiğini açıklamaktadır İslam uleması.