Forum

Güruh-u Naciye

Başlatan Hakki Baskoylu · 2 Cevaplar
Gönderildi: 8 w
Aşık pençesini göğsüne götürdü, baş kesip meydana aşk-ı niyazda bulundu. Eğildi sağ tarafındaki post üzerinde erkân tutmuş pir ile görüştü. Pir Nizari, “aşk ile erenler” dedi aşığa “Nefesin tutulsun!..” Aşık iç geçirdi. Pir ile tekrar görüştü ama bu sefer, biraz serin görüştü! Pir Nizari, aşıktaki ikiliği hemen sezdi ama ona hiç belli etmeden meydana doğruldu. Aşık, pir nefesinden memnun kalmamıştı!

Fırka-i Naciye
“Biz” dedi, Pir Nizarî kendinden emin, “Naciye çocuklarıyız bildiniz mi erenler? Babamız Naci’dir. Bu nedenle şeriatta bize Güruh-u Naci derler amma Marifet kapısında erenler öyle söylemez. Marifet kapısında biz Ana Naciye çocukları olarak anılırız. Marifet kapısı “ölmeden ölmek” kapısıdır. O kapıda künyemiz Ana Naciye ile anılır. Hakikat yolculuğuna Naciye çocukları olarak çıkarız.”

Oysa aşık, ne de güzel bir nefes dillendirmişti. Dile gelen nefes ile meydan esrikleşmiş, erenler cuşa gelmişlerdi.. Onların coşku ve cezbesi, aşığı da sarıp sarmalamıştı. Dem o demdi. Gel gelelim, Pir Nizarî bu gün, meydanı muhabbeti, hiç duyulmadık bir kapıdan açmıştı. Aşık, “bu kapıdan girenlere aşk olsun” diye geçirdi içinden. Çünkü, bir anda bütün bildiğinin ters yüz olduğunu fark etmişti.

Hiç beklemediği bir anda, kulağının işittikleriyle sarsıldı. Pir Nizarî: “Aşık söyler, Arif törpülermiş erenler!” dedi meydana. Aşık, “işte bu lokma da benimdir” diye geçirdi içinden ve pirinin kendisini okuduğunu düşündü. Biraz mahçup, kafasındaki gümanı silip pirine kulak vermeye başladı. Pir Nizarî konuşmasını sürdürürken meydanı bir umman içinde sürükleyip bir başka meydana götürdü sanki. İşte orada, “açıldı meydan, göründü rahman!”

“Bakınız şimdi” dedi Pir Nizarî, “işin başına dönelim ve görelim. Lâ mekân ilinden bi nişan iken, nasıl oldu da bir an içinde zuhura getirdin? Bir an içinde ‘ol’ dedin de oldu?”

“Lâ” demek, yok demektir. O zaman mekân da yok. Lâ mekân ilinde ve bir an içinde, nasıl oldu da meydana çıkardın? Mekân yok, namı, nişanı yok. Yok olan yerdeki dünyada insan olur mu?”

“Gök baba, yer anadır. Gök keramet ve mucizattır. Yerde her türlü ot, ağaç biter. Göğün hareketi, onun mucizatıdır. Göğün hareketiyle yağan yağmur, kar, ateş, rüzgardır. Bunların hepsi yere yağmakta. İnsanlar, hayvanlar ve cümlesi, yerden ve gökten kalıplarını almış oluyorlar. Alınan kalıpları: ateş, hava, su ve topraktır.”

“Yüreğindeki kuşkuyu silmelisin talip” dedi Pir Nizarî. Sanki meydan erenlerinin bir kısmında da ikirciklenmelerin olduğunu sezmiş gibiydi ve meydana seslenmişti. Söylediklerinin adeta üstünü basarak konuşmasını sürdürdü.

“Kalıp, Allah’ı ispat edendir. Gerek insan gerek Allah olsun, anadan doğmayan kendini ispat edemez. Anca anadan doğan insan ve Allah, kendini ispat edebilir. Var olanların ispatı dünyadır. Dünyada ispatlı olan tasdiklidir. Vücutsuz olan Lâ mekândır. Mekânı yok, namı nişanı yok olanlar, kendilerini ne ile ispat edebileceklerdir? Ateş, hava, su ve topraktan vücudunu almayan ispatsız, Lâ mekândır.”

Aşık’ın nutku durmuştu adeta. “Pirim o zaman sen herkesin Allah’ı ayrıdır diyorsun” diye soracaktı ama vazgeçti. Bu meydanda, bu güne dek öğrendiklerinin bir anda suya sele gittiğini fark etmişti. Bir boşlukta gibiydi. Kendine olan güvenini kaybetmişti bir an için. Ruhu daralmıştı. Sazına gitti eli, belli belirsiz onu okşar gibi yaptı. Olduğu yere çöktü, küçüldü!..

Pir Nizarî sanki, meydanı okuyordu.. Meydan kitaptı ve o konuşmuyor, önündeki insan topluluğundan mürekkep kitabı sayfa sayfa okuyordu. Tıpkı aşığın sazın telleri üzerinde gezindiği sıradaki ruh haline benziyordu görünüşü. Ya da aşığa öyle gelmişti. Gözleri kapalı, yüz hatları sakin ve dingin, sesi bir melodi gibi insanın ta yüreğine işliyordu.

“Bu güne dek insanlık, iki kol üzere gelmişlerdir. Biri Naciye ana koludur diğeri ise Havva ana kolu. Bu kollar birbirinden ayrıdır. Bu kolların Allahları da ayrıdır. Havva kolunun Allah’ı yaratılmışlarda, Naciye kolunun Allah’ı da doğuşta ispat olunur. Doğuşta kendini ispat etmeyenin kendisi de yok, namı da yoktur. Yok olanlar, dünyada kendini ispat etmeyenlerdir. Yoktan yaratılmış olanlardır. Anasının doğum kapısına Hakk kapısı demeyenler, kendilerini inkâr etmiş, ailesiyle yatınca kendilerini pis görüp cenabet olanlardır. İnkâr defterine kayıt düşenlerdir.

Kendini tanı ey talip!.. Özünü, nefsini, hırsını öldür. Öldür ki yeniden doğumun olsun. Yeniden doğmak, uyanmaktır. Uykuyu terk et! Uyanmak kendini bilmektir. Kendini bilmeyen Hakkı bilir mi? Hakkı kendisinde mevcut görmeyen boş kovandır. Bu kovan şeytanın evi olup balı yoktur. Hakkı tanıyanlar, Hakk’ı kendisinde hazır ve mevcut görenlerin kovanları bal ile doludur. Hakk onların emrinde ve onlara sahip. Onları gezdiren dolaştıran, her bir fena fiillerden, kötü hallerden saklayıp bekleyen Hakk’tır.”
Zaman çizelgemde paylaş

Hakki Baskoylu Üyeyim: 12 w

Gönderildi: 7 w
“Aleviler olarak hiçbir zaman cennete gitmek, cehennem azabında yanmamak için ibadet etmiyoruz. Çünkü bizde cennet cehennem yok. Çünkü ölmek yok” diye ifade eden Dede Turan, yapılmaya çalışan hakka yürüme erkanlarına karşı çıkılmaya çalışıldığının altını çizdi. Cemevlerinin Alevilerin toplumsal özüne, yaşam biçimine eğitim vermesi ve hakka yürüme erkanı yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Dede Turan şunları vurguladı:

“Her şey bir vardan var oldu ve olmaya devam edecek. Zaman içinde bulunduğu ortama göre şekil değiştirir. Biz buna kalıp değiştirme diyoruz. Cemlerimizi bağışlama, affettirme ortamlarına dönüştürdüğümüz sürece o cemler gelene hiçbir şey vermez. Orada insanlara bir şeyler aktararak, gönlünü bilgi ile doyurarak, hoş ederek o meydanın muhabbetini yürütmektir. Ölmek, yok olmak anlamına gelir. Hiçbir şey durduğu yerde yok olmaz. Biçimler alır ve yoldaki anlamı devre eylemektir. Bu tekrar dönüşümdür. 4 ana unsur vardır; toprak, hava, ateş ve su. Yani bunların don değiştirmiş haliyiz hepimiz. Biz yeni adet getirmiyoruz. Biz de var olanın ortaya çıkmasına delil olmak istiyoruz. Hakka yürüme erkanı hala cenaze namazı olarak yerine getiriliyor. Bu yola uygun erkanımızın ve düsturumuzun olduğunu unutmuşuz. Şimdi ise yapılan hakka yürüme erkanlarına ‘böyle olmaz, cenaze namazı neden kılınmıyor’ diye karşı çıkılıyor. Biz kendimiz olmak zorundayız.”

Alevi Yasam Felsefesinde Cennet Hevesi, Cehennem Korkusu yoktur. Cunku Aklin yoluna ters gelir, Olmiyan olmasinin mumkun olmadigi yani gercegi yansitmadigi icin boylesi bir uydurma yalanlara yer vermez, GERCEGIN DEMINE HUUUUU demenin temel felsefesi`de budur.
Adem ile Havva uydurmasini, Sozde Cennetten Kovuldugu, Erkek Egmenliginin yani Anaerkil toplumun Ataerkil topluma donusumu ile donemin egemen veya oteriter unsurlari tarafindan Kadinin tanricaligini yerle bir etme cabasindan ve amacindan baska bir sey olmadigini gormemek icin kor olmak gerekir.

Havva nasil olur da Ademin Sag kaburgasindan turemis olabilir!!! Dogurgan ve can veren Kadin olmasina ragmen Can veren Adem olarak neden gosterilmis olabilir?
Bu uydurulmus yalan ve sahtekarliklari kabul etmis olsak bile, Kendi Kaburgasindan yani kendi parcasi sayilan bir olusuma nasil tecavuz edebilir, pes pese cocuklar dogurabilir?
Aklin yolunun kabul etmedigi boylesi uydurulmus bir sapkin veya temeli olmiyacak bir olusumu ortaya atacagina, Adem ile Havva`nin cennette izinsiz bir birleri ile iliskilerinden dolayi Cennetten adildiklari uydurma politikasi daha mantikli olabilirdi, Mantikli bir temeli olmiyan uydurulmus ve Erkek egemenligi tarafindan kendilerini odunlendirmek cabasindan baska bir sey olmadigi gercegini de gormus oluyoruz.

Adem Cennetten kovuldu, Havva da onun sag kaburgasindan birden bir canli KADIN olarak hortladi diyelim, pekki Cocuklarinin bir birleri ile evlendirilmesine ne dersiniz!!!! Hani siz Ana Baci taniyanlardiniz, Sizinle ayni fikirde olmiyanlar MUM SONDU YAPIYORLARDI!!!!
Savunduklarinizla Asil Mum sondu siz yapmiyormusunuz? Savunmaya calistiginiz Dinin temeli elle tutulacak hic bir tutarli yonu yokken, "Kedinin ulasamadigi ET`e mundar demesi gibi" Eline, Beline ve Diline Sahip olma ozelliklerini yasamin en onemli ogeleri olarak yasaminin onemli sartlari ve kurallari olarak baslica hedefleri tayin eden boylesi bir Yasam Felsefesine, karalama, camur atma vs gibi iftiralarla kendinizi akliyacaginizimi saniyorsunuz?

Cennet ve Cehennem, Adem ile Havva, Habil Ile Kabil, Ozellikle Son Peygamberiniz Olan Hz Muhammed`in kendi evini Genel-Evine, (Kerhaneye) cevirmesi, Bir birlerinin kucuk yastaki kiz cocuklarina tecavuz edilmesi gibi yiginla olumsuzluklari`da goz onunde bulundurursak.
Sevgi ve Insanlik Yolunda Kesintisiz Mucadelesini Asirlardan Beri Surduren ve Surdurmeye Calisan Alevi Yasam Felsefesinin yasama dair insanliga isik olan boylesi bir Felsefenin, Basta Islam ve diger tek tanrili dinlerle kiyaslanabilirmi?
San Olsun Karanliklari Aydinliga Cikaranlara.
San Olsun Alevi Yasam Felsefesinin Surdurdugu Sevgi ve Insanlik Yolu.

Hakki Baskoylu Üyeyim: 12 w

Gönderildi: 7 w
(Alevilik : İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur. Bu ne demek? Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır. Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır. Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde.

Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur. Nereden biliyoruz? Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur. Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez. Cemde sorgu sual vardır. Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur. Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”
Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır.

Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz? Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok. Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir.

Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir. Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.

Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez. (Hayat).)

Sonuc olarak Alevi Yasam Felsefesi tarihler boyunca Haklinin, Dogrunun ve Guzel olan her olusumun yaninda yer almis, gendisini gelistirmek ve yenilemek adina insanlik icin dogru olan ve insanliga hizmet eden butun guzellikleri alarak insanliga hizmet etmeyi kendisine amac edinmis bir yasam felsefesidir.

Ne Cennet hevesine nede Cehennem korkusuna kapilmistir, elinin tersi ile itmis,
Cennet denen yerin hayali ve gercekle bagdasmadigini, varsa oyle bir yer Edep ve Erkandan uzak insanligin kabul edemiyecegi bir yasam olup, uckur duskunlerin ve cinsi sapiklarin ihtiyac duydugu bir yer oldugunu…. Eline, Beline ve Diline sahip olanlarin boylesi sapik bir iddadan medet ummasi ve umut bagliyarak hayali bir dunya aramasi INSANLIK ISI olmadigini kavramis olup, Cinsi sapik ve uckur duskunlerine meydan okumustur……

Cehennem denen Iskence haneyi yine elinin tersi ile itmis, Ben zaten senin zulumunden, adaletsizliginden, insanliga yonelik butun haksizliklarindan gerektigi kadar iskence cekiyorum, senin Cehenneminde gorecegim iskence bana viz gelir.
Iskence Insanlik Sucudur. Insanlik Onuru Iskenceyi Yenecektir… slogani ile sozde var olan O Allah`a meydan okuyorsa, Insanlik Kendisini hem Cennetinde hemde Cehenneminde yargilayip hak ettigi yere gonderecektir…..

Yukarida saydiklarimiz ve sayamadiklarimizi goz onunde bulundurursak….

Alevi Yasam Felsefesinin;
Tarihi ve Dogusu Savaslarla Ortaya Cikmis, Kendi Inancini Zorla Baskasina Kabul Ettirme Adina, Nice Soykirim ve Katliamlara Imza Atmis, Sozde Allah Adina, Bas Kesen, Kol Kesen, El Kesen, Bogazliyan, Kucuk Cocuklara Tecavuz Eden, Yagmaliyan Talan Eden Yakan, Yikan ve Insanligin Kabul Edemiyecegi Haksizliklara Imza Atan, Islam Denen Suc Makinasi ile Ne Ilgisi Olabilir?

Suc makinasi, tarihin en barbar dini ve inanci olan islamin vaz gecilmezlerinden olan 5 Sartinin hic birini yasam felsefesinde barindirmiyan,
Alevi Yasam Felsefesinin Islamla bir arada gormeye calismak ve Islamin bir kolu, mezsebi inanci olarak gormeye calismak, tarihi bir yanilginin yani sira, basli basina insanlik sucudur….

“ALEVILIK” BIR YASAM BICIMI VE YASAM FELSEFESIDIR.

Baskoylu